Fransa’daki protestolar Avrupa’ya yayılıyor
Türksat: 4A Frekans: 12457,5 Sembol: 30000 Polarizasyon: V(Dikey) FEC: 2/3
Fransa’da 17 Eylül’de liselilerin öğretmen eksikliğine, kalabalık sınıflara ve yetersiz eğitim koşullarına karşı başlattıkları protestolar, birkaç hafta içinde ülke çapında büyük bir toplumsal harekete dönüştü. Başlangıçta eğitim sistemindeki sorunlara odaklanan eylemler, üniversite öğrencilerinin, öğretmenlerin, sendikaların katılımıyla genişledi.
Eğitim hakkı için başlayan mücadele, giderek ücretlerin, emeklilik hakkının, hayat pahalılığının ve kamu hizmetlerinin kötüleşmesinin tartışıldığı bir toplumsal başkaldırıya dönüştü.
Fransa’daki hareketin dikkat çekici yanı, Avrupa’nın başka ülkelerindeki toplumsal protestolarla devam etmesi oldu. İtalya, İspanya, Portekiz, Belçika, Yunanistan ve Arnavutluk’ta da öğrenciler, gençler, işçiler ve sendikalar sokaklarda.
Her ülkede talepler ve hareketlerin ortaya çıkış nedenleri farklı olsa da ortak nokta, giderek ağırlaşan yaşam koşulları ve hükümetlerin bu konuda adım atmamalarına yönelik tepkiler.
İtalyan öğrenci birliği lideri Sabrina Brizzola’nın mitingdeki sözleri, talepleri çok iyi özetliyor: “Haydi, başımıza yıkılmayan okullar, güvenli ve onurlu iş, düzgün kamu hizmetleri ve sosyal adalet için sesimizi duyuralım.”
İtalya’da öğrenciler eğitim sistemindeki sorunlara, işçiler düşük ücretlere ve hayat pahalılığına karşı protestolar düzenliyor. İspanya ve Portekiz’de özellikle konut fiyatlarındaki artış ve yaşam maliyetleri eylemlerin merkezinde bulunuyor.
Arnavutluk’ta yolsuzluk, işsizlik ve kamu hizmetlerinin yetersizliği öne çıkarken, Yunanistan’da eğitim, çalışma koşulları ve ekonomik politikalar protestoların başlıca konuları arasında yer alıyor.
Avrupa, son yıllarda birbirini izleyen ekonomik ve siyasi krizlerle karşı karşıya. Pandeminin ekonomik sonuçları, enerji fiyatlarındaki artış, enflasyon, konut krizi ve savaşların yarattığı fiyat artışları milyonlarca insanın yaşam koşullarını zorlaştırdı. Bu krizlerin etkileri toplumun bütün kesimlerine eşit biçimde dağılmadı.
Rusya’nın 2022’de Ukrayna’ya karşı başlattığı savaş, Avrupa’nın enerji tedarikini ve maliyetlerini önemli ölçüde etkiledi. Rus gazına bağımlılığın azaltılması ve ABD başta olmak üzere daha pahalı alternatif kaynaklara yönelme, enerji piyasalarında fiyatları artırdı.
Eurostat verilerine göre 2025’in ikinci yarısında hanelerin elektrik fiyatı, 2022 yılı öncesine göre yüzde 23 artarak 100 kWh başına ortalama 28,96 avro oldu, doğal gaz fiyatı ise yüzde 57 arttı, 12,28 avro oldu. Enerji maliyetleri yalnızca elektrik ve ısınma faturalarına değil, sanayi üretimine, tarıma ve taşımacılığa da yansıyarak hayat pahalılığını besledi.
Eurostat’a göre AB’de 2021–2023 arasında tüketici fiyatları genel olarak yüzde 16,1, gıda fiyatları yüzde 26, konut, elektrik, gaz ve diğer yakıtların fiyatları ise yüzde 22 arttı. Bu süreçte özellikle düşük gelirli kesimler, gelirlerinin daha büyük bölümünü ısınma, elektrik ve gıda gibi temel ihtiyaçlara ayırmak zorunda kaldı.
2026’da ABD’nin İran’a saldırması yüzünden Hürmüz Boğazı’ndaki taşımacılığın aksaması, enerji maliyetlerini bir kez daha artırdı. Haziran başında Avrupa’da doğal gazın fiyatı savaş öncesine kıyasla yüzde 53 yükselerek megavatsaat başına 49 avroya ulaştı.
