Neyi Niçin Nasıl Yazıyorum?
- İskender Öksüz, “Neyi niçin yazarız?” başlıklı yazısında bilim dışı metinlerin yazılış maksadını üç ana kategoride topluyor: “Nakletme, izah etme ve tezahürat.” Öksüz’ün bu tespitini okuyunca kendi yazdığım gündelik siyaset, ülkenin geleceği ve siyasi aktörlere dair metinleri sorgulamaya çalıştım
Prof. Dr. İskender Öksüz, “Neyi niçin yazarız?” başlıklı yazısında bilim dışı metinlerin yazılış maksadını üç ana kategoride topluyor: “Nakletme, izah etme ve tezahürat.”
Öksüz’ün bu tespitini okuyunca kendi yazdığım gündelik siyaset, ülkenin geleceği ve siyasi aktörlere dair metinleri sorgulamaya çalıştım. Okurlarımın bir kısmı, bazen yazdıklarımı bazen de yazmadıklarımı eleştiriyor. Ben bu eleştirileri çok kıymetli birer armağan olarak değerlendiriyorum.
Peki, benim yıllardır ürettiğim yazılar bu üçlü hiyerarşide nerede duruyor, neyi hedefliyor ve daha da önemlisi neyi reddediyor?
İskender Öksüz Hoca’nın sınıflandırmasına göre, benim yazılarımın temel amacının olayları anlamlandırarak izah etmek olduğunu söyleyebilirim.
Yazılarımın ana omurgasını " izah etme" çabası oluşturuyor. “Nakletme başlığı altında yazılanlar bir cins mealse, izah etme tefsire yakın oluyor.” Bu bakımdan kısa sosyal medya paylaşımlarından farklı olarak, konu hakkında okuyucularımı kapsamlı bir şekilde bilgilendirici ve düşündürücü metinler ortaya çıkıyor.
Gündelik siyasetin sığ sularında boğulmadan; olayları, aktörleri ve söylemleri teorik, mantıksal ve tarihsel bir zemine oturtmayı amaçlıyorum. Amacım sadece olup biteni " nakletmek " (yani haber vermek) olmadığı gibi, duygusal patlamalarla bir tarafın " tezahüratını " yapmak veya slogan atmak da değildir.
Ülkenin geleceğine, siyasi yapıların dönüşümüne ve aktörlerin hamlelerine dair yazarken temel ilkelerim şunlardır:
Bir siyasi gelişmenin arkasındaki yapısal sebepleri, mantıksal silsileyi ve muhtemel sonuçları analiz etmek. Nedensellik bağları kurmak suretiyle geleceğe yönelik çıkarımda bulunmak.
Olayları anlık heyecanlarla değil, tutarlı ilkeler ve kavramlar üzerinden okuyucuya açıklamak. Bunun için konu ile alakalı kavramları netleştirmek.
Bu ilkelere ne kadar uyabildiğimin takdirini okuyucularıma bırakıyorum.
MÜSAVAT DERVİŞOĞLU VE DEVLET BAHÇELİ RESMİ
Anıtkabir merdivenlerinde Müsavat Dervişoğlu’nun sendeleyen Devlet Bahçeli’nin koluna girmesi olayı ve ardından kopan fırtına malum. Bu “insani jest” rakip partiler tarafından "tepe tepe" siyasi malzeme olarak kullanıldı.
Diğer yandan İYİ Parti tabanından da ciddi eleştirilere konu oldu. Bir fotoğraf karesinden çok sayıda senaryo üretildi.
Bu olayın kendi tabanından bu kadar fazla eleştiri almasının sebebi, İYİ Parti tabanının Cumhur İttifakının iki ortağına karşı duyduğu tepkilerin büyüklüğüdür.
İYİ Partililer yürütülen yeni süreci “ihanet ve bölünme süreci” olarak değerlendirir. Bu yüzden özellikle teröristbaşı Öcalan’ı siyasi aktör haline getiren, PKK’lılara af getirecek kanunu çıkaran, Öcalan’a villa ve statü verilmesini hararetle destekleyen MHP ve Devlet Bahçeli’nin söylemlerini ve politikalarını endişe, öfke ve nefretle karşılamaktadır.
Müsavat Dervişoğlu’na eleştirilerin özünü şu cümle açıklıyor: “Türk devletine PKK’yı ortak etmeye yönelik politikaların lokomotifi olan zata nasıl koltuk çıkar?”
