FAİZ İLLETİ
- Paranın da bir bedeli varmış
- Borç alanın ödediği, borç verenin kazandığı bir bedel… Ekonomistler faizi tasarrufun karşılığı, borçlanmanın maliyeti, piyasaların dengesi olarak anlatıyor
Paranın da bir bedeli varmış. Adına faiz demişler. Borç alanın ödediği, borç verenin kazandığı bir bedel… Ekonomistler faizi tasarrufun karşılığı, borçlanmanın maliyeti, piyasaların dengesi olarak anlatıyor. Enflasyonu kontrol etmekten yatırımları finanse etmeye kadar birçok gerekçesi var.
Bunların hepsi uzun uzun konuşulabilir. Fakat bir de bu işin rakamlara sığmayan, insanın vicdanına dokunan tarafı var.
Düşünün, iki insan aynı sabaha uyanıyor. Biri işe yetişmek için henüz gün ağarmadan yola düşüyor. Diğeri, bankadaki parasının ne kadar kazandığına bakıyor. Birinin ekmeği çalıştığı saatlere bağlı, ötekinin kazancı geçen zamana. Akşam olduğunda biri yorgunluğunu, diğeri getirisini hesaplıyor.
İşin tuhafı, parası çok olanın daha fazla para kazanması için bazen hiçbir şey yapmasına gerek kalmıyor. Ne dükkân açacak ne işçi çalıştıracak ne de üretimin zahmetine katlanacak. Parayı faize yatırması yeterli. Sonrası takvimin işi.
Günler geçiyor, para çoğalıyor. Doğrusu, insanın aklına gelmiyor değil: Madem para kendi kendine bu kadar güzel çalışıyor, onca insan niçin sabahın köründe işine gidiyor? Demek ki yorulmak, yeterince parası olmayanlara düşen bir meşgale!
Elbette herkesin birikimi aynı yoldan kazanılmıyor. Kimi yıllarca çalışıp artırdığı üç beş kuruşu korumaya uğraşıyor. Fakat büyük sermayenin yalnızca faizden sağladığı kazançla, bir işçinin aylarca çalışarak elde ettiği ücret yan yana konulduğunda insanın adalet duygusu ister istemez sarsılıyor.
Başkasının borcundan beslenen, hiçbir üretim zahmeti taşımayan bu kazanca haksız demek için ekonomi profesörü olmaya gerek var mı?
Bir de borcun öteki ucundakiler var. Maaşını aldığı gün yarısını görmeden kaybedenler… Kredi kartının asgarisini ödeyip kalan borcuyla bir sonraki aya devredenler… Çocuğunun ihtiyacını erteleyip bankanın taksitini aksatmamaya çalışanlar… Faiz, onların hayatında bir kazanç hesabı değil, bitmek bilmeyen bir eksilme.
Devletin hesabı da bu çarktan bağımsız değil. Borçlanma maliyeti yükseldikçe bütçenin daha büyük bir bölümü faiz ödemelerine ayrılabiliyor. Bir tarafta yapılmayı bekleyen hizmetler, diğer tarafta günü gelen borçlar… Bütçe sıkıştığında vergi artışları ve tasarruf tedbirleri konuşuluyor.
Vatandaş kendi borcunun yükünü taşırken kamu borçlarının sonuçlarıyla da karşılaşabiliyor.
Elbette faiz bütün ekonomik dertlerin tek sebebi değil. Yanlış harcamalar, üretim eksikliği, enflasyon ve adaletsiz gelir dağılımı da insanın sofrasındaki ekmeği küçültüyor. Faizi kaldırmakla bunların hepsi bir gecede düzelmez.
Üstelik borç verenin hakkını koruyacak, yatırımlara kaynak sağlayacak başka yollar bulmadan yalnızca faize karşı çıkmak da yeterli değildir.
Ama başka bir düzeni düşünmekten neden vazgeçelim? Paranın üretime ortak olduğu, kazanç kadar riskin de paylaşıldığı, çalışanın emeğinin karşılığını aldığı, ihtiyaç sahibinin borç altında ezilmediği bir düzeni…
Bir toplumun zenginliği yalnızca bankalardaki mevduatla ölçülmemeli. İnsanların geçinebilmesiyle, çocuklarına gelecek hazırlayabilmesiyle, yaşlandığında kimseye muhtaç olmadan yaşayabilmesiyle de ölçülmeli.
Öyle bir hayat düşünün ki insan çalıştıkça borcu değil, umudu büyüsün. Kazanan yalnızca parası olan değil, emek veren de olsun.
Dileğimiz, insanın insana borcunu kazanç fırsatı saymadığı, alın terinin karşılıksız kalmadığı, faizsiz ve adil bir ekonomik düzenin kurulmasıdır.
Çünkü para yeniden kazanılır. Ama faiz hesabına harcanan bir ömür, geri gelmez.
Haftaya görüşebilmek ümidiyle, hoşça kalın.
Günde en fazla 3 kritik gelişme. Bildirim kirliliği yok, anında bilgi.
Kategori: Ekonomi · Bölge: Yozgat
Yayın: 05 Kasım 2026 09:59 · Kaynak: merhabayozgat.com