Habermetrik
← Ana Sayfa
30 Ekim 2026 10:10
✍ Editör: Habermetrik · Editör Politikası

Türk Dünyasında Kardeşlik Sınavı, Ankara’da Güç Savaşı! Kim Bu Hukuka Meydan Okuyan?

Türk Dünyasında Kardeşlik Sınavı, Ankara’da Güç Savaşı! Kim Bu Hukuka Meydan Okuyan?
Görsel kaynağı: marmarismanset.com
⏱️ 5 dk okuma 🛡️ %85 Doğruluk · 1 Kaynak
WhatsApp Paylaş
⚡ 30 Saniyede Özet Habermetrik Yapay Zeka Özeti
  • İsmail Gaspıralı bundan bir asırdan fazla zaman önce Türk dünyasına tarihi bir hedef gösterdi: “Dilde, fikirde, işte birlik!” Bu söz yalnızca bir temenni değildi
  • Kırım'dan Anadolu'ya, Kafkasya'dan Orta Asya'ya uzanan ortak bir geleceğin çağrısıydı

İsmail Gaspıralı bundan bir asırdan fazla zaman önce Türk dünyasına tarihi bir hedef gösterdi:

“Dilde, fikirde, işte birlik!”

Bu söz yalnızca bir temenni değildi. Kırım'dan Anadolu'ya, Kafkasya'dan Orta Asya'ya uzanan ortak bir geleceğin çağrısıydı.

Çarlık Rusya'sının baskısı altında yaşayan Türk topluluklarının kendi kimliklerini koruyabilmeleri, dillerini yaşatabilmeleri ve birbirleriyle dayanışma kurabilmeleri için verilmiş bir mücadeleydi.

Bugün Türk Devletleri Teşkilatı'nın aynı ideal doğrultusunda bir araya gelmesi elbette tarihi bir gelişmedir.

Ancak asıl mesele, aynı dili konuşan devletlerin toplantı masasında yan yana oturmasından ibaret değildir.

Asıl mesele, aynı geleceğe bakıp bakamadıklarıdır!

KARDEŞ AZERBAYCAN'LA ARAMIZA KİM GİRİYOR?Türkiye ile Azerbaycan arasındaki ilişkiler sıradan iki devletin diplomatik ilişkileri değildir.

Bu ilişki, tarihle, kültürle ve ortak mücadelelerle şekillenmiş bir kardeşliktir.

Ancak son dönemde iki ülke arasında özellikle laiklik, eğitim ve dini yapılanmalar üzerinden yaşandığı ileri sürülen görüş ayrılıkları dikkat çekiyor.

Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev'in Ankara'daki Türk Devletleri Teşkilatı Zirvesi'ne katılmaması da bu tartışmaları yeniden alevlendirdi.

Peki, ne oluyor?

Azerbaycan yönetiminin laik devlet düzenine yönelik hassasiyetleriyle Türkiye'deki bazı dini çevrelerin beklentileri karşı karşıya mı geliyor?

Türkiye'deki tarikat ve cemaat tartışmalarının Azerbaycan'la ilişkilerimizi etkilemesine neden izin verilsin?

Burada açıkça ifade edilmesi gereken bir gerçek var.

Devlet yönetimi dini grupların değil, anayasanın, hukukun ve millet iradesinin esas alındığı bir alan olmak zorundadır.

Hiçbir tarikat, hiçbir cemaat, hiçbir siyasi veya dini yapı devletler arasındaki ilişkilerin üzerinde konumlandırılamaz.

Azerbaycan'ın kendi eğitim sistemini, laiklik anlayışını ve iç hukukunu belirleme hakkı vardır. Türkiye'nin de bu egemenlik alanına saygı göstermesi gerekir.

Ancak bir zirveye katılmamakla kardeşliğin sona erdiği de söylenemez.

İlişkilerde sorun varsa bunun çözümü bağları koparmak değil, açık diplomasi yürütmektir.

Türk dünyasının geleceği, dini ve siyasi ayrışmaların değil, ortak aklın üzerinde yükselmelidir.

TÜRK DÜNYASI BİRLİK İSTERKEN BİZ NEYİ TARTIŞIYORUZ?Bir tarafta yüzyıllardır özlemi çekilen Türk dünyası dayanışması...

Diğer tarafta, laiklik ve dinin siyasetteki rolü üzerinden büyüyen tartışmalar...

İsmail Gaspıralı'nın hayal ettiği birlik, toplumların farklılıklarını yok ederek değil, birbirlerinin egemenliğine saygı göstererek kurulabilir.

Unutulmamalıdır ki güçlü devletler yalnızca ortak geçmişleriyle değil, ortak gelecek hedefleriyle ayakta kalır.

Türkiye ile Azerbaycan arasındaki kardeşlik hiçbir ideolojik çekişmeye kurban edilmemelidir.

Fon soruşturmaları...

Milyonlarca liralık işlemler...

Siyasi bağlantılar...

Mal varlıklarına yönelik tedbir kararları...

Ve en önemlisi, hukukun güçlü isimler karşısında aynı kararlılıkla uygulanıp uygulanmadığı sorusu!

İktidara yakınlığıyla bilinen Yeni Şafak gazetesinin Genel Yayın Yönetmeni Hüseyin Likoğlu'nun kaleme aldığı yazı, bu tartışmalara yeni bir boyut kazandırdı.

