Habermetrik
← Ana Sayfa
03 Kasım 2026 14:00
✍ Editör: Habermetrik · Editör Politikası

İzmir Uluslararası Kısa Film Festivali 27’nci kez kapılarını açtı: “Burada güçlü bir yaratıcı potansiyel var”

İzmir Uluslararası Kısa Film Festivali 27’nci kez kapılarını açtı: “Burada güçlü bir yaratıcı potansiyel var”
Görsel kaynağı: yenibakishaber.com
⏱️ 8 dk okuma 🛡️ %85 Doğruluk · 1 Kaynak
WhatsApp Paylaş
⚡ 30 Saniyede Özet Habermetrik Yapay Zeka Özeti
  • İzmir’de 27’nci kez kapılarını açan İzmir Uluslararası Kısa Film Festivali dün görücüye çıktı
  • İzmir’in farklı lokasyonlarında yapılırken 33 finalist film bulunuyor

27. İzmir Uluslararası Kısa Film Festivali dün İzmir’in farklı lokasyonlarında sinemaseverlerin beğenisine sunuldu. Farklı kategorilerde yüzlerce kısa filmin gösterimi yapılırken 33 kısa film Altın Kedi Ödülü için yarışıyor.

İzmir’de Fransız Kültür Merkezi, Karaca Sineması, İzQ Girişimcilik İnovasyon Merkezi, BAYETAV Akademi Cep Sineması gibi çok sayıda yerde gösterimler yapılıyor. Sinemaseverler 8 Kasım’a kadar gösterilen filmleri izleyebilecek.

Programın detaylarına ulaşmak isteyen katılımcılar ise İzmir Kısa Film Festivali sitesinden erişebiliyor. 27. İzmir Uluslararası Kısa Film Festivali’ni değerlendiren İzmir Film Lab Direkötürü ve İzmir Kısa Film Festivali Sanat Direktörü Gülen Gözkara, kısa filmlerin ve festivalin İzmir’de olmasının öneminden bahsetti.

İzmir seyircisinin merakını ve doğrudanlığını çok önemsediklerini ifade eden Gülen Gözkara, İzmir’i yalnızca kültür şehri olarak anlatmak istemediklerini vurgulayarak sanatın güçlü bir üretime dönüşmesi için sürdürdülebilir iş birliği ve finansal alt yapıya ihtiyaç duyduklarını söyledi.

Öncelikle sizi kısaca tanıyabilir miyiz? İzmir Kısa Film Festivali’ndeki görevinizden ve festivaldeki rolünüzden biraz bahseder misiniz?

Ben Gülen Gözkara. İzmir Uluslararası Kısa Film Festivali’yle yolculuğum 2000 yılında başladı. O günden beri kendimi festivalin öğrencisi olarak görüyorum; çünkü bu yolculukta sinemayı, birlikte üretmeyi ve insan ilişkilerinin değerini öğrendim.

Hâlâ öğreniyorum. 2013’ten bu yana Yusuf Saygı ile festival ekibinin aktif bir parçasıyız. Bugün eş direktörlüğü birlikte yürütüyor; filmlerin seçiminden programlanmasına, jüri yapısının oluşturulmasından uluslararası iş birliklerinin geliştirilmesine kadar pek çok alanda ekibimizle çalışıyoruz.

Bir festivalin yalnızca gösterdiği filmlerle tanımlanamayacağını düşünüyoruz. O filmleri değerlendiren insanların bakış açısı, sinemacıların birbiriyle kurduğu bağlar ve festival haftası bittikten sonra devam eden ilişkiler de en az seçki kadar önemli.

Bu nedenle yıllar içinde İzmir’de bir kesişim kümesi oluşturmaya çalıştık: Sinemacıların, yapımcıların, oyuncuların, akademisyenlerin ve kültür kurumlarının birbirinden öğrenebildiği, birlikte iş geliştirebildiği bir alan.

2020 yılında kurduğum İzmir Film Lab bu yaklaşımın devamı. Festivalde başlayan karşılaşmaların somut projelere dönüşmesi için yetenek ve proje geliştirme, mentorluk, finansmana erişim ve uluslararası ortak yapım bağlantıları üzerine çalışıyoruz.

Çünkü yetenek her şehirde var; fırsatlara erişim aynı ölçüde yaygın değil. Bugün en çok önemsediğimiz şey, kurduğumuz ilişkilerin kalıcı bir üretim ortamına dönüşmesi. Bir kesişim kümesi yarattık ama bunu tamamlanmış bir iş olarak görmüyoruz. Daha gidecek çok yolumuz var.

27 yıldır devam eden bir festivalden bahsediyoruz. Sizce İzmir Kısa Film Festivali’ni 27 yıl boyunca ayakta tutan en önemli şey ne oldu?

Öncelikle festivali sahiplenen insanlar. Yirmi yedi yıl dışarıdan bakınca bir sayı; bizim içinse her yıl yeniden kurulan bir çalışma. Ekibin emeği, sinemacıların güveni, kurumlarla kurduğumuz ilişkiler ve elbette vazgeçmeme iradesi var bu sürekliliğin arkasında.

Ancak yalnızca ısrar ederek bir festivali yaşatamazsınız. Değişen koşulları anlamak ve kendinizi yeniden değerlendirmek de gerekir. Biz her yıl seçkimize, jüri yapımıza ve ortaklıklarımıza dönüp bakıyoruz: Bu yıl yeni ne söylüyoruz?

Sinemacıların bugün neye ihtiyacı var? Hangi konuda daha iyi olabiliriz? Festivalin canlı kalmasını sağlayan biraz da bu sorular...

Academy Award Qualifying statüsüne sahip olmamız önemli bir uluslararası sorumluluk. Ancak bu tür bir tanınmayı değerli kılan, günlük çalışma biçiminize nasıl yansıdığı. Seçkinin niteliği, değerlendirme süreçlerinin güvenilirliği, sinemacılara yaklaşımımız ve uluslararası ilişkilerimizin sürekliliği bizim için belirleyici.

Dolayısıyla 27 yıla bir tamamlanma duygusuyla bakmıyoruz. Festivalin birikimini yeni kuşaklara aktarabilmek ve bundan sonra neyi daha iyi yapabileceğimizi görmek istiyoruz.

Bu yıl festivalde izleyicileri neler bekliyor? Önceki yıllardan farklı olarak özellikle öne çıkarmak istediğiniz bir yenilik var mı?

Bu yıl 4.200’ün üzerinde başvuru arasından seçilen 33 finalist filmimiz var. Farklı coğrafyalardan ve kuşaklardan anlatılarla karşılaşacağız. Seçkiyi oluştururken yalnızca tek tek iyi filmler aramıyoruz; filmlerin yan yana geldiklerinde nasıl bir tartışma ve karşılaşma zemini yarattığına da bakıyoruz.

İzmir Film Lab’de ise 8 ulusal ve 8 İzmirli olmak üzere 16 finalist projeyle çalışıyoruz. Pitching oturumlarını, senaryo ve oyuncu çalışmalarını, sürdürülebilir yapım yaklaşımını ve yapay zekâ destekli ön hazırlık atölyelerini birbirinden bağımsız etkinlikler olarak görmüyoruz. Bunlar bir projenin gelişiminde ihtiyaç duyulan bilgi ve deneyimin farklı parçaları.

Bu yıl Akdeniz’deki bağlantılarımızı da güçlendiