Saat Dokuzu Beş Geçe
- Dünya haritasının adeta yeniden çizildiği, vekalet savaşlarının kapımıza dayandığı, ekonomik sarsıntıların ve dijital çağın getirdiği yapay yalnızlıkların insanlığı kuşattığı bir dönemden geçiyoruz
Dünya haritasının adeta yeniden çizildiği, vekalet savaşlarının kapımıza dayandığı, ekonomik sarsıntıların ve dijital çağın getirdiği yapay yalnızlıkların insanlığı kuşattığı bir dönemden geçiyoruz.
Çatışmaların, belirsizliklerin ve güven krizlerinin tavan yaptığı böyle bir iklimde, 10 Kasımda sirenler sadece bir tarihi hatırlatmak için çalmaz; aslında bugünün kargaşasına karşı bizede bir pusula uzatır.
Bugün, Mustafa Kemal Atatürk’ün aramızdan ayrılışının yıl dönümünde, onu sadece nostaljik bir özlemle ya da kalıplaşmış cümlelerle anmak, onun dehasına ve vizyonuna haksızlık olur.
Mustafa Kemal’i anlamak, onun fiziksel yokluğuna hayıflanmak değil; onun kurduğu Cumhuriyet’in değerini ve felsefesini kavramak demektir.
Mustafa Kemal’i anlamak, onun karşılaştığı devasa imkansızlıklara rağmen gösterdiği “imkansızı başarma” iradesini idrak etmektir.
Birinci Dünya Savaşı’nın yıkıntıları arasından, ümitsizliğe mahkum edilmiş bir milleti “Geldikleri gibi giderler!” hitabıyla ayağa kaldıran, sarsılmaz bir güven demektir.
Mustafa Kemal’i anlamak, dogmaların yerine aklı, hurafelerin yerine bilimi koymaktır. “Hayatta en hakiki mürşit ilimdir, fendir” diyerek bir milletin geleceğinin ancak eğitim ve özgür düşünceyle inşa edilebileceğini göstermiştir.
Mustafa Kemal’i anlamak,” Benim karakterim bağımsızlıktır” diyen bir liderin arkasından yürümek; ekonomik, kültürel ve düşünsel her alanda üreten, başkalarına boyun eğmeyen bir duruş sergilemeyi gerektirir.
Mustafa Kemal’i anlamak, geçmişin kalıplarına sıkışıp kalmak değil; tam aksine her çağın gerekliliklerini okuyabilmek, bilimle, sanatla ve evrensel değerlerle dünyayla yarışabilmektir.
10 Kasım bir yas günü olmaktan öte, bir muhasebe ve sorumluluk günüdür.
Onunla hiç karşılaşmadık belki, sesini sadece kayıtlardan, yüzünü soluk fotoğraflardan ve siyah-beyaz belgesellerden bildik.
Bir insana duyulan sevgi, onunla aynı çağda yaşamaktan öte, bıraktığı vicdanla, adaletle ve bağımsızlık aşkıyla ölçülür.
Mustafa Kemal, bu millete “biz de varız, biz de hür yaşayabiliriz” demenin en güzel, en gururlu yolunu öğretti.
Bir kadının başını dik tutabilmesini, bir çocuğun eline kalem alabilmesini, bu topraklarda herkesin eşit ve özgür nefes alabilmesini gösterdi.
O yüzden 10 Kasım sadece bir matem değil; duyulan sonsuz minnetin ve tarifsiz bir hasretin gözyaşıdır.
Dünyanın hızla değiştiği, belirsizliklerin arttığı, bilgi kirliliğinin ve kutuplaşmaların doruğa ulaştığı günümüzde; Mustafa Kemal’in birleştirici, akılcı ve vizyoner bakış açısına her zamankinden daha çok ihtiyacımız var.
Onu anlamak; fabrikalarda üreten işçiyi, sınıflarda soru soran öğrenciyi, laboratuvarda çalışan bilim insanını, tarlayı süren çiftçiyi ve ülkesinin geleceğine umutla bakan her bireyi desteklemek demektir.
Gençliğe Hitabe’yi sadece ezberlenen bir metin olarak değil, her satırında bu günümüze ışık tutan bir uyarı ve rehber olarak okumaktır.
Onun adı bugün akıldır, bilimdir, bağımsızlıktır, haysiyettir ve en önemlisi geleceğe duyulan umuttur.
Saat 09.05’te çalan sirenler sadece bir duruşun değil; bu coğrafyada dik durmaya, akılla, vicdanla ve cesaretle yeniden ayağa kalkmaya davettir.
Günde en fazla 3 kritik gelişme. Bildirim kirliliği yok, anında bilgi.
Kategori: Eğitim · Bölge: Ordu
Yayın: 06 Kasım 2026 12:19 · Kaynak: unyegundemhaber.com