Bu fotoğrafın bazı kesimlerde İYİ Parti’nin ilke ve görüşlerinden vazgeçtiği algısı yarattığı veya böyle bir algı yaratmak için kullanıldığı anlaşılıyor. Bu algıya karşı tabanı dirençsiz kılan şey, Bahçeli’nin ve MHP’nin dönüşmüş olması, çok sayıda siyasi transfer (milletvekilleri ve belediye başkanlarının AKP’ye katılması); Sinan Ogan’dan, Kemal Kılıçdaroğlu’na kadar saf değiştiren (iktidara yanaşan) aktörlerin yarattığı güvensizlik ortamıdır.
Bu ortamda, Müsavat Dervişoğlu’nun İYİ Parti tabanının hassasiyetine uygun davranma gibi bir özen yükümlülüğü olduğunu kabul etmesi gerekir.
Türk siyasetinde semboller, el sıkışmalar veya jestler üzerinden büyük anlamlar üretmeye sıklıkla başvurulur. Özellikle Devlet Bahçeli sembolleri çok sık kullanır.
Semboller bütünüyle önemsiz değildir. Siyasetçiler bazen semboller aracılığıyla mesaj verir, kamuoyunu yönlendirir ve siyasi pozisyonlarını açıklarlar. Sorun sembolleri yorumlamak değil, tek başına bir sembolden kesin siyasi sonuç çıkarmaktır.
Nitekim Devlet Bahçeli’nin geçmişte hediye ettiği yüzükler, rozetler, klasik arabalar, tespihler veya belirli tarihlere denk getirilen sembolik mesajlar üzerinden yıllardır sayısız "derin siyasi analiz" yapılmıştır. Ancak bu sembollere yüklenen aşırı anlamların hiçbir zaman ima edilen sonuçları doğurmadığı, reel siyasetin bu fantezilerle yürümediği defalarca tecrübe edilmiştir.
İYİ PARTİ TABANI AKP VE MHP TABANINDAN FARKLIDIR
Dervişoğlu’nun Bahçeli’nin koluna girdiği resmin İYİ Parti tabanında sert eleştirilere sebep oluşunun iyi analiz edilmesi gerekir.
Türkiye tarihinin en büyük yolsuzluk olayını yaşarken, yıllardır süren yüksek enflasyon ve gelir dağılımı bozukluğu ile milyonlar fakirleşirken AKP tabanı Erdoğan’ı tenkit edebiliyor mu?
MHP tabanı savundukları temel ilkelerin tam tersine dönüp Öcalan/PKK/DEM muhabbeti sergileyen Bahçeli’yi sorgulayabiliyor mu?
Peki, bahsi geçen resim üzerinden, neden İYİ Parti tabanında Müsavat Dervişoğlu bu kadar eleştirilebiliyor?
Burada Şenol Anşin’in yaptığı tespiti kıymetli ve doğru buluyorum:
“Dervişoğlu'nun Bahçeli'nin koluna girmesine parti tabanının tepkisini ortaya koyabilmesi, biatçılar gibi'Bir bildiği vardır' dememesi, sorgulaması, eleştirmesi (edep ve seviye sınırlarını aşmadan) rahatsızlık duyulacak değil, övünülecek bir durumdur. En bilinçli seçmen İYİ Parti seçmenidir.”
Tabanın bu edep sınırları içindeki sorgulayıcı tutumu demokratik olgunluk açısından övünülecek bir tablo olsa da bu “anlık jest” üzerinden büyük siyasi kehanetlerde bulunmayı doğru bulmam.
Çünkü, İYİ Parti’nin veya Müsavat Dervişoğlu’nun Cumhur İttifakı’nın temel politikalarına yönelttiği sert muhalefet hattından saptığına, fikir değiştirdiğine dair tek bir somut açıklaması ya da politika adımı yoktur. Ortada hiçbir ilkesel ve politik dönüşüm yokken, sırf merdivendeki bir refleks karesinden "parti eksen değiştiriyor, dengeler kökten sarsılıyor" sonucu çıkarmak gerçekçi bir analiz değil, zayıf bir komplo teorisidir.
Anlık jestlerden kehanet türetmek, İskender Öksüz’ün işaret ettiği "tezahürat" alanına kayar. Siyasette kalıcı olan; aktörlerin “anlık insani refleksleri” değil, temsil ettikleri sosyolojik tabanlar, kurumsal dengeler, programları ve iddialarıdır.
Günde en fazla 3 kritik gelişme. Bildirim kirliliği yok, anında bilgi.
Kategori: Hava · Bölge: Kocaeli/İzmit
Yayın: 02 Kasım 2026 15:03 · Kaynak: Kocaeli Gazetesi, kocaeligazetesi.com.tr