Şimdi sormak gerekiyor:

KİM BU KENDİSİNİ HUKUKUN ÜZERİNDE GÖREN KİŞİ?

Bir baba gerçekten yargıya meydan okuyabilecek gücü kendisinde görüyorsa bu gücü nereden almaktadır?

Siyasi makamından mı?

Ekonomik ilişkilerinden mi?

Yoksa yıllardır oluşturulduğu iddia edilen nüfuz ağlarından mı?

Elbette önce bu sözlerin gerçekten söylenip söylenmediği ve kime ait olduğu ortaya çıkarılmalıdır.

Çünkü böylesine ağır bir iddia, isimsiz bırakılarak kamuoyunun önüne atılıp geçiştirilemez.

Bunun nedeni, oğlu Mustafa Yazıcı'nın adının fon soruşturmasında geçmesi ve hakkında uygulanan mal varlığı tedbirlerinin aynı gün kaldırılmış olmasıydı.

Ancak burada önemli bir ayrıntı var.

Hüseyin Likoğlu, daha sonra yaptığı açıklamada yazısındaki sözlerin Hayati Yazıcı ile hiçbir ilgisinin bulunmadığını açıkça belirtti.

O halde mesele artık yalnızca Hayati Yazıcı meselesi değildir.

Mesele çok daha büyüktür!

Madem ortada böyle bir meydan okuma iddiası var, kimden söz ediliyor?

Madem soruşturma süreçlerinde direnç gösterildiği ileri sürülüyor, bu direncin kaynağı nedir?

Madem kamuoyuna bu kadar ciddi bir iddia taşındı, bunun aydınlatılması için neden daha fazla bilgi paylaşılmıyor?

Gazetecilik yalnızca soru sormak değildir.

Gerektiğinde o sorunun cevabını bulmak için sonuna kadar gitmektir.

HUKUK GÜÇSÜZE BAŞKA, GÜÇLÜYE BAŞKA MI İŞLİYOR?Türkiye'nin asıl cevap bulması gereken soru işte budur.

Sıradan bir vatandaş hakkında verilen tedbir kararıyla, siyasi bağlantıları bulunan bir kişi hakkında verilen tedbir kararı aynı hukuki ölçütlere göre mi değerlendiriliyor?

Bir kişinin mal varlığına yönelik tedbir neden uygulanır, neden kaldırılır?

Bu kararların hukuki gerekçeleri nelerdir?

Kamuoyunun bu soruları sorması son derece doğaldır.

Çünkü adalet yalnızca mahkeme salonlarında verilen kararlardan ibaret değildir.

Adaletin varlığı kadar, tarafsızlığına duyulan güven de önemlidir.

Bir ülkede vatandaşlar güçlülerin ayrıcalıklı olduğuna inanmaya başlarsa, bunun bedelini yalnızca siyaset değil, bütün toplum öder.

TÜRK DÜNYASINDA BİRLİK, TÜRKİYE'DE HUKUK!Bugün önümüzde iki büyük mesele bulunuyor.

Birincisi, Türk dünyasında oluşturulmak istenen ortak geleceğin siyasi ve ideolojik anlaşmazlıklar nedeniyle zarar görmemesi.

İkincisi, Türkiye Cumhuriyeti'nde hiçbir siyasi gücün, hiçbir aile bağının ve hiçbir ekonomik çevrenin hukukun üzerinde görülmemesi.

Bir ülkenin büyüklüğü yalnızca ordusuyla, nüfusuyla veya ekonomik gücüyle ölçülmez.

O ülkenin büyüklüğü, hukuka bağlılığıyla ve kurumlarının bağımsızlığıyla da ölçülür.

İsmail Gaspıralı'nın birlik ideali bize ortak hareket etmenin önemini hatırlatıyor.

Ama birliğin sağlam bir temele oturabilmesi için hukuk, liyakat, egemenlik ve karşılıklı saygı şarttır.

Son sözümüz şudur:

Türk dünyasında kardeşliği koruyalım.

Türkiye'de laik hukuk devletini ve kurumların bağımsızlığını savunalım.

Ve kim olursa olsun, hangi makamda bulunursa bulunsun, hiç kimsenin kendisini hukukun üzerinde görmesine izin vermeyelim!

Çünkü devletin üzerinde kişiler değil, hukukun üstünlüğü olmalıdır.

Ve unutmayalım:

BİR ÜLKEDE HUKUK GÜÇLÜYE GÖRE EĞİLİYORSA, ORADA ASIL TEHLİKE YALNIZCA ADALETSİZLİK DEĞİL, DEVLETE DUYULAN GÜVENİN SARSILMASIDIR!

💬 Habere Tepkinizi Belirtin:
Habermetrik WhatsApp Kanalına Katılın

Günde en fazla 3 kritik gelişme. Bildirim kirliliği yok, anında bilgi.

Kanalı Takip Et →
Kaynaklar: marmarismanset.com
Haber metni ve görseller marmarismanset.com sitesine aittir; tam içerik kaynak sitede yayınlanır.
Haber Künyesi
Kategori: Eğitim
Yayın: 30 Ekim 2026 10:10 · Kaynak: marmarismanset.com
Kaynağı Oku ↗