Görünür Olanın Ötesi: Toprağa Bırakılan İz ve Emanet Bilinci
- Bir ormancının gözünden doğa sevgisini ve ağaç dikmenin kültürel köklerini ele alan bu yazı, modern dünyanın yüzeysel medya algısına karşı toprağın gerçek değerini vurguluyor
- Kütahya'da gerçekleşen bir fidan dikim etkinliğinden yola çıkarak, doğayı bir emanet olarak gören kadim anlayışın yeniden hatırlanması gerektiğini savunuyor
Modern çağın dijital gürültüsü içerisinde, gerçek değerlerin yerini çoğu zaman vitrinlik görüntülerin aldığı bir dönemden geçiyoruz. Bir ormancının perspektifiyle kaleme alınan bu değerlendirme, 2026 yılından geriye bakarak medyanın inşa ettiği yanılsamaları sorguluyor.
Yazar, gündelik hayatın telaşı içinde kaybolan 'gerçek' kavramını, toprağa duyulan bağlılık üzerinden yeniden tanımlamayı hedefliyor. Kütahya'da düzenlenen bir fidan dikim etkinliği, bu sorgulamanın merkezinde yer alıyor.
Etkinlik alanında doğayla samimi bir bağ kurmak isteyen aileler ve gençler bulunsa da, bazı katılımcıların yalnızca sosyal medyada paylaşılacak bir fotoğraf karesinin peşinde olması dikkat çekiyor. Yazar, ailesiyle birlikte katıldığı bu etkinlikte, çocukluğundan beri süregelen doğa sevgisini ve mesleki tercihinin doğruluğunu bir kez daha derinden hissediyor.
Doğayla kurulan ilk bağların izi, Dereli Kaplıcaları'nda ananeyle geçirilen günlere kadar uzanıyor. Lise yıllarında TEMA ile Kütahya-Tavşanlı yolunda yapılan ağaçlandırma çalışmaları, yazarın orman mühendisliğine uzanan kariyer yolculuğunun ilk adımlarını oluşturuyor.
Cerrahpaşa Orman Fakültesi'nde aldığı eğitim ve Atatürk Arboretumu'ndaki ilk keşifler, doğayı sadece bir çalışma alanı değil, binlerce yıllık bir hikâyenin parçası olarak görmesini sağlıyor. Atalarımızın ağaca bakışı, bugünün 'görünür olma' çabasından oldukça farklı bir derinliğe sahip.
Eski Türk kültüründe ağaç, kökleriyle geçmişi dallarıyla geleceği birleştiren kutsal bir köprü olarak kabul ediliyordu. Bir çocuk dünyaya geldiğinde dikilen fidan, bireyin ömrünü aşan bir emanet ve gelecek nesillere bırakılan bir umut mirası olarak görülüyordu.
Bu kadim anlayışın temelinde, zor şartlar altında dahi üretmekten vazgeçmemeyi öğütleyen manevi değerler yatıyor. Peygamber Efendimizin kıyamet anında dahi fidan dikmeyi öğütleyen hadisi, bu yaklaşımın en güçlü dayanağını oluşturuyor.
Ağacın meyvesinden veya gölgesinden başkalarının faydalanması, yapılan iyiliğin sürekliliği olarak kabul ediliyor. Sonuç olarak, doğayı bir tüketim nesnesi değil, korunması gereken bir emanet olarak görmek, toplumsal hafızamızın en önemli parçalarından biridir.
Yazar, 2027 yılına dair hedeflerini bu bilinçle şekillendirirken, okuru da gerçeğin izini sürmeye ve toprağa sadece bir fotoğraf karesi için değil, geleceğe bir nefes bırakmak için dokunmaya davet ediyor.
Günde en fazla 3 kritik gelişme. Bildirim kirliliği yok, anında bilgi.
Kategori: Eğitim
Yayın: 04 Kasım 2026 13:45 · Kaynak: kutahyaninsesi.com