Kocaeli'de tarihin kaybolduğu ve dirildiği yer
Hayatta bazı yerler vardır; önünden yüzlerce kez arabayla, otobüsle geçersiniz ama dönüp bakmazsınız bile. Camdan belki bir anlığına göz ucuyla dışarı baktığınızda gördüğünüz sadece bir tabela, birkaç ev ve yol kenarındaki sıradan bir manzaradır. Oraya sapmak için bir bahaneniz olmaz. Ta ki bir gün, hiç beklemediğiniz bir davet sizi o tabelanın arkasındaki dünyaya götürene kadar… Ulaşlı Kılavuz Gençlik Merkezi Müdürü Ercan Tekin’in, “Gelin, sizi efsane bir lezzetle buluşturalım” daveti işte böyle bir yolculuğun başlangıcı oldu. Kocaeli Bağımlılıkla Mücadele Başkanı Ömer Karataş’la birlikte “Neden olmasın?” dedik ve direksiyonu Ulaşlı’ya kırdık. İyi ki de kırmışız. Çünkü o gün sadece bir güveç yemeye değil, yüzyılların içinden geçerek Ulaşlı’nın hikâyesine dinlemeye gittik.
BİR GÜVEÇ TENCERESİNİN BAŞINDA Ercan Bey bizi öyle güzel karşıladı ki daha kapıdan girerken taş fırından buram buram yükselen mis gibi güveç kokusu bütün yol yorgunluğumuzu unutturdu. O nefis güveci kaşıklarken, masadaki sohbet de ister istemez Ulaşlı’nın turizm potansiyeline, saklı kalmış tarihine, köklerine, doğasına ve geleceğine uzandı. Özellikle Samanlı Dağları’nın eteklerinde yetişen iri taneli eşek zeytini yani Kalamata tipi zeytin, sohbetimizin önemli başlıklarından biri oldu. Bu değerli ürünün yalnızca sofralara gelen bir zeytin olarak kalmaması; üretimin artırılması, markalaştırılması ve Ulaşlı’nın gastronomi ve kültür turizmiyle buluşturulması gerektiği konusunda kafa yorduk ve bu konuda proje hazırlamak için fikir birliğine vardık.
YEDİ ASIRLIK BİR TÜRK YERLEŞİMİ Karnımızı doyurup kahvelerimizi yudumladıktan sonra, durduk mu sandınız? Nerede! Bu kez rotamızı Samanlı Dağları’nın eteklerine, Ulaşlı’nın ilk yerleşim izlerinin bulunduğu Yukarı Ulaşlı’ya çevirdik. Sahil yolunun hareketliliğinden uzaklaştıkça karşımıza bambaşka bir Ulaşlı çıktı. Sessiz, biraz mahzun ama geçmişinin izlerini hâlâ taşıyan bir yer...
Roma İmparatorluğu döneminde Nikomedia’nın (bugünkü İzmit) başkent ilan edilmesiyle birlikte bu coğrafyanın önemi daha da arttı. İzmit Körfezi’nin çevresi, yalnızca büyük bir şehrin hinterlandı değil; orduların, tüccarların ve kervanların kullandığı önemli bir geçiş güzergâhı hâline geldi. Dağlarla deniz arasına sıkışmış bu dar koridor, yüzyıllar boyunca hem gözetleme hem de ikmal açısından stratejik bir değer taşıdı. Osmanlı dönemine gelindiğinde ise aynı coğrafi özellikler bu kez başka bir görev ortaya çıkardı. İzmit Körfezi’ni İstanbul’a bağlayan güney yolu, Samanlı Dağları’nın sarp ve geçit vermesi zor arazisinden geçiyordu. Bu nedenle bölgedeki bazı yerleşimlere derbentçilik statüsü verildi. Ulaşlı halkının da bu sistem içinde dağ yollarının güvenliğini sağladığı, kervanların geçişini koruduğu ve askerî ve ticari sevkiyatın aksamaması için görev yaptığı biliniyor. Bu hizmetlerin karşılığında ise köy halkına çeşitli vergi muafiyetleri ve kolaylıklar sağlanıyordu.
