Netanyahu giderse İsrail değişir mi? Türkiye için asıl mesele Suriye
- Emin Şirin, Netanyahu’nun gitmesinin İsrail politikasını değiştirmeye yetmeyeceğini belirterek Türkiye için Suriye ve Doğu Akdeniz uyarısı yaptı
İsrail’de seçimlerin ardından Benjamin Netanyahu’nun iktidardan uzaklaşması ve eski Genelkurmay Başkanı Gadi Eisenkot’un Arap partilerinin desteğiyle başbakan olması ihtimali, Türkiye-İsrail ilişkilerinin geleceğine yönelik tartışmaları da beraberinde getirdi. Ankara Masası’nda değerlendirmelerde bulunan deneyimli siyasetçi Emin Şirin, Netanyahu’nun görevden ayrılmasının İsrail’in devlet politikalarının değişeceği anlamına gelmeyeceğini belirterek Türkiye’nin olası normalleşme sürecine ihtiyatlı yaklaşması gerektiğini vurguladı.
Doç. Dr. Selim Öztürk’ün olası bir Eisenkot hükümetinin Türkiye ile ilişkilerde normalleşmenin önünü açabileceği yönündeki değerlendirmesini ele alan 22. Dönem Milletvekili Şirin, asıl belirleyici unsurun yeni başbakanın kimliğinden çok Filistin, Gazze, Suriye ve Doğu Akdeniz politikaları olacağına dikkat çekti. h(2226964) NETANYAHU’NUN YERİNE GEÇMESİ BEKLENEN EİSENKOT KİM?
Netanyahu’nun olası rakibi ve yeni hükümetin başbakan adaylarından Gadi Eisenkot, yalnızca mevcut yönetime karşı çıkan bir siyasetçi değil. İsrail’in eski Genelkurmay Başkanı olan Eisenkot, Lübnan’da uygulanan ve sivil altyapının geniş çaplı tahribini de içeren Dahiye Doktrini'yle adı özdeşleşmiş bir asker olarak biliniyor.
Ayrıca Gazze savaşının başlangıcında Netanyahu’nun savaş kabinesinde görev aldı. Eisenkot’un Filistin devletinin kurulmasına karşı çıkması ve Hamas’ın silahsızlandırılmasını savunması, İsrail’in güvenlik politikalarında köklü bir değişim beklentisini sınırlayan unsurlar arasında gösteriliyor.
Şirin’in değerlendirmesine göre Eisenkot’un Netanyahu’dan farkı, temel hedeflerinden çok bu hedeflere ulaşmak için kullanacağı yöntemlerde olabilir. Netanyahu’nun sert ve çatışmacı üslubunun yerine daha ölçülü, uluslararası toplumla daha kolay ilişki kurabilen bir yönetim gelebilir.
Ancak daha ılımlı bir siyasi dil kullanılması, İsrail’in daha uzlaşmacı politikalar izleyeceği anlamına gelmiyor. ARAP PARTİLERİNİN DESTEĞİ YENİ HÜKÜMET İÇİN YETERLİ Mİ? İsrail seçimlerine ilişkin mevcut sandalye hesaplamasında Netanyahu bloğunun 53, Arap partileriyle birlikte hareket eden muhalefetin ise 67 milletvekiline ulaşabileceği belirtiliyor.
İsrail’de hükümet kurabilmek için 120 sandalyeli parlamentoda 61 milletvekilinin desteği gerekiyor. Ancak 67 milletvekilinin Netanyahu’ya karşı olması, bu vekillerin aynı hükümet programında uzlaşabileceği anlamına gelmiyor.
Arap partileri arasında da siyasi öncelikler bakımından önemli farklılıklar bulunuyor. Mansur Abbas’ın öncelikleri arasında İsrail’deki Arap vatandaşlarının günlük yaşam koşulları, güvenliği, ekonomik imkânları ve eşit hakları yer alırken, diğer Arap siyasetçileri Filistin meselesini daha fazla öne çıkarıyor.
Bu nedenle Arap partilerinin Eisenkot’a destek vermesi halinde karşılığında hangi siyasi adımları talep edeceği önem kazanıyor. Filistin devletinin tanınması, Gazze politikasının değiştirilmesi, Batı Şeria’daki yerleşimlerin durdurulması veya İsrail’deki Arap vatandaşların ekonomik ve sosyal haklarının geliştirilmesi birbirinden farklı beklentiler olarak öne çıkıyor.
Arap milletvekillerinin desteğiyle kurulacak bir hükümetin Filistin devletine karşı mevcut tutumunu sürdürmesi de ihtimaller arasında bulunuyor. TÜRKİYE AÇISINDAN ASIL MESELE SURİYE Türkiye-İsrail ilişkilerinin yalnızca Gazze üzerinden değerlendirilmesinin eksik olacağına işaret eden Emin Şirin, önümüzdeki dönemin en önemli anlaşmazlık alanlarından birinin Suriye olacağını belirtiyor.
İsrail’in Suriye’nin güneyindeki askeri hareket serbestisini korumak istediğini, Türkiye’nin ise ülkedeki askeri ve siyasi etkisinin genişlemesinin Tel Aviv yönetimi tarafından güvenlik tehdidi olarak görüldüğünü ifade eden Şirin, Eisenkot’un bu konuda Netanyahu’dan köklü biçimde ayrıldığına ilişkin güçlü bir işaret bulunmadığını vurguluyor. Türkiye’nin Suriye’deki varlığı, hava savunma sistemleri ve bölgesel nüfuzu konusunda iki ülkenin çıkarlarının çatışmaya devam edebileceğine dikkat çekiliyor.
