Habermetrik
← Ana Sayfa
01 Kasım 2026 04:10
✍ Editör: Habermetrik · Editör Politikası

Yapay zeka ve Atatürk, gerek var mı?

Yapay zeka ve Atatürk, gerek var mı?
Görsel kaynağı: gazetepencere.com
⏱️ 6 dk okuma 🛡️ %85 Doğruluk · 1 Kaynak
WhatsApp Paylaş
⚡ 30 Saniyede Özet Habermetrik Yapay Zeka Özeti
  • Yapay zeka ile Atatürk’ü olduğundan başka bir insana dönüştürmek ne kadar doğru
  • Gerçekliğin namzeti bir insanı yapaylıkla özdeşleştirmek ona her şeyden önce ayıp değil mi?

Atatürk’ü hepimiz tanıyor ve seviyoruz değil mi? Yani en azından ülkemizin bence çok büyük bir kesimi diyelim. Hayatını genç bir subayken de cumhurbaşkanımız iken de bu millete vakfettiğini ise herkes biliyor. Milli Mücadele ile Cumhuriyet dönemlerindeki Atatürk, aynı kararlılıkta ve sahici bir devlet adamıdır.

Hiçbir zaman halkına yalan söylememiş, hiçbir eyleminde kendi istikbâlini düşünmemiş idealist bir insandan söz ediyoruz. Yaptıklarıyla kahraman kelimesinin bu kadar yakıştığı ve kelimenin de içini dolduran başka bir insan bulmak zordur.

ATATÜRK GERÇEK BİR İNSANŞu halde, yapay zeka ile Atatürk’ü olduğundan başka bir insana dönüştürmek ne kadar doğru? Gerçekliğin namzeti bir insanı yapaylıkla özdeşleştirmek ona her şeyden önce ayıp değil mi? Evet, ben de onunla aynı sofrada oturmak, aynı karede yan yana fotoğrafa sahip olmak hatta onunla sohbet etmek için her şeyi verebilirdim.

Ama bu mümkün değil. O halde neden mümkün olmayanı mümkün-müş yaparak O’nu bir film karakteri gibi sahte bir varlığa dönüştürelim? Bunu yaparak O’nu gerçek halinden daha aşağı bir konuma indirgemiş olduğumuzu görmüyor muyuz?

Görmek herhalde buradaki ilk kelime. Görmüyoruz! Fotoğraf sanatçısı arkadaşım Gülay Ayyıldız Yiğitcan’a bu konudaki serzenişimi dile getirdiğimde bana uzman gözüyle şu yanıtı verdi: “Bakıyoruz ama görmüyoruz. Gözlerimiz eğitimli değil, gördüğümüzü sandığımız şeyi aslında görmüyoruz.

O nedenle Atatürk’ü dönüştürdüğümüz görüntünün aslında o olmadığını fark etmiyoruz.” “BÜYÜK BİR ŞOK YAŞIYORUZ”Bu cevabı alınca Gülay’a, “Peki, ama niye göremiyoruz ve nasıl göreceğiz?” diye sordum. Gülay da şu yanıtı verdi:“Yapay zeka ile profesyonel bireylerin ve stüdyoların çok iyi örnekler verdiğini görüyoruz.

Burada problem yok. Zira detaylı şekilde düşünülmüş, tüm ayrıntılara (ışık, açı, kompozisyon, profesyonel rötuş, dikkatli komut mühendisliği vs.) dikkat edilmiş işler çıkıyor karşımıza. Ve bu görüntüler genellikle iyi metin yazarlarının desteğiyle hayat buluyor.

Sorun, bu işler için eğitilmemiş bireylerin yaratım çabalarında ortaya çıkıyor. İşler sandığımız gibi bir fotoğrafı yapay zeka uygulamasına yüklemekle bitmiyor. Burada sorumlu tabii ki bu araçları tüm iyi niyetiyle kullanmaya çalışan bireyler değil.

Eğitim sistemimizde (90'larda devlet lisesinde eğitim görmüş birisi olarak söylüyorum) bize görmeyi gerçekten öğretmiyorlar. O zamanlar bu tür meslekleri seçen bizler üniversitede sıkı bir eğitimden geçerek görmeyi yeniden öğrenmiştik.

Şimdi ana akıma bu araçların girmesiyle büyük bir şok yaşadığımız inancındayım. Nasıl bakacağını bilmeyen birine bir yüzün her hali aynı gelebilir. Ama zamanla, hele de birbirinden üretilen kopyalar, aslı olandan tamamen uzaklaşabilir.

Günümüzde bu araçların demokratikleşmesi ile en azından basit kompozisyon, ışık, anatomi hatta rötuş eğitiminin (özellikle fotoğraf ve video üzerinden) gerekliliği büyük ölçüde arttı. Her şeyin zorlaştığı ülkemizde ütopik bir şeyden söz ediyormuşum gibi gelebilir.

Ama eminim sen bu durumun toplum için yaratacağı sorunları benden çok daha iyi açıklarsın.”GERÇEKLE BAĞI KOPAN İNSANGülay, değerlendirmeyi böyle yapıyor. Ben bu durumun toplumsal izlerine dair şöyle düşünüyorum: Bir toplumun gerçekle bağı koparsa hayatında kullandığı araçlar da aynı derecede gerçekten uzak olacaktır.

Gerçeği anlamayan, onu umursamayan insanların gerçek olanı anlama yetileri de zaten bozulmuştur. Bunu bir adım daha ileri götürürsek; gerçeği bile isteye reddeden insanlar ise, bilinçli bir tercihle gerçek olan her şeyden uzak durmayı seçecektir, aksi nasıl mümkün olabilir ki?

