Çocuklar çete ağına nasıl sürükleniyor? Aileler nelere dikkat etmeli?
Yeni eğitim-öğretim yılının başlamasıyla birlikte milyonlarca öğrenci yeniden okul sıralarındaki yerini aldı. Geçtiğimiz hafta ilkokul birinci sınıf öğrencileri için başlayan uyum haftasının ardından bu hafta tüm kademelerde eğitim öğretim dönemi başladı. Okulların açıldığı 14 Eylül'de ise çocukları ve gençleri suç örgütlerinin etkisinden korumaya yönelik önemli bir operasyon gerçekleştirildi. Türkiye genelinde düzenlenen ‘Sokaklar Güvende’ operasyonunda suç örgütlerine yönelik çok sayıda işlem yapıldı. Çocukların suç örgütlerinin ağına hangi psikolojik mekanizmalarla çekildiği, ailelerin hangi değişimlere dikkat etmesi gerektiği ve risk altındaki gençlerin yeniden topluma kazandırılması ise ayrı bir önem taşıyor. Psikolog Feyza Çaksen, çocukların çetelere sürüklenme sürecini ve bu süreçte ailelere düşen sorumlulukları Yeni Ankara’ya değerlendirdi. ÇETELER PSİKOLOJİK AÇIKLARDAN BESLENİYOR Ergenlik döneminin kimlik oluşumu açısından kritik bir süreç olduğunu belirten Psikolog Feyza Çaksen, çocukların bu dönemde aidiyet ihtiyacının daha da belirginleştiğini ifade etti. Çaksen, çetelerin mekanizmasını şu sözlerle anlattı: "Ergenlik dönemi; bireyin çocukluk ile yetişkinlik arasında köprü kurduğu, kimlik kurgusunu yeniden yapılandırdığı ve en yoğun ‘Ben kimim?’ sorusunu sorduğu kritik bir gelişim evresidir. Sosyal psikolojik perspektiften bakıldığında, insanın en temel güdüleyici ihtiyaçlarından biri aidiyettir. Bu dönemde akran grupları, bireyin kendini kanıtladığı ve sosyal kimliğini onaylattığı birer laboratuvar işlevi görür. Çeteler, gelişimsel süreçteki bu psikolojik açıklardan iki kritik mekanizma üzerinden beslenir: Yalnızlık ve anlaşılmama hissi: Aile içi çatışmaların yoğun olduğu, ebeveyn bağlarının zayıfladığı veya ergenin duygusal olarak ihmal edildiği ortamlarda çocuk kendini boşlukta hisseder. Çeteler, ‘koşulsuz kabul’ ve sahte bir aile ortamı sunarak bu boşluğu ustalıkla doldurur. Grup dinamiği ve güç illüzyonu: Bireysel olarak kendilerini zayıf, kırılgan ve savunmasız hisseden gençler, kolektif bir gücün parçası olduklarında ‘dokunulmazlık’ kazandıklarını zannederler. Grup psikolojisinin getirdiği sorumluluk dağılımı (bireyselliğini yitirme), normal koşullarda asla yapılmayacak suç eylemlerinin ‘grup adına’ kolayca işlenmesine zemin hazırlar." ÇOCUKLARI ÇEKME YÖNTEMİ: ÖNCE AİDİYET, SONRA SUÇ Çaksen, çocukların suç ağlarına bir anda değil, aşamalı biçimde çekilebildiğine dikkat çekerek şunları söyledi: "Çeteler, çocukları avlamak için sinsi ve kademeli bir ‘giriş ritüeli’ izler. İlk aşamada hedefteki çocuğa değer verildiği hissettirilir, maddi veya sosyal koruma sağlanır (‘kollama’ kisvesi). İkinci aşamada ise çocuk küçük aidiyet testleriyle (küçük suçlar veya sadakat sınavları) suç ağının içine çekilir. Zamanla bu durum, çıkılması imkânsız bir bağımlılık döngüsüne dönüşür. Bu süreçte medya ve popüler kültür güçlü bir katalizatör rolü oynamaktadır. Nitekim yakın dönemde basına yansıyan, 14 yaşındaki bir çocuğun işlediği cinayet sonrasında ‘dizideki Eşref karakteriyle kendini özdeşleştirdiğini’ ifade etmesi, kurgusal dünyanın gerçeklik algısını nasıl zehirlediğinin çarpıcı bir kanıtıdır. Şiddet içeren yapımlardaki anti-kahraman karakterler; yasa dışı gücü ve ‘adaleti kendi ellerine almayı’ yücelterek travmatize ya da arayıştaki gençlere rol model olarak sunulur. Çocuk, ekrandaki ihtişamlı ve korkulan figür ile kendi ezilmişliği arasında bağ kurarak suç ağlarına adım atar." "SUÇ AĞINA SIĞINMAK, BİLİNÇLİ BİR KÖTÜLÜK TERCİHİ DEĞİL" Akran zorbalığı, okulda dışlanma, aile içindeki