Doğu Akdeniz de Türkiye-İsrail ilişkilerindeki bir diğer önemli anlaşmazlık alanı olarak gösteriliyor. İsrail’in Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ile geliştirdiği stratejik ilişkilerin yalnızca Netanyahu’nun kişisel tercihlerinden kaynaklanmadığı belirtiliyor.
Enerji, güvenlik ve bölgesel güç dengelerine dayanan bu ilişkilerin, yeni bir başbakanın göreve gelmesiyle kendiliğinden ortadan kalkması beklenmiyor. İSRAİL’DE DÖRT FARKLI HÜKÜMET SENARYOSU Emin Şirin, İsrail seçimlerinin ardından dört farklı hükümet ihtimali üzerinde duruyor.
İlk senaryo, Eisenkot’un Arap partilerinin katılımıyla bir koalisyon kurması. Böyle bir hükümetin siyasi üslubu yumuşatabileceği ve Türkiye ile diplomatik temasları kolaylaştırabileceği belirtiliyor. Ancak Suriye ve Doğu Akdeniz’deki temel anlaşmazlıkların devam etmesi ihtimali bulunuyor.
İkinci ihtimal, Arap partilerinin hükümete katılmadan dışarıdan destek vermesi. Bu durumda hükümetin kritik kararlar için sürekli destek aramak zorunda kalabileceği ve kırılgan siyasi yapının Türkiye ile kapsamlı anlaşmalar yapmasını zorlaştırabileceği değerlendiriliyor.
Üçüncü senaryo, Netanyahu ile Eisenkot’un bir birlik hükümeti kurması. Böyle bir tabloda Netanyahu siyasi karar mekanizmasının içinde kalmaya devam edecek. Bu durumun Türkiye açısından mevcut siyasi ve kişisel sorunların önemli bölümünü koruyabileceği ifade ediliyor.
Dördüncü ihtimal ise hükümet kurulamaması ve İsrail’in yeniden seçime gitmesi. Böyle bir gelişmenin siyasi belirsizliği uzatabileceği ve Netanyahu’nun iktidardaki süresini artırabileceği belirtiliyor. Şirin’e göre bu dört senaryonun hiçbiri, tek başına Türkiye-İsrail ilişkilerinde köklü bir normalleşmenin garantisi değil.
ERDOĞAN AÇISINDAN NORMALLEŞME NASIL ŞEKİLLENECEK? İsrail’deki olası hükümet değişikliğinin Türkiye’deki siyasi yansımaları da değerlendirmede ayrı bir başlık olarak ele alınıyor. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın yıllardır Netanyahu’ya yönelik sert bir söylem kullandığı ve Gazze’de yaşananları soykırım olarak nitelendirdiği hatırlatılıyor.
Netanyahu’nun yerine Gazze savaşının başlangıcında savaş kabinesinde görev almış eski bir genelkurmay başkanının gelmesi halinde Ankara’nın nasıl bir politika izleyeceği sorusu gündeme geliyor. Türkiye’nin milli çıkarları gerektiriyorsa İsrail’deki herhangi bir hükümetle diplomatik temas kurabileceğine dikkat çekilirken, asıl önemli olanın normalleşmenin hangi şartlarda ve hangi karşılıklar alınarak gerçekleşeceği olduğu vurgulanıyor.
Bu kapsamda Gazze konusunda somut bir sonuç elde edilip edilemeyeceği, Türkiye’nin Suriye’deki çıkarlarının korunup korunamayacağı ve Doğu Akdeniz’deki güç dengelerinde bir değişiklik yaşanıp yaşanmayacağı temel sorular olarak sıralanıyor. NETANYAHU’NUN GİTMESİ İSRAİL’İN DEĞİŞMESİ ANLAMINA GELMEZ Emin Şirin, Arap partilerinin desteğiyle kurulabilecek bir hükümetin İsrail siyasetinde yeni bir dönem başlatabileceğini ve Türkiye ile diplomatik ilişkilerin geliştirilmesine imkân sağlayabileceğini göz ardı etmiyor.
Ancak diplomatik ilişkilerin düzelmesiyle iki ülkenin stratejik çıkarlarının uzlaşmasının birbirinden farklı olduğuna dikkat çekiyor. Eisenkot’un Netanyahu kadar sert konuşmayabileceği, daha öngörülebilir bir siyasetçi olarak uluslararası toplumla daha kolay iletişim kurabileceği değerlendiriliyor.
Ancak bu özelliklerin İsrail’in mevcut politikalarını sürdürürken daha geniş uluslararası destek sağlamasına da imkân verebileceği belirtiliyor. Türkiye açısından belirleyici olanın İsrail’de başbakanın değişmesi değil, yeni hükümetin Filistin, Gazze, Suriye ve Doğu Akdeniz konusunda atacağı somut adımlar olduğu vurgulanıyor.
Günde en fazla 3 kritik gelişme. Bildirim kirliliği yok, anında bilgi.
Kategori: Siyaset
Yayın: 02 Kasım 2026 11:45 · Kaynak: ankaramasasi.com.tr