Türkçülük radikal bir düşünce midir?
- Demokrat Kocaeli Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Mevlüt Soysal'ın yazısı; İdeolojilerin oluşmasındaki en önemli meselelerden birisi, yan yana gelen kitlelerin kendilerini tanımlama şeklidir
Demokrat Kocaeli Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Mevlüt Soysal'ın yazısı;
İdeolojilerin oluşmasındaki en önemli meselelerden birisi, yan yana gelen kitlelerin kendilerini tanımlama şeklidir.
Misal, şeriatın hüküm sürdüğü ülkelerde “milliyet” kavramı dini birlikteliği ifade eder.
Sosyalizm, sosyalizmin hayata geçtiği sınırlarda yaşayanları, komünizm ise tüm dünya halklarını…
Geçtiğimiz yüzyılın başında hayata geçen ulus devletlerde ise milliyet, ırktan bağımsız olarak ortak sınır ve ortak kültüre dayanır.
Her toplumda, ana damarı oluşturan milletler de vardır.
Burada milliyet, bu milletlerin birlikteliğidir.
Buna en önemli örnek, Orta Asya’nın büyük bir bölümüne yayılan Türklerdir…
Bu Türkler, hem soy bağı ile birbirine bağlı olanlar hem de kökenleri farklı olsa da Türk kültürüne aidiyet besleyen kitlelerdir.
İşte “Türkçülük”, tıpkı diğer hareketler gibi milliyet ve milliyet aidiyeti üzerinden ortaya çıkmış bir davadır.
Türkiye Cumhuriyeti bir “ulus devlet” olarak kurulsa da, kurucusu Mustafa Kemal Atatürk belirli zamanlarda Türkçü düşüncesini gizlememiştir. Örnekler:
“Türklerin yaşadıkları her yer misak-ı milli hudutları içindedir.”
“Dünya yüzünde, Türk’ten daha büyük, ondan daha eski, ondan daha temiz bir millet yoktur ve bütün insanlık tarihinde görülmemiştir.”
“Hayattaki yegane üstünlüğüm, Türk doğmaktır! Muhterem milletime şunu tavsiye ederim ki; sinesinde yetiştirerek başının üstüne kadar çıkaracağı adamların kanındaki, vicdanındaki cevher-i asli’yi çok iyi tahlil etmek dikkatinden bir an feragat etmesin.”
“Beni olağanüstü bir kişi olarak yorumlamayınız. Doğuşumdaki tek olağanüstülük Türk olarak dünyaya gelmemdir.”
“Bu memleket, dünyanın beklemediği, asla ümid etmediği bir müstesna mevcudiyetin yüksek tecellisine, yüksek sahne oldu. Bu sahne 7 bin senelik, en aşağı, bir Türk beşiğidir. Beşik tabiatın rüzgarları ile sallandı; beşiğin içindeki çocuk tabiatın yağmurları ile yıkandı.
O çocuk tabiatın şimşeklerinden, yıldırımlarından, kasırgalarından evvela korkar gibi oldu; sonra onlara alıştı; onları tabiatın babası tanıdı, onların oğlu oldu; Bir gün o tabiat çocuğu tabiat oldu; şimşek, yıldırım, güneş oldu; Türk oldu. Türk budur. Yıldırımdır, kasırgadır, dünyayı aydınlatan güneştir.”
Örnekler çoğaltılabilir.
Fakat dünyadaki gelişmeleri çok iyi inceleyen Mustafa Kemal Atatürk, Türkiye Cumhuriyeti’nin güçlü olmasının en önemli yolunun ulus modeli olduğunu ifade etmiş ve Türk Milletinin tanımını şöyle yapmıştır:
“Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türkiye halkına Türk Milleti denir.”
Bu da bizler için bir anlamda noktanın koyulmasıdır.
Yani, Türkçü düşüncedeki Atatürk, Türk Milletinin tanımını çağın gerekliliklerini yerine getirerek “kucaklayıcı” bir şekilde yapmıştır.
Burada şunu sormam gerek:
Cumhuriyetin ilk yıllarında “Türkçülük” perspektifini güçlü bir şekilde sunmasının nedeni nedir?
Elbette ki emperyalizmin baskısına karşı, ulusunda ana damarını güçlü ve birbirine bağlı şekilde tutmak…
Ulusu da o damar çevresinde oluşturmak…
Bugünlerde ülkedeki Türkçü akımları küçümseyenler, hatta “marjinal” ya da “radikal” bulan bir kitle var…
Bunda elbette reaksiyoner bir tavır var!
Bunda elbette yaşanan gelişmelere göre bir tepki var.
Peki, sorayım:
Dün de böyle değil miydi?
Hülasa Türkçülük, “ulus” olma yolundaki en önemli tutkaldır.
Nitekim Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarına da “Türk” denmiştir.
Dolayısıyla Türkçülük de radikal bir düşünce değildir.
Günde en fazla 3 kritik gelişme. Bildirim kirliliği yok, anında bilgi.
Kategori: Kültür-Sanat · Bölge: Yalova
Yayın: 27 Ekim 2026 21:06 · Kaynak: demokratkocaeli.com