Köyün geçmişinin yaklaşık yedi asır öncesine uzandığı, adının ise bölgede etkili olduğu rivayet edilen Türk beyi Ulaş Bey’den geldiği söyleniyor. Elbette bu tür yer adlarının geçmişini kesin bir belgeyle ortaya koymak her zaman kolay değil. Ancak Türklerin bölgeye yerleşmesiyle birlikte Ulaşlı’nın da kendi kimliğini oluşturmaya başladığı ve yüzyıllar içinde dağla deniz arasında kendine özgü bir hayat kurduğu anlaşılıyor. Aslında Ulaşlı’nın hikâyesini anlamak için uzun uzun tarih kitaplarına bakmaya gerek yok. Haritayı açıp köyün konumuna şöyle bir bakınca arkasında Samanlı Dağları, önünde ise İzmit Körfezi’ni görüyoruz. Allah, Ulaşlı’ya bir tarafta sırtını dayayacağı bir dağ, diğer tarafta ise dünyaya açılacağı bir deniz vermiş. Yüzyıllar boyunca bu iki coğrafya arasında kurulan ilişki, köyün ekonomisini, ulaşımını ve günlük hayatını biçimlendirmiş. Dağlardan elde edilen tarımsal ürünlerin sahile indirilerek teknelerle Körfez’in karşı kıyılarına ve daha uzak pazarlara taşındığını düşünmek bile Ulaşlı’nın geçmişteki hareketliliği hakkında bize önemli bir fikir veriyor.
BUGÜN BU TARİHÎ MİRAS CİDDİ BİR TEHDİT ALTINDA Yukarı Ulaşlı’da bugün hâlâ ayakta duran en önemli tarihî izlerin başında Karanlık Mezarlık ve Karşıbaşı Mezarlığı geliyor. Eski mezar taşlarına biraz dikkatle baktığınızda onların yalnızca birer mezar işareti olmadığını fark ediyorsunuz. Üzerlerindeki isimler, tarihler, yazılar, süslemeler ve kitabeler bize geçmişte burada yaşayan insanların kimlikleri, aileleri ve kültürleri hakkında bilgi veriyor. Bu nedenle mezarlar, Ulaşlı’nın geçmişini okuyabileceğimiz açık hava arşivleri niteliğinde. Fakat köylülerin anlattığına göre asırlık bu taşlar birer birer buhar olup uçuyormuş! Meğer Körfez’in güneyinde adeta bir “tarihi mezar taşı borsası” kurulmuş. Ecdat yadigarı o taşlar el altından okutuluyor, hatta tanesi 7 bin liradan el değiştiriyormuş. Gözü para bürümüşlerin elinde ölülerin bile mezarında rahat edemediği bu nahoş hadiseyi dinlerken köylüler haklı olarak isyandaydı: “Göz göre göre tarihimiz çalınıyor, bu taşlar acil koruma altına alınmalı!” Bence bölgede tarihî mezar taşlarının yüksek fiyatlarla el değiştirdiği yönündeki anlatımlar, konunun yalnızca bir söylenti olarak geçiştirilemeyecek kadar önemli olduğunu gösteriyor. Fazla vakit kaybetmeden bu taşlar tek tek tespit edilmeli ve koruma altına alınmalı. Çünkü bir mezar taşını yerinden söktüğünüzde yalnızca bir taşı değil, bir insanın hikâyesini de yerinden söküyorsunuz.
ULAŞLI HAMAMI VE KAYBOLAN TARİH Ulaşlı’nın tarihî mirası elbette yalnızca mezarlıklardan ibaret değil. Yukarı Ulaşlı’nın geçmişten bugüne taşıdığı en önemli yapılardan biri de Tarihî Ulaşlı Hamamı. Yüzyıllar boyunca bu hamam, insanların sadece temizlenmek için uğradığı bir yer olmadı. Köylüler burada buluştu, sohbet etti, birbirinden haber aldı; kısacası köyün sosyal hayatının da bir parçası oldu. Duvarları, belki de Ulaşlı’da yaşayan kuşakların günlük hayatına sessizce tanıklık etti. Bugün hamamın restore edilerek yeniden hayat bulmasının arkasında ise yıllar süren, çoğu zaman sessiz sedasız yürütülen bir mücadelenin hikâyesi var. Bu mücadelenin önemli dönüm noktalarından biri, 2014 yılında Ulaşlı Gençlik Eğitim Kültür ve Yardımlaşma Derneği’nin kurulması olmuş. Derneğin kurulmasına öncülük eden Ercan Tekin ve onunla birlikte hareket eden gönüllüler, Ulaşlı’nın tarihî ve kültürel değerlerinin zaman içinde unutulup gitmesine razı olmamışlar. Önlerine koydukları hedef aslında hiç de kolay değildi: Yukarı Ulaşlı’daki tarihî caminin aslına uygun şekilde yeniden ayağa kaldırılması, tarihî hamamın korunarak yaşatılması, eski mezar taşlarının koruma altına alınması ve yıllardır sessizliğe gömülmüş tarihî çeşmelerin yeniden ihya edilmesi... Bir anlamda, Ulaşlı’nın hafızasını kurtarmaya çalışıyorlardı. Yapılan ısrarlı girişimler ve verilen emekler sonucunda Tarihî Ulaşlı Hamamı tescillenerek koruma altına alınmış. Ardından restorasyon süreci başlayarak yıllardır kaderine terk edilmiş yapı yeniden ayağa kaldırılmış.
