Av. Fehmi Atay’ın Dr. Tayyar Altıkulaç Röportajı
Sorularımızı büyük bir nezaketle cevaplayan Tayyar Altıkulaç hoca, çocukluğundan hafızlık yıllarına, Kur’an-ı Kerim’in ilk nüshaları üzerine yaptığı çalışmalardan Diyanet İşleri Başkanlığı dönemindeki hizmetlerine kadar hayatını ve çalışmalarını anlattı. Araştırmacı, yazar ve hafız Dr.
Tayyar Altıkulaç; dünyanın farklı yerlerindeki kütüphane ve müzelerde bulunan eski Kur’an-ı Kerim nüshalarını araştırdı, karşılaştırdı ve yayımladı. İstanbul İmam Hatip Okulu ile Yüksek İslam Enstitüsü’nün ilk mezun ve ilk hocaları arasında yer aldı.
Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi’nin kuruluşuna öncülük etti ve redaktör müellif olarak yüze yakın madde yazdı ve tefsir ilim heyeti başkanlığı yaptı. Kur’an ve İslam Ansiklopedisi’ne hizmetleri dolayısıyla Diyanet İşleri Başkanlığınca “Yüzyılın İslam Kültür Hizmeti Onur Ödülü”ne layık görüldü.
20. ve 22. dönemlerde İstanbul milletvekilliği yapan Altıkulaç, Halen 29 Mayıs Üniversitesi Mütevelli Heyeti Başkanlığı görevini sürdürüyor.
Tayyar Altıkulaç: Teşekkür ederim, hoş bulduk.
Gibi kamuoyunun çok yakından bildiği görevlerinizi sıralayarak röportajımıza başlamak istiyorum. İlerleye sorular içinde bu görevlerinizle ilgili de zaten sorular soracağım.
Tayyar Altıkulaç: Teşekkür ederim, buyuurn sorun.
Tayyar Altıkulaç: 1 Haziran 1938’de Kastamonu’nun Devrekâni ilçesine bağlı Bıngıldayık köyünde doğdum.
F. Atay: Bıngıldayık adı nereden geliyor?
Tayyar Altıkulaç: Köyümüzün yaklaşık iki kilometre uzağında, oda büyüklüğünde bir kaynak vardı. Zemini tamamen kumdu. Suyun kaynadığı yerlerde kumlar yukarı doğru hareket eder, “bıngıl bıngıl” görünürdü. Köyün adının buradan geldiğini düşünüyorum.
Kaynağın üzeri kapatıldı ve su köye getirildi. Köyde su olmadığı için kaynak, köyün su ihtiyacını karşılar hâle geldi.
Tayyar Altıkulaç: Evet, Bıngıldayık’lıyız.
Tayyar Altıkulaç: Hafız oluncaya, yani dokuz yaşıma kadar çocukluğum Bıngıldayık’da geçti. Hafızlık nedeniyle ilkokula bir yıl geç başladım.
F.Atay: Sizinle yapılan sohbetlerin bir kısmında çocukluğunuzu hiç yaşamadığınızı ifade ediyorsunuz.
Tayyar Altıkulaç: Evet, çocukluğumu hiç yaşamadım diyebilirim. Hiç oyuncağım olmadı. Bazen, inşaatlarda kullanılan tekerlekli arabaları alıp evin etrafında dönmek yegane oyunumdu.
Tayyar Altıkulaç: Dedem 12 kardeşin biriydi; sekizi erkek, dördü kızdı.
F. Atay: Hepsi Bıngıldayık’da mı yaşıyordu?
Tayyar Altıkulaç: Erkek kardeşler Devrekâni’nin farklı köylerinde yaşıyordu. Kız kardeşler evlilik nedeniyle başka yerlere gitmişti. Dedem ve büyük amcalarımdan yalnızca birine yetişemedim; askere gitmiş ve geri dönmemiş.
Diğerlerini gördüm. Dedem köyün hatibiydi. Anne tarafından dedem de yaşadığı köyün hatibiydi. İkisinin adı da Tahir’di. Medrese arkadaşıydılar; daha sonra dünür oldular.
Tayyar Altıkulaç: Dört kardeşiz. Ağabeyimle ben annemden, diğer iki kardeşim ise babamın ikinci evliliğinden. Bir kız, bir erkek kardeşim var.
