şu Bizim Kazan Hikayesi
- Nasreddin hocamızın, nukteli kazan hikayesini, fıkrasını bilmeyenimiz neredeyse yoktur
- Bu hikaye günümüze kadar şöyle gelmiştir
Sevgili dostum.
Nasreddin hocamızın, nukteli kazan hikayesini, fıkrasını bilmeyenimiz neredeyse yoktur. Bu hikaye günümüze kadar şöyle gelmiştir. Hoca komşusundan ödünç bir kazan alır, kazanın işi bitince içine küçük bir kazan kor ve komşuya götürür.
Komşusu bakarki içinde bir kazan, hocam bu içindeki kazanda neyin nesi diye sormaz, tebessümlü bir yüz ile hocanın elinden kazanı alır ve kazanın içine bakar. Hoca gülerek sorma komşu senin kazan doğurdu. Allah uzun ömür versin, içinde aşure var sözünü bitirmeden, adam alelacele hiç itiraz etmeden sevinerek kazanları alır, eve girip kapıyı kapatır.
Hocanın zoruna gider, yine kazan ister fakat bu sefer kazanı götürmez. Adam hocanın evine gider, kazanı ister, hoca gelip seni üzmek istemedim komşu, senin kazan öldü der. Hocam kazan ölür mü der. Hoca, be mübarek doğduğuna inanıyorsun da öldüğüne neden inanmıyorsun der, kapıyı kapatır.
Böyle olmuş olabilir mi? Bence hayır, hatta imkansız. Nasreddin hoca sizce neden böyle bir iş yapsın. İşimi gördüm Allah razı olsun der kazanı verirdi, kazanın içinde kazan ne alaka? Hoca deli mi? Aşure tamam ama kazana kazan verilir mi?
Büyük kazan da gözü var desek, bu hocaya iftira olmaz mı? Asıl hikaye şöyle başlar, nasıl devam eder görelim. Hoca şaşırır, kapıda biraz bekler gelen giden yok. Bakkal Mehmet efendiye gelir. Mehmet efendi senden aldığım yoğurt kazanı kaç paradır, parasını veriyim der.
Hocam kazanlar benim değil, Hayriye halanın, yoğurdu o getiriyor ben yoğurdu satıyorum, kazanı satamam, hayrola kazan lazım mıydı sana, kazan nerede? Kazan öldü der hoca. Bakkal, gülmeye başlar, hocam kazan hiç ölür mü, Allah aşkına kazan nerede beni güldürme der.
Yeni komşu Sami efendiden kazan istedim, aşure yaptık, onun kazanı büyük olduğu için, senin yoğurt kazanına, aşure koydum, onu da Sami efendinin kazanın içine koydum, Sami efendiye götürdüm. Sami efendi hiç konuşmadan bu kazan ne der gibi, kazanın içine baktı, bende latife olsun diye, senin kazan doğurdu dedim.
İçinde de aşure var diyecektim, eve girdi bekledim gelmedi. Senin kazan doğurdu dememe çok güldü, yoksa gerçekten senin kazana Sami efendi el mi koydu, Mehmet efendi sen söyle. Hocam bir kere o kazan benim değil emanet, seninki de emanete ihanet o kazanı Sami efendiden alman gerek.
İki gün sonra Hayriye hala almaya gelir, ne yap yap, kazanı getir. Hocam bir de Sami efendi, seninle hiç konuştu mu? Hayır konuşmadı, o meczuptur aklı gidip geliyor, deli mi veli mi belli değildir. Dilerim kazanı gerçekten öldürmezsin, hocam gözünü seviyim beni zor duruma bırakma der.
Ne dersin sen gayet normal biri gibi duruyor. Desene baltayı taşa vurduk. Yahu ne içinden çıkılmaz bir işe düştüm. Çaresi hangi kitapta yazar Mehmet efendi sen söyle. Valla hocam sensin, bir kitap bul uydur, hasta adamla dalga geçersen, Allah seni böyle cezalandırır.
Düştüğün durumdan, kadılık bile kurtarmaz seni. Hocam bu işin sonunu, bir de senin sonunu çok merak ediyorum. Ha gayret Mehmet efendi, ateşe körükle git. Hocam, sen git düşün bi çare bul. Mehmet efendi, kazanı gerçekten öldüreceğim, ya da kazanı kurtarıp, seni güldüreceğim.