İŞGAL YILLARINDA ULAŞLI Ulaşlı’nın tarihi sadece tarım, ticaret ve köy hayatından ibaret değil. Birinci Dünya Savaşı’nın ardından Anadolu’nun birçok yerinde olduğu gibi İzmit Körfezi’nin güney kıyılarında da işgal günleri başladı. 1920 yılında Yunan kuvvetlerinin Karamürsel ve çevresindeki ilerleyişi, Ulaşlı’yı da doğrudan etkiledi. Körfezin kıyısındaki köyler işgal kuvvetlerinin hareket alanına girerken, Ulaşlı halkı da savaşın ve işgalin ağır şartlarıyla karşı karşıya kaldı. Anlatılanlara göre Ulaşlı’dan Kuvâ-yi Milliye hareketine destek verenler arasında Terzi Mevlüt ve Çakıcı İbrahim de bulunuyordu. İşgal günlerinde sahil kesiminin güvenli olmaktan çıkması üzerine bazı aileler Yukarı Ulaşlı’ya çekildi.
1955: ULAŞLI’NIN KADERİNİ DEĞİŞTİREN TOPRAK KAYMASI Ulaşlı’nın bugünkü görünümünü anlamak için 1950’li yıllara gitmek gerekiyor. 1955 yılında Yukarı Ulaşlı’nın Karşıbaşı mevkiinde meydana gelen büyük toprak kayması, eski yerleşimin güvenliğini ciddi biçimde tehdit etti. Bunun üzerine köyün sahil kesimine taşınması gündeme geldi ve 1956 yılından itibaren yeni yerleşim alanındaki yapılaşma hız kazandı. Böylece Ulaşlı’nın yüzlerce yıllık yerleşim düzeni değişti. Dağ yamacındaki eski köy yavaş yavaş boşalırken hayat körfezin kıyısına indi. Bugünkü Ulaşlı işte böyle doğdu. Ancak insanlar sahile taşınırken tarihsel hafızalarını geride bırakmadılar. Eski evlerin kalıntıları, mezarlıklar, hamam, cami, çeşmeler, çınarlar ve yaşlıların anlattığı hikâyeler Yukarı Ulaşlı ile bugünkü Ulaşlı arasındaki bağı hâlâ ayakta tutuyor.
ULAŞLI’NIN TARİHİNİ AKTARMA ÇABASI Ulaşlı Gençlik Eğitim Kültür ve Yardımlaşma Derneği, yıllar önce belirlediği hedeflerin bazılarını hayata geçirmeyi başarmış. Ancak Ulaşlı’nın tarihini korumak sadece eski binaları, çeşmeleri, hamamları ve mezar taşlarını korumakla sınırlı değil. Bir yerin tarihi, o yerde yaşayan insanların anlattığı hikâyelerle ve hatıralarla yaşar. Bunun farkında olan gönüllüler, Ulaşlı’nın geçmişine ait bilgilerin kayıt altına alınması için önemli bir çalışma başlatmış. Araştırmacı-yazar Ahmet Nezih Galitekin’in teşvik ve yönlendirmeleriyle; Dr. Oğuz Polatel, ve dernek gönüllülerinin katkılarıyla hazırlanan Ulaşlı Tarihi kitabı baskıya hazır hale getirilmiş.
DAĞLARIN GÖLGESİNDEN KÖRFEZİN MAVİSİNE Ulaşlı’ya giderken aslında sadece küçük bir sahil yerleşimine gitmiyorsunuz. Bir tarafınızda Samanlı Dağları, diğer tarafınızda İzmit Körfezi… Arada ise yüzyılların hikâyesini taşıyan bir yerleşim duruyor. Tarlalardan çıkan ürünlerin değirmenlerde işlendiği, teknelerle körfezi aşarak karşı taraftaki pazarlara ulaştığı günler, işgal yıllarında dağlara çekilen aileler, Terzi Mevlüt ve Çakıcı İbrahim gibi yerel kahramanların hafızalarda yaşayan hikâyeleri, 1955’te toprağın kaymasıyla yer değiştiren bir köy. Ve bugün geçmişin mirasını yeniden ayağa kaldırmaya çalışan gönüllüler…
Ulaşlı’nın hikâyesi aslında tam da burada düğümleniyor: Dağlardan körfeze inen bir köy, zamanla değişmiş ama hafızasını kaybetmemiş. Belki de Ulaşlı’nın asıl zenginliği tam olarak burada.

Kategori: Ekonomi
Yayın: 28 Eylül 2026 10:08 · Kaynak: enkocaeli.com