F. Atay: Anneniz vefat ettiğinde kaç yaşındaydınız?
Tayyar Altıkulaç: Yedi yaşındaydım. Annem 28 yaşındaydı.
F. Atay: Annenizin vefatı sizi nasıl etkiledi?
Tayyar Altıkulaç: Annemin vefatı beni çok etkiledi. Ağabeyim daha metin bir tabiatta, ben ise daha çelimsiz ve hassas bir çocuktum. Annemin vefat ettiğini öğrenince çok üzüldüm ve yanından hiç ayrılmadım. Cenazesi yıkanırken de başındaydım.
Bu an hâlâ gözümün önünde. Kabristana götürülürken sert toprağa yatırılmasına gönlüm razı olmadı. İsteğim üzerine bir yakınımız samanlıktan bir kucak ot getirdi; mezara serdirdim.
Tayyar Altıkulaç: Sonraki günler benim için çok zor geçti. Bir gün annemin kabrine tek başıma gidip üzerine uzanmış, orada uyuyakalmışım. Oradan geçen atlılar beni görüp uyandırmış ve köye götürmüşler.
Tayyar Altıkulaç: Annem vefat ettiğinde, yedi yaşımdayken Kur’an-ı Kerim’in her cüzünden altı sayfa ezberlemiştim. Ağabeyimle birlikte çalışıyorduk; hocamız dedemdi. Annemizin vefatından sonra ikimizin de hafızlığına ara verildi.
Bir süre sonra dedem, babaannem, ağabeyim ve ben evdeyken bizi yeniden okumaya teşvik etti. “Biriniz okuyacak, biriniz köy işleriyle meşgul olacak,” dedi. Önce ağabeyime okumak ve hafız olmak isteyip istemediğini sordu. Ağabeyim cevap vermedi, babaannemin arkasına gizlendi.
Dedem onun okumayacağını anlayınca sıra bana geldi. Başka seçenek kalmadığını düşünerek “Ben okuyacağım,” dedim. Dedemden ders almanın ne kadar zor olduğunu biliyordum ama kararımı vermiştim. Bunun üzerine dedem ağabeyime “Sen doğru ahıra” dedi.
F. Atay: Hafız olduğunuzda bir merasim yapıldı mı?
Tayyar Altıkulaç: İlçemizde hafız olan ilk kişiydim. Merasim, çarşı camisinde yapıldı ve dört gün sürdü.
F. Atay: İlk mukabeleyi camide mi, evlerde mi okudunuz?
Tayyar Altıkulaç: Ramazan ayında, Devrekâni’de camide okudum.
F. Atay: O dönemden unutamadığınız bir hatıranız var mı?
Tayyar Altıkulaç: Kişisel olarak olumsuz bir olay yaşamadım. Köyümüz yüksekçe bir yerdeydi; annemin mezarının önünden transit yol geçerdi. Jandarmalar telefon tellerini onarmak için o bölgeye sık sık gelirdi. Köylerde çocuklar tahıllar kurusun diye kilimlere serilir, başlarında beklemeleri için görevlendirilirdi.
Ben de kilimlerin başında beklerken ders çalışırdım. Büyüklerim, jandarmaları görürsem haber vermemi ve Mushaf’ımı eve saklamamı tembih ederdi. Elimde Kur’an-ı Kerim’le görülmemem gerektiğini söylerlerdi.
F. Atay: İlkokul ve ortaokulu Devrekâni’de mi okudunuz?
Tayyar Altıkulaç: İstanbul İmam Hatip Okulu 1951-1952’de açılmıştı. Hafız olur olmaz, 1952-1953 öğretim yılında İstanbul’a gittim. Babam beni götürdü ve okula kaydettirdi.
İstanbul’a geldiğimizde babam beni iş adamı Ata Kulaksızoğlu’na emanet edip geri döndü. Kulaksızoğlu, beni kalacağım yere, Fatih Camii yakınında, Karadeniz Caddesi üzerindeki Gelenbevi Ortaokulu’nun karşısındaki iki katlı ahşap binaya yerleştirdi.