Hocam birincisini sakın yapma, yapmazsam kazan dirilmiyecek. Ne gelirse başa sabret yaşa der ve oradan ayrılır. Bakkal Mehmet efendi hocanın arkasından bir müddet bakar, sonra inşaallah getirir der, işinin başına döner. Nasreddin hoca nereden başlayacağını düşünmek için, şerbetçi dükkanına gider.
Şerbet ister, şerbetçi, hocam boza taze istersen boza vereyim, tamam boza ver der ve oturup düşünmeye başlar. Bu arada hocanın düşünceli olduğunu farkeden insanlar merak ederler. Ortamı değiştirmek isteyen bir delikanlı hocaya dönerek, hocam bakın bir çocuk, başında baklava götürüyor.
Hoca hiç istifini bozmadan, bana ne der. Ama hocam sizin eve götürüyor, diyince delikanlının yüzüne bakıp gülerek sana ne der. Herkes gülmeye başlar, ortam yumuşamıştır. Hocam hayrola sizi pek böyle görmedik, bir derdin mi var, varsa çare bulalım, sen mugallit bir adamsın öyle düşünceli olma, sana yakışmıyor.
Sami efendiyi tanıyor musunuz der, herkes hep bir ağızdan, hızır Sami’yi mi derler, hızır mı evliya mı bilmiyorum, Hayriye halanın kazanını Sami’ye kapdırdık, bakkal Mehmet kazanı getirmeden, yanıma gelme dedi. Herkes gülmeye başlar, hocam sen çarkın içine düşmüşsün, ne çarkı?
Ne çarkı olacak feleğin çarkı. Orduyu getirsen senin iş çözülmez, işi oluruna bırak, Sami bazen, Dünya’nın en uslu insanı, bazen de en delisi, git yine bir şey olmamış gibi kazan iste verirse ne âlâ, vermezse israr etme, yoksa olur karabela.
Hayriye hala da ondan farksız. Kazanları dövme işlemeli bakır, eşi benzeri yoktur. İkisini Moğol’un üzerine sür, Akşehir’i Moğol’a dar ederler. Desenize onlar benim familyadan, yapacak bir şey yok, yaptık hatamızı, çekeriz cezamızı.
Sami efendinin kapısına gider ve kapıyı birkaç defa tıklatır, yaşlı bir kadın açar kapıyı, buyur hoca efendi, içeri girebilir miyim der, elbette buyur, bahçede oturalım. Salih efendi yok mu, içerde uyuyor, uyusun sizden aldığım kazanın içimdeki aşure dolu kazan benim değil, Salih’e vermişsin, senin kazan doğurdu diye.
Latife yapmak istedim ama yanlış anlaşıldı. Kazan yoğurtcu Hayriye halanın, deli Hayriye’nin mi? ama sen sakın deli deme. Tamam getireyim der, kazanı getirir, Sami uyanmadan al götür. Neden? uyanırsa vermez mi, vermez çünkü bu kazanı bizim kazanın oğlu sanıyor, bir de sizi tanıyor, yalan söylemeyen, güldüren hoca getirdi bizim kazan doğurmuş diyor.
Ben gidince ne diyeceksin, Sami efendiye, kazanı görmeyince üzülmeyecek mi? Öldüğünü, ben değil sen söyleyeceksin. Yalan söylemeyen, güldüren hoca aldı götürdü diyeceğim. İnanır mı? Ona bunu inandıracak tek kişi, Hayrani Hz’dir, ona gidip soracaktır o gitmeden hazırlık yap.
Hoca çok ama çok şaşkın bir halde kazanı alır, Hayrani Hz. yanına gider. Bütün meseleyi anlatır. Hayrani Hz. Cuma namazından sonra, Sami efendi dergahta yanımda oturur, sende diğer yanıma otur, bu meseleyi çözelim. Hayriye halayı da merak etme, ben söylerim, tebessüm eder, gönlünü ferah tut, kadılığı layıkıyla yapıyorsun, herkes senden çok memnun, bizde memnunuz, Allah’ta memnun olsun diye dua ederiz, tamam mı?