İnsanları yüzlerce yıldır yöneten sistemlerin ortak bir yönü var: İnsanların özgür düşünen birey olmaları yerine onlara dayatılanları kabullenmeleri beklenir. Böyle olunca birey yok olur, kitleler oluşur ve onlara doğru olarak öğretilenler zamanla birlikte sahiden de benimsenmiş doğrular olarak yaşanır.

Gerçek kaybolur, insanın kendi gerçeği de yılların doğruları içinde yitip gider. Ancak ona dayatılanları ve kim olduğunu sorgulama cesareti gösteren bireyler gerçeğe ulaşabilir ve o gerçek her ne ise onu özümsemeye uğraşır.

Ve bunun sonucunda da birey gerçek olmayan her şeye yabancılaşır, onu benimsemez, itiraz eder. Psikanalist Arno Gruen Normalliğin Deliliği kitabında, “Hepimiz, bize içteki kaosun acısından kaçmayı zorla kabul ettiren uygarlığımız tarafından şekillendirildik,” der.

Ve devam eder: “...Bize dayatılan gerçeklikle kendi iç dünyaları arasındaki zıtlıkların gerilimini kaldıramadıkları için ‘normal’ davranışın görüntüsü arkasına saklanan insanların bir süre sonra gerçeklik duyguları kalmaz. Bunun yerine duyguların ne olduğuna dair düşüncelerle donanırlar, duygularla deneyimleri gerçekleşmez.

Kendi duyguları yerine yapıştırma duygular sergilerler ve kendi gerçek duygularını terk ederler. Varsaydıkları kimliklerinin görüntüsü ne kadar ‘sağlıklı’ysa bu manevrayı gerçekleştirmekte o kadar başarılı olurlar. Amaçları kendi benlerini ifade etmek değil de, başkalarını davranışlarında, düşüncelerinde ve hissettiklerinde tutarlı olduklarına inandırmak olduğu için bu bir manevradır…”Ben sadece ülkemizde değil dünyada yaşanan ve “popüler kültür” adı altında kontrolsüzce gelişen her türlü yapaylığa bu açılardan yaklaşıyorum.

Bunların sonucunda da bilginin değil görünürlüğün öncelik olduğu, yanlışın doğru olanın önüne geçtiği, en çok beğeni almanın içeriğin ne olduğunu yendiği, uzmanlığın değil çok takipçili olmanın değer gördüğü bir sosyal dünyaya geçiş yaptık. Nitelik kayboldu, eğitim ve bilgi saygı görmüyor, Google üzerinden kontrolü yapılmadan ele geçen ilk görüntü ya da görsel “içerik” olarak paylaşılıyor.

Her neyse, nereden nereye geldim. Ama altta yatan temel sorunları anlamadan ne ortada bir sorun olduğunu görebilir ne de onları çözebilecek bir ortama geçiş yapabiliriz. Hâl böyle olunca, gerçeğe sadık yaşamaya çalışan insanlar için hayat zor ve kısmen yalnızlaşmış olarak sürüp gidiyor.

Oysa gerçek, ilk başta can yaksa da insanı o kadar özgürleştiren bir şey ki…ATATÜRK GERÇEK HALİYLE YAŞATILMALIKonumuza geri dönersem; bizler Atatürk’ü sahiden seviyor ve onu özlüyorsak onun gerçek görüntüsü ile yetinebiliriz. Elbette kurgu ile üretilen eserler olacak ama onların yapaylığına kapılmadan da O’nu beğenmeye, paylaşmaya devam edebiliriz kanımca.

Gerçek hali yeterince yakışıklı, yeterince güçlü ve yeterince hayranlık verici bana göre. Ayrıca üretilenlerin O’na hiç benzemediğini bilmem söylememe gerek var mı? Başka biri o yaratılan ve aslına da ayıp diye düşünüyorum.

Atatürk’ün yeniden yaratılmaya ihtiyacı yok, önce var olan ve bizim kurtarıcımız olan haliyle onu anlayalım ve yaşatalım hele. İşin uzmanları da teknik olanakları hakkıyla kullanarak gerçek içerikler üretsinler ama gerçek bilgi ile… Atatürk, gerçek haliyle yaşatılmayı hak ediyor, taklidine hiç mi hiç ihtiyaç yok.

BİR HABER: Cumhuriyetimizin 103. yılına armağan olarak, içeriğini hazırladığım ve küratörlüğünü üstlendiğim “Cumhuriyet’in Öncü Kadınları Sergisi” artık dijital olarak, iki dilde, ben yaşadığım sürece şu adresten görülebilecek: genç kızların incelemesini isterim. Bu sergide Atatürk'ün kadına verdiği değeri görebilir, Cumhuriyet neden bir kadın devrimidir hatırlayabilir, muhteşem 20 kadını tanıyabilirsiniz. 100. yıl için gururla hazırladım, Cumhuriyet ile birlikte ilelebet yaşasın!

💬 Habere Tepkinizi Belirtin:
Habermetrik WhatsApp Kanalına Katılın

Günde en fazla 3 kritik gelişme. Bildirim kirliliği yok, anında bilgi.

Kanalı Takip Et →
Kaynaklar: gazetepencere.com
Haber metni ve görseller gazetepencere.com sitesine aittir; tam içerik kaynak sitede yayınlanır.
Haber Künyesi
Kategori: Teknoloji
Yayın: 01 Kasım 2026 04:10 · Kaynak: gazetepencere.com
Kaynağı Oku ↗