Bizim patron uslanmıyor, tekrar almasınlar!
- Hani derler ya, insan başına gelenlerden ders çıkarır diye… Bizim patron ya o dersi kaçırmış ya da ‘ceza’ evinde kalmayı göze almış
- 11 Eylül'de yaptığı bir haber nedeniyle tutuklandı
Hani derler ya, insan başına gelenlerden ders çıkarır diye…
Bizim patron ya o dersi kaçırmış ya da ‘ceza’ evinde kalmayı göze almış! 11 Eylül'de yaptığı bir haber nedeniyle tutuklandı.
İnsan böyle bir tecrübeden sonra ne yapar?
Akraba gezmesine çıkar. Hiç olmadı, telefonunu kapatır, memleket meselelerinden uzak durur.
Kalktı İstanbul'a gitti! Hem de gezmeye, boğaz havası almaya, balık ekmek yemeye değil…
“Korkmuyoruz, susmuyoruz, itaat etmiyoruz!” diye bağırmaya!
Yahu patron, bari biraz sessiz kal da biz de rahat nefes alalım!
Bolu'dan bir tek bizimki gitmiş! İstanbul'da gazeteciler basın özgürlüğü için yürüyüş düzenlemiş.
Türkiye'nin farklı şehirlerinden meslektaşlar bir araya gelmiş.
Bolu'dan kaç kişi katılmış dersiniz? Bir! O da bizim patron H. Hüseyin Aykan.
İnsan ister istemez düşünüyor. Bolu'da başka gazeteci mi yok?
Elbette var. Hem de çok var. Ama belli ki bizim patronun içinde bir türlü susturamadığı bir gazetecilik sevdası var.
Hemşerilerimiz İstanbul'a giderken genellikle alışveriş yapar, akraba ziyaret eder, fırsat bulursa Boğaz'da fotoğraf çektirir.
Bizim patron İstanbul'a gidiyor, kendini protesto yürüyüşünün en önünde buluyor.
Bazıları İstanbul'da boğaz turu yapar, bizimki basın özgürlüğü turu!
Şimdi yanlış anlaşılmasın. Cezaevi şakaya gelecek bir yer değil.
Bir insanın özgürlüğünden mahrum kalması elbette ciddi bir mesele.
Ama bizim patronun inadı da ayrı bir araştırma konusu!
Çıkmışsın. Sevdiklerine, canından aziz bildiğin okurlarına ve gazete çalışanlarına kavuşmuşsun.
İnsan biraz temkinli olur. Bizimki çıkmış, gazetecilerin ön safında yine bildiğini okuyor.
Bir de açıklama yapmış: “Gazetecilik itaat mesleği değildir. Gazeteci emir almaz, talimatla manşet atmaz!”
Biz sana “Biraz dinlen” diyoruz, sen “İtaat etmiyoruz” diyorsun.
Vallahi bu gidişle seni ikna etmek için gazetede ayrı bir müzakere masası kurmamız gerekecek.
Kalemimiz satılık değilmiş, onu biliyoruz!
Patronun bir sözü daha var: “Kalemimiz satılık, vicdanımız kiralık değil!” Doğru söze ne denir?
Zaten bizim gazetenin muhasebesine bakan herkes, ortada satılacak kalem dahil hiç bir şeyin olmadığını bilir!
Şaka bir yana, Anadolu'da yerel gazetecilik yapmak kolay iş değil.
Bir tarafta ekonomik sıkıntılar, diğer tarafta haber yetiştirme telaşı.
Üstüne bir de herkesin memnun olacağı haber yazma beklentisi…
Oysa gazetecilik herkesi memnun etme sanatı değil.
Birilerini kızdırmadan, kimsenin keyfini kaçırmadan, bütün tarafları mutlu ederek gazetecilik yapmak mümkün olsaydı, gazetelerin adı herhalde “Günlük Mutluluk Bülteni” olurdu.
Bizim patron da yıllardır bu gerçeği bildiği için bazen en zor yolu seçiyor.
Patron, biraz da bizi düşün! Şimdi buradan kendisine küçük bir ricamız var. Sayın patron…
Gazetecilik ilkelerinden vazgeçme, doğru bildiğini yazmaktan geri durma, kamu yararını savunmaya devam et.
Ama ne olur, arada bir kendini de düşün! Senin inadına alıştık da yokluğuna alışmak istemiyoruz.
Bak, İstanbul'a gitmişsin. Binlerce insanın arasında yürümüşsün.
Basın özgürlüğünü savunmuşsun. Hepsi güzel. Ama insan en azından dönüşte bir kutu lokum getirir!
Üstelik manşet de belli: “İtaat etmiyoruz!” E be patron, anladık, etmiyorsun!
Ama biz de burada her sabah haberler çıkarıyoruz.
Günde en fazla 3 kritik gelişme. Bildirim kirliliği yok, anında bilgi.
Kategori: Asayiş
Yayın: 29 Ekim 2026 12:27 · Kaynak: bolugundem.com