Bu evde benim gibi eğitim almak için gelen talebelerle; Mustafa Göl, Niyazi Meme, Ahmet Kahraman, İrfan Yücel ve Süleyman Aşıkkaya ile beraber kaldık.
O günkü imam hatipler, o yıllar itibariyle baktığınızda, bu okuldan mezun olduğunuz zaman makam ve maaş olarak geleceğin bize vaat ettiği hiçbir şey yoktu. Yükseköğrenim yapıp yapamayacağımız da belli değildi. Arkadaşlar arasında söylediğim ideallerin ötesinde hiçbir şeyin sözü sohbeti yapılmazdı.
Tam bir azim ve tevekkül anlayışı içinde idik.” Bu evdeki birlikteliğimiz Kasım 1957 yılında Teşvikiye Camii’de görev alıncaya kadar sürdü.
Nihayet İmam Hatip Okulu’ndaki yedinci senemde aynı zamanda Teşvikiye Camii’nde müezzin olarak görevli bulunduğum dönemde 1958-1959 mezunları için müjdeli haber duyurulmuş. Adnan Menderes Hükümeti, İstanbul’da bir Yüksek İslam Enstitüsü açılmasına karar vermişler.
Milli Eğitim Bakanlığı’ndan beklenen emir gelince ben ve pek çok arkadaşım yeni açılan enstitüye kayıtlarımızı yaptırdık.
Bizim esas amacımız, dini ilimlerde ilerlemek ve yükseköğrenim yapmaktı. Enstitüden mezun olduktan sonra görev almak için Ankara’ya gittiğimde enstitünün ilk mezunlarından biri olarak, Bekir Topaloğlu ile birlikte tayinlerimizin İstanbul İmam Hatip Okulu’na yapılmasının istedik..
Böylece kendi mezun olduğumuz Çarşamba’da bulunan İstanbul İmam Hatip Okulu’nda öğretmenliğe başlamış olduk. İstanbul İmam Hatip Okulu’nda öğretmen ve idareci olarak çalıştığım sırada İstanbul Yüksek İslam Enstitsü’ne dört asistan kadrosu verilmiş.
Ben de yapılan imtihanlar sonucunda Kur’an ilimleri alanında asistanlığa hak kazanmış ve yeni görevime başlamış oldum.
F. Atay: O yıllarda radyoda Kur’an okunuyor muydu? Siz radyoda ilk kez ne zaman okudunuz?
Tayyar Altıkulaç: 1953’te radyoda okumaya başladım. Evimizde radyo olmasa da başka yerlerden yayınları takip ederdim. Esat Geredeli, Hasan Akkuş ve Ali Gürhan gibi isimleri merakla dinlerdim. Bir süre Ankara’da teyzemin yanında bulunduğum sırada, “Onlar okuyorsa ben de okuyabilirim,” diye düşündüm.
Bazı okuyuşları, hocalarımdan öğrendiğim ölçülere göre eleştiriyordum. Sonunda Radyoevi’ne gidip okumak istediğimi söyledim. Benden Diyanet’ten bir belge istediler. Diyanet İşleri Başkanlığı’na gittim; cuma günü gelmemi söylediler.
Gittiğimde iki kişiyle birlikte sınava alındım. Sonradan Ankara Müftüsü Kâmil Miras olduğunu öğrendiğim bir zat ve başka bir görevli beni dinledi. Yaklaşık 15 yaşındaydım. Belgeyi aldıktan sonra Radyoevi’ne döndüm. Orada bir plak kaydı yaptık. Kaydım, cuma sabahları diğer okuyucuların kayıtları arasında yayınlandı.
F. Atay: Ne okuduğunuzu hatırlıyor musunuz?
Tayyar Altıkulaç: Kehf suresinin ilk ayetlerini okudum.
F. Atay: Mevlit programlarında birlikte çalıştığınız isimlerle aynı grupta yer aldınız mı?
Tayyar Altıkulaç: Hayır, o grupta bulunmadım. Rahmetli Halil İbrahim Çanakkaleli’yi gür sesiyle zevkle dinlerdik. Allah rahmet eylesin.
F. Atay: İmam Hatip öğrencisiyken evlendiniz. Biraz anlatır mısınız?
Kategori: Kültür-Sanat
Yayın: 25 Ekim 2026 18:43 · Kaynak: gumushanedenhaber.com