Güldüren hoca der. Demesine de güldüren hoca Nasreddin hoca öylece kalır, sevinsin mi, üzülsün mü, düşünsün mü karar veremez. Bu arada Hayrani Hz söze girer, Sami efendi beş yaşında, medrese talebesiydi, altı yaşına geldiğinde, hafızlığını bitirmiş, arapça ve farsça dil eğitimi almaya başladı.
O sırada evlerinde yangın çıktı tüm ailesi rahmeti rahmana kavuştu. Kendisi medresede yatılı olduğu için hayatta kaldı. Amcasının yanında büyüdü, olayı kaldıramadı, akıllılardan bir üst akıla, âlâ makamına teşrif etti. Genelde dergahta oturur, kimseyle konuşmaz ama herkesi dinler.
Sadece benimle konuşur, birde Zahide hala yani yengesiyle. Cuma namazından sonra, medresede kazan davasını kazananı belirleyip, sulh eyleyelim. Cuma saati gelmiş, namazlar kılınmış, medresede kazan davası görülmeye başlamış.
Herkes nasıl bir karar çıkacak merakla dinlemeye başlarlar. Dinleyenlerin içinde İslam’a ısınan Moğol komutanlar da vardır. Kadı olan, hocanın, başka biri tarafından yargılanmasını anlayamazlar. En çok onlar merak eder. Hayrani Hz. söze başlar, üçünüze de söz vereceğim, kazan bendedir, Nasreddin anlat dinliyoruz der.
Nareddin hoca olanı biteni anlatır, sonra Sami efendiye dönerek, ben size latife yaptım, hiç kazan doğurur mu, aşureyi boşaltıp getirir sandım. Kazan benim değil, sahibi ister. Doğduğuna inandıysanız, öldüğüne de inanırsınız, öldüğüne neden inanmıyor, kazanı vermiyorsunuz?
Sami efendiyi konuşurken hiç kimse görmemiştir, salondan çıt çıkmaz. Sami efendi oturduğu yerden kalkar, Hayranı Hz’den müsade ister. Kadı efendi, sizin yalan söylediğiniz hiç görülmemiş, bu yüzden benim için güldüren, düşündüren hocasınız.
Ben size göre düşünemem, inandığım insana hep inanırım. Tıpkı size inandığım gibi. Benim kazanım doğurdu ise, kazan benimdir, siz söylediniz. Latife dediğiniz şey sizin için, benim için değil. Kazanım yaşıyorsa verin, annesi bekliyor, yok eğer kazanım öldü ise, ölüsünü istiyorum, ziyaret edecek benimde bir mezarım olsun.
Güldüren hocam, size öldürmek yakışmıyor, kıyamete kadar güldürürsünüz inşaallah. Latifelerinize dikkat edin, içinde yalan olmasın, biz doğru anlarız, çünkü bizi yalan terk etmiştir. İyi bakarsanız, tek gerçek biziz der ve oturur.
Salondaki herkes donup kalmıştır. Hoca söz veriyorum, bundan böyle, boş bir kelam, yanlış anlaşılacak, bir söz etmeyeceğim. Kazan senin kabul edersen, kadı kalacağım, etmezsen eşeğime binip gideceğim der ve Sami efendinin yüzüne bakar.
Sami efendi tebessüm eder, ayağa kalkar hocaya sarılır, kazanı alır Hayriye halaya doğru gider, kazanı uzatır, bu kazan aşure istemiyor, seni ve senin yoğurdunu istiyor. Ayrılık nedir bilirim, Allah, seveni sevdiğinden bir de kendisinden ayırmasın der ve medreseden çıkar evine doğru gider.
Herkes şaşkın ve gözü yaşlıdır, gülmeye gelenler, tebessüm etmişler, gözyaşlarıyla eriyip gitmişler. Beş moğol komutanını da, Allah’ın izniyle müslüman etmişler. Sanki dünyaya yük olmaya değil, yük almaya gelmişler. Delileri bile veli, hepsi deliymişler. Beraber ağlamış, beraber gülmüşler.
Haftaya görüşmek üzere hoşça kalın, dostça kaln.
Günde en fazla 3 kritik gelişme. Bildirim kirliliği yok, anında bilgi.
Kategori: Kaza · Bölge: Yalova
Yayın: 06 Kasım 2026 12:18 · Kaynak: haberci.com.tr