İyi uykular!
- Bugün sizlere bir masal anlatmak istiyorum
- Yazanın da okuyanın da yaşayanın da belli olduğu bir masal
Bugün sizlere bir masal anlatmak istiyorum. Yazanın da okuyanın da yaşayanın da belli olduğu bir masal!
Zamanın birinde bir köyde insanlar yaşarmış. Babalarından, atalarından kalan yerleri ekip biçerek geçimini sağlayan, kimseye muhtaç olmayan insanlar.
Kendi küçük hayatlarını, kendileri idare edebilen insanlar.
Yıllar sonra köye bir adam gelmiş. Bütün halkı toplamış. Onlara köylerini büyüteceğini, köylerinin adını tüm köylere duyuracağını, nüfuslarının, işlerinin, kazançlarının artacağını söylemiş.
İnsanlar başta temkinli yaklaşsa da bir süre sonra duydukları vaatler karşısında ikna olmuşlar. Adamı köyden sorumlu biri haline getirmişler.
Adam önce içlerine karışmış. Hepsini gözlemlemiş. Bu işler böyle olmaz mı zaten? Birisini ya da bir yeri ele geçirmek için önce gözlem yapılmalı, sonra yapılan gözlemle insanları “Nasıl kendime bağlarım ya da nasıl kendime muhtaç bırakırım? Nasıl göz boyarım?” diye sorulmalı. Yani öyledir herhalde. Neyse…
Bu adam, gözlemlerini yapmış. İlk başta insanların ektiklerinden biçtiklerinden pay almaya başlamış, sonra tarlalara ortak olmaya sonra ise köyde bir kasa belirlemiş.
Adam demiş ki; “Köy halkı bu kasa bizim köyümüz için. Bundan sonra herkes birikiminden belirlenen payı buraya koyacak. Zamanla bu para birikecek ve bizler köyümüzü güzelleştirmek için bu paradan harcama yapacağız.”
İnsanlar hemen ikna olmuşlar tabi. Yavaş yavaş kasa doluyormuş. Sonra bir gün adam yine gelmiş, herkesi toplamış. Bu kez de:
“Bazılarınızın tarlasını başka köyden insanlara satacağız. Bu sayede başka köydeki insanlar da buraya gelip gidecek, bizim köyümüzde ekip biçecek demiş.”
İnsanlar ilk başta kendi aralarında konuşmaya başlamışlar. Sonra tabi ki yine ikna olmuşlar.
Günler geçmiş bazı tarlalar başka köydeki insanlara satılmış. Köye giren çıkan belli olmamaya, sınırlar kaldırılmaya devam etmiş.
Günler günleri kovalamış, aylar ayları. Adam yine gelmiş. Bu kez de:
“Ey köy halkı! Ekinlerden gelen para köyü yükseltmemize yetmiyor. Bundan sonra ürünlerin yarısını diğer köylere satacağız. Hem ticaretimiz artacak hem de paramız çoğalacak demiş.”
Aradan geçen zamandan sonra insanlar bir bakmışlar ki kendi ektikleri, büyüttükleri, biçtikleri ürünleri diğer köylere 10 TL’ye satarken, işlenmiş olan kendi ürünlerini bu kez 30 TL’ye satın alıyorlar.
Derken aylar, yıllar geçmiş. Köy öyle bir haldeymiş ki. Ne ekin var ne kazanç. Tarlalar başka köylere satılmış, makineler durdurulmuş, insanların geçimi daralmış.
Köy halkı toplanmış, gitmişler adamın yanına. Aralarından seçtikleri bir vatandaş çıkmış şöyle söylemiş:
“Beyim, sen ilk başta bu köye geldiğinde her şeyin çok güzel olacağını, diğer köylere adımızı duyuracağımızı, ürünlerin, kazançların artacağını söylemiştin. Ama halimiz ortada artık kendi ürettiğimiz kendimize bile yetmiyor.
10 TL’ye sattığımız ürünü başkaları işleyip 30 TL’ye bize geri satıyor. Biz işleyemediğimiz için satın alıyoruz. Tarlalar desek, yarısını diğer köylere sattık. Biz kendi aramızda bir karar aldık ve kasadaki paranın artık köy için harcanması gerektiğine karar verdik.”
Adam irkilmiş. Bir ah çekmiş. Sonra da insanlara dönerek, “Köy halkı maalesef kasada para yok, çalınmış” demiş. İnsanlar hep bir ağızdan “Nasıl olur?” “Vah, vah. Bütün emek gitti” diyorlarmış.
İçlerinden birisi çıkmış ve hesap sormaya başlamış. Adam ise çalanın peşini bırakıp, kendi emeğinin hesabını sorana ceza kesmiş.
İnsanlar bunu görünce korkmuş ve geri çekilmiş. Önce kendi aralarında konuşuyorlarmış tabi ama adam konuyu irdeleyen, parasının hesabını soran, hakkını savunan… Pardon! “İnsanları galeyana getiren, insanların telaş etmesine sebep olan” demek istedim. Yine bir neyse…
Bir süre sonra insanlar bakmış ki ne köy kaldı, ne kazanç, ne geçim ne de adalet…
Umarım masalımı beğenmişsinizdir. İyi uykular…
Günde en fazla 3 kritik gelişme. Bildirim kirliliği yok, anında bilgi.
Kategori: Genel · Bölge: Yozgat
Yayın: 05 Kasım 2026 10:03 · Kaynak: merhabayozgat.com