Bu tür fiyat artışları ısınma ve ulaşım giderleri dışında üretim maliyetlerini, gıda fiyatlarını ve enflasyonu da etkiliyor.
Sorun kaynakların yetersizliği mi, dağılımı mı?
Bir tarafta büyük şirketlerin ve yüksek gelir gruplarının servetlerini artırabildiği bir ekonomik yapı bulunurken diğer tarafta işçiler, emekçiler düşük ücretlerle temel ihtiyaçlarını karşılamakta zorlanıyor. Özellikle gençler açısından eğitim, iş bulma ve bağımsız bir yaşam kurma olanakları giderek daralıyor.
Eurostat’a göre 2025’te Avrupa Birliği’nde 92,7 milyon kişi, yani nüfusun yüzde 20,9’u, yoksulluk veya toplumsal dışlanma riski altında. Avro bölgesindeki servet dağılımında da belirgin bir yoğunlaşma var: Avrupa Merkez Bankası’nın hesapları, en zengin yüzde 10’un toplam servetin yarıdan fazlasını elinde tuttuğunu, en alttaki yüzde 50’nin payının ise çok daha sınırlı kaldığını gösteriyor.
Fransa, 2025’te yaklaşık 3,37 trilyon dolarlık gayrisafi yurt içi hasılasıyla dünyanın en büyük ekonomilerinden biri olmayı sürdürdü. Ancak ekonomik büyüklük, refahın toplumun bütün kesimlerine eşit dağıldığı anlamına gelmiyor.
Fransa Ulusal İstatistik ve Ekonomik Araştırmalar Enstitüsüne göre, 2024’te nüfusun en zengin yüzde 20’si toplam yaşam standartları gelirinin yüzde 38,8’ini alırken en düşük gelirli yüzde 20’nin payı yüzde 8,4’te kaldı. Aynı yıl 9,8 milyon kişi, yani nüfusun yüzde 15,4’ü yoksulluk sınırının altında yaşıyordu.
Bu veriler, ekonomik üretimin büyüklüğü kadar yaratılan gelirin nasıl dağıtıldığının ve ücretlerin insanların yaşam koşullarını ne ölçüde iyileştirdiğinin de önemli olduğunu gösteriyor.
Son kırk yılda Avrupa’da uygulanan neoliberal ekonomi politikaları; özelleştirmeler, kamu harcamalarının sınırlandırılması, çalışma yaşamının esnekleştirilmesi ve piyasa mekanizmalarının genişletilmesi üzerine kuruldu. Ülkeler arasında önemli farklılıklar bulunsa da bu politikaların ortak sonuçlarından biri, düşük ücretler, güvencesiz çalışma, kamusal hizmetlerde ve sosyal haklarda yaşanan düşüşler oldu.
Bugün sokaklara çıkanların talepleri de büyük ölçüde bu ekonomik modelin sonuçlarıyla ilişkili.
Silahlanma harcamaları ve sosyal bütçeler
Avrupa hükümetlerinin ekonomik tercihlerinde son dönemde öne çıkan bir başka gelişme, askeri harcamaların hızla artırılması.
Trump’ın NATO müttefiklerine yönelik harcama baskısının etkisiyle, üye ülkeler 2035 yılına kadar milli gelirlerinin yüzde 5’ini askeri harcamalara ayırma taahhüdünde bulundu. Bu karar Avrupa ülkelerinde kamu kaynaklarının dağılımına ilişkin tartışmaları daha da önemli hale getiriyor.
SIPRI’ye göre Avrupa’nın toplam askeri harcamaları 2024’te yüzde 17 artarak 693 milyar dolara ulaştı; Fransa’nın askeri harcaması ise aynı yıl yüzde 6,1 artışla 64,7 milyar dolar oldu.
Hükümetler askeri harcamaların artırılmasını uluslararası tehditler ve savunma ihtiyaçlarıyla gerekçelendiriyor. Buna karşılık sendikalar ve toplumsal hareketler, zaten yetersiz olan eğitim, sağlık, konut ve sosyal hizmet bütçelerinin nasıl korunacağını sorguluyor.
Fransa’nın 2026 bütçe tasarısında silahlanma harcamaları için 57,1 milyar avro, okul eğitimi için 64,5 milyar avro, araştırma ve yükseköğretim için 31,3 milyar avro ödenek öngörülüyordu.
Okullarda öğretmen açığı bulunurken, üniversitelerde öğrencilerin barınma sorunları büyürken, hastanelerde personel ve kaynak yetersizliği tartışılırken askeri harcamaların hızla artırılması, kamu bütçelerinin toplumsal ihtiyaçlara göre düzenlenmediğini açıkça ortaya koyuyor.