şiddet veya ilgisizliğin çocukları riskli yapılara karşı daha savunmasız hâle getirebileceğini vurgulayan Çaksen, şunları kaydetti: "Akran zorbalığına uğrayan, okulda dışlanan veya aile içinde şiddet, ilgisizlik gören bir çocuk için suç ağına sığınmak bilinçli bir kötülük tercihi değil; ilkel bir hayatta kalma ve baş etme mekanizmasıdır. Psikolojik olarak bu durum şu dinamiklerle açıklanır: Güç kazanma illüzyonu: Sürekli ezilen, hor görülen veya kontrol kaybı yaşayan bireyin en büyük psikolojik telafi ihtiyacı ‘güç’ sahibi olmaktır. Suç ağları, şiddeti ve başkalarına zarar vermeyi bir güç sembolü olarak pazarlar. Çocuk, ‘Korkan değil, korkulan olursam hayatta kalırım’ inancını benimser. Çevreyi cezalandırma isteği (Pasif-agresif öfke): Kendisine ilgi göstermeyen ailesini, kendisini dışlayan akran grubunu ve toplumu cezalandırmanın en yıkıcı yolu, toplumun kurallarını hiçe saymaktır. Suç, otoriteye karşı duyulan bastırılmış öfkenin dışavurumudur." SOSYAL MEDYA İÇİN DİKKAT ÇEKEN UYARI Psikolog Çaksen, TikTok ve Instagram gibi sosyal medya platformlarında şiddet ve suçu özendiren içeriklerin çocukların karşısına çıkmasının da önemli bir risk oluşturduğunu savunarak şu uyarılarda bulundu: "TikTok veya Instagram gibi platformlar şiddet içeren, suç teşkil eden veya özendirici davranışlar barındıran paylaşımları ne kadar engellemeye çalışsa da bu tarz içerikleri görmeye devam ediyoruz. Bunun temel sebebi, platformların arkasındaki dopamin odaklı etkileşim algoritmalarıdır. Şiddet, öfke, lüks suç sokak kültürü ve çatışma barındıran içerikler, kullanıcıların ekranda kalma süresini ve etkileşimini doğrudan artırdığı için sistem bu tür paylaşımları (farklı hesaplar veya örtülü etiketler üzerinden de olsa) öne çıkarmaya devam eder. Çete diliyle harmanlanan bu estetik, gençlerin gerçeklik algısını zaman içinde manipüle eder; illegal olanı ‘ulaşılması gereken prestijli bir hayat’ olarak gösterir. Genç, ekranda gördüğü o sahte ihtişamın ve ‘güçlü’ imajın bağımlısı hâline gelirken etik değerleri ve empati yeteneği kademeli olarak aşınır." AİLELER HANGİ DEĞİŞİMLERE DİKKAT ETMELİ? Bir çocuğun tehlikeli bir dijital ağın veya çetenin etkisine girdiğinin bazı davranışsal ve psikolojik değişimlerle fark edilebileceğini belirten Çaksen, ailelerin özellikle şu işaretlere dikkat etmesi gerektiğini söyledi: "Bir çocuğun tehlikeli bir dijital ağın veya çetenin etkisine girdiği süreçte şu erken psikolojik ve davranışsal sinyaller gözlemlenebilir: Ani ve derin izolasyon: Aileyle iletişimin tamamen kopması, odada geçirilen sürenin artması ve telefon kullanımında aşırı gizlilik (ekranı saklama, şifre değiştirme). Ani stil ve kimlik değişiklikleri: Giyim tarzında, müzik zevkinde, konuşma dilinde ve arkadaş çevresinde ani, radikal ve saldırgan yönde değişimler. Açıklanamayan varlık veya harcamalar: Çocuğun ailesinden bağımsız olarak elde ettiği maddi imkânlar, pahalı hediyeler veya açıklaması zor eşyalar. Duygusal dalgalanmalar ve öfke patlamaları: Sınır konulduğunda aşırı tepki verme, sürekli bir tetikte olma hâli, paranoyak söylemler veya vicdan duygusunda zayıflama." "CEZALANDIRICI DEĞİL, ONARICI YAKLAŞIM GEREKLİ" Risk altındaki veya suç ağlarından koparılan gençlerin yeniden topluma kazandırılmasında yalnızca cezalandırıcı yöntemlerin değil, psikolojik ve sosyal desteğin de önem taşıdığını vurgulayan Feyza Çaksen, "Suç ağlarından koparılan veya risk altındaki gençlerin topluma yeniden kazandırılması, cezalandırıcı değil onarıcı bir yaklaşımı gerektirir. Bu süreçte multidisipliner bir çalışma şarttır.” diye konuştu.
Kategori: Eğitim
Yayın: 16 Eylül 2026 09:01 · Kaynak: yeniankara.com.tr