Habermetrik
← Ana Sayfa
20 Eylül 2026 22:59
✍ Editör: Habermetrik · Editör Politikası

Öykü: Ben bu odayı kapatmıştım | Berrin Sermet

Öykü: Ben bu odayı kapatmıştım | Berrin Sermet

“Hayır efendim, görmemeniz imkânsız. İki gündür şakır şakır su akıyor duvardan, kova konulacak gibi de değil. Dakikada bir havlu değiştirip duruyorum.”

Apartman toplantıları çoğu insan için önemli bir etkinlik. Onlara söz hakkı verilen tek yer çünkü. Nevin Hanım her seferinde yerinde dimdik oturur, ellerini masada kavuşturur, kendisiyle ilgili olsun olmasın mutlaka bir ses çıkarır.

“Peki Nevin Hanım. Duvardan geliyorsa mantolamada sorun vardır.”

Yönetici elindeki kalemi yavaş yavaş çevirirken pencereden dışarı bakıyor. Bu kadın yüzünden istifa ederse şaşırmam.

“Duvardan akıyor dedim de tavandan geliyor su.”

“Küçük oda. Onur Bey benden gelmiyor diyor da gelip bakarsanız siz de göreceksiniz. Sorun benim duvarımda değil, onun evinde.”

“Küçük oda mı? Yatak odası diyecektiniz herhalde. Dün sizinle konuştuktan sonra bütün evi kontrol ettim. Zeminde biriken suyu fark etmeyecek biri değilim takdir edersiniz ki.”

Ses tonumun ayarı kaçmış olacak ki bazıları başını öne eğdi. Boğazını temizleyenler de yerinde kıpırdanıyor.

“Asıl siz karıştırıyorsunuz Onur Bey. Tam olarak küçük odadan bahsediyorum. Ardiye kadar olan hani. Ha, siz yalnız yaşadığınız için oncacık yere sığabildiyseniz bilemeyeceğim tabii.”

“Boş şeylerle mekân doldurmayı sevmiyorumdur belki Nevin Hanım.”

“Şey, bu durum toplantı konusu mu acaba?”

Mümtaz Bey yanında oturan yöneticiye eğilmiş, gözlüğünün üzerinden bakarak konuşuyor. Suyun geldiği yeri değil, paranın gideceği yeri merak ediyor.

“Ben bu işten anlayan bir usta bulacağım. Onur Bey ve Nevin Hanım’ın uygun olduğu bir gün gelip bir baksın. Çatıdan kaynaklanıyorsa tabii ki hepimizin sorumluluğu. Ama tesisat sorunuysa onların halletmesi gerekecek.”

Aslında itiraz istemiyorum dedi yönetici.

“Tavandan gelen su benden kaynaklanacak değil ya.”

Nevin inat. Parmaklarıyla yukarıyı işaret ediyor. Sonra da kendinden emin kollarını kavuşturuyor. Kimseyle göz göze gelmemeye yemin etmiş. Benim dışımdaki komşularını karşısına almak istemiyor ama yanılıyor.

“Ustayı çağırdığımda önce sizin küçük odanıza bakması daha doğru gibi. Hatta belki öbür odalarınıza da bakması gerekecek. Neticede suyun çıkış yeri sizin eviniz.”

Kadını iyice sinirlendirmiş olmalıyım ki ellerini masaya sertçe koyuyor.

“Her yeri kontrol ettim ben. Başka yerde yok. Tabii, usta da gelsin baksın.”

Telefonumla ilgilenmeyi tercih ediyorum. Aklım World War Heroes’ta nerede kaldığımda.

Ertesi gün saat on biri biraz geçe uyanıyorum. Kahveyi demleyip bilgisayarın başına geçiyorum. Mailler birikmiş. Telefonumda iki cevapsız çağrı; biri yönetici, diğeri annem. Mesaj da atmış, “Mutlu yıllar oğlum, iyi ki varsın.” Önce kahvemi alayım, ayılayım. Koridordan geçerken aynaya bakıyorum. Otuz dokuz. Göbeğim çıkmış. Yakından bakınca şakaklarımdaki beyazlardan birini kopartıyorum. “Sağ ol anne,” yazıp mailleri okumaya koyuluyorum. Hiçbirini cevaplamaya gerek yok. İstenenleri not alırken kapı çalıyor. Açmayınca tekrar.

“Onur Bey kusura bakmayın. Müsait misiniz diye aradım ama ulaşamadım.”

Yanında alet çantasıyla üstü başı tozlu adamı işaret ediyor yönetici.

“Ömer Usta Nevin Hanım’ın dairesine baktı. Size de bir baksın dedim. Gel git olmasın.”

Kapıyı açık bırakıp masaya dönüyorum. Kendi aralarında konuşuyorlar. Konuşsunlar.

“Bütün evi gezmeye gerek yok usta, zaten sorunun nerede olduğu belli.”

“Olsun Özgür Abi, her yere bakalım, kaçak bu katta mı değil mi anlayalım.”

Yaşa, biliyorsun işini. Biram bitmiş. Tekel on ikiden önce dükkânı açmaz, geldiğinde de suratsız olur, alkol kokar. Ben sabaha kadar oyun oynarken o sabaha kadar içer. Ben tek kelime etmeden alışveriş yaparım, o da hiç konuşmadan pos cihazını uzatır.

Yatak odasının kapısını kapattığını duyuyorum ustanın.

“Bak, boşuna getirdiler seni buraya kadar.”

Cevap bile vermediler. Son sigaramı yakıyorum. Paketi avucumda ezip çöp sepetine fırlatsam da tutturamıyorum.

Sandalyeyi geriye itip çıkıyorum salondan.

Bir bana bir koridorun sonuna bakıyorlar.

Koridor aydınlık. Bense lambaları hiç açmam. Yanlarına gidiyorum. Dik dik bakıyorum yüzlerine, sonra da yöneticinin, “İşte şuradaki,” dediği yere. Bir kapıyı işaret ediyor; yatak odasınınkini değil, banyonunkini de değil, başka bir kapıyı. Fırlıyorum yakından görmek için. Diğer kapıların aynısı. Verniği pul pul. Alt kısmı çürümüş. Pervazında, ahşabında gezdiriyorum elimi. Batan kıymığın acısıyla irkiliyorum. Parmağımı emerek onlara dönüyorum.

Evdekilerden farkı dökülen verniği ve çürüyen kısmı. Diğerlerini geçen sene cilalamışlardı.

Yönetici konuşurken sokak kapısının yanında ağzına kadar bira şişesi dolu çöp poşetine bakıyor.

Salona dönüyorum. Cüzdanımla anahtarlarımı alıp çıkarken sesleniyorum.

Binanın altındaki tekelde yine kapalı yazıyor ama adam içeride. Çömelmiş şarap şişelerini kutularından çıkarıyor, yere diziyor. Yanından geçip bira dolabından dört tane kapıp tezgâha bırakıyorum. Sonra dört tane daha. Yanına gidiyorum.

İrkiliyor adam. Kredi kartımı havada sallıyorum. Ödeme yapmak için sessizce işinin bitmesini beklememe alışık tekelci.

Tezgâhın arkasına geçiyor. Biraları poşete koyarken birini elinden kapıp kafaya dikiyorum.

Kaynaklar: edebiyathaber.net
Haber metni ve görseller edebiyathaber.net sitesine aittir; tam içerik kaynak sitede yayınlanır.
Haber Künyesi
Kategori: Kültür-Sanat
Yayın: 20 Eylül 2026 22:59 · Kaynak: edebiyathaber.net
Kaynağı Oku ↗
Paylaş: X WhatsApp