Ekim ayındaki gösterilerde bu konuda da protestolar oldu. Almanya’da 3 Ekim 2026’da Berlin’de düzenlenen gösteride binlerce kişi, yeniden silahlanma politikalarına, savaşa ve zorunlu askerlik uygulamasına karşı çıkarak askeri harcamalar yerine toplumsal ihtiyaçlara kaynak ayrılmasını talep etti.
İtalya’da 24 Ekim’de Roma’da düzenlenen savaş karşıtı yürüyüşte göstericiler, ülkenin uluslararası çatışmalara katılımına ve yeniden silahlanma politikalarına karşı çıktı. ‘İtalya’yı savaşın dışında tutun’ sloganıyla düzenlenen eylemde, askeri harcamaların artırılması yerine, toplumsal ihtiyaçlara kaynak ayrılması talep edildi.
Toplumsal taleplere siyasi yanıt verilebilecek mi?
Avrupa’daki protestoların ortaya çıkardığı temel soru, hükümetlerin toplumsal taleplere nasıl yanıt vereceği. Gösterilerin yasaklar ve polis müdahaleleriyle engellenmeye çalışılması, onları ortaya çıkaran ekonomik ve toplumsal sorunları çözmüyor.
Eğitim sistemindeki eksiklikler, yetersiz ücretler, barınma krizi ve sosyal haklara ilişkin talepler, kamu politikalarında ve bütçe önceliklerinde değişiklik yapılmasını gerektiriyor.
Fransa’da 5 Kasım, İspanya’da 11 Kasım için çağrısı yapılan genel grevler, protestoların sokak gösterilerinin ötesine geçerek emek mücadelesine taşınacağını gösteriyor.
İspanya’da Kasım ayında yapılacak seçim ile Fransa’da 2027’de yapılacak cumhurbaşkanlığı seçimi, bu taleplerin siyasi alanda nasıl karşılık bulacağını gösterecek. Grevler ve protestolar seçimlerin gündemini etkileyebilecek mi?
Daha önemlisi, ekonomik krizlerin maliyetinin kimler tarafından karşılanacağı, kamu kaynaklarının nasıl dağıtılacağı ve sosyal hakların nasıl korunacağı konusunda somut politika değişiklikleri sağlayabilecek mi? Avrupa’daki toplumsal hareketlerin önündeki temel mesele, protestoları kalıcı bir siyasi etkiye dönüştürebilmek gibi görünüyor.
İlke TV'yi, Google'da tercih edilen kaynak olarak ekleyin İlke TV’nin özel haberlerini ve güncel gelişmeleri anında takip etmek için tıklayarak WhatsApp kanalımıza abone olabilirsiniz. * ilketv.com.tr’de yayımlanan yazılar, yazarların görüşlerini yansıtmaktadır. Yazılar İlke TV’nin kurumsal bakışıyla örtüşmeyebilir. Yazıların tüm hukuki sorumluluğu yazarlarına aittir.
Kabine bugün toplanıyor: Gündemde süreç, fon soruşturması ve ekonomi var 26 Ekim 2026 08:13 Şiddetli sağanak ve fırtına uyarısı: Marmara, Ege ve Batı Akdeniz’e dikkat! 26 Ekim 2026 08:05 Sırbistan seçimlerinde tarihi zafer: Öğrenci Listesi kazandı 26 Ekim 2026 00:18 Prag’da binlerce kişi Çek Televizyonu ve Radyosu için bağımsızlık istedi 25 Ekim 2026 22:55 İçişleri Bakanlığı’ndan Ege’de sağanak yağış uyarısı 25 Ekim 2026 22:46
Kabine bugün toplanıyor: Gündemde süreç, fon soruşturması ve ekonomi var Şiddetli sağanak ve fırtına uyarısı: Marmara, Ege ve Batı Akdeniz’e dikkat! Sırbistan seçimlerinde tarihi zafer: Öğrenci Listesi kazandı Prag’da binlerce kişi Çek Televizyonu ve Radyosu için bağımsızlık istedi Web sitemizde yer alan haber içerikleri izin alınmadan, kaynak gösterilerek dahi iktibas edilemez. Kanuna aykırı ve izinsiz olarak kopyalanamaz, başka yerde yayınlanamaz.
Adres Kavaklıdere Mah. Paris Cad.
Kategori: Trafik
Yayın: 26 Ekim 2026 05:31 · Kaynak: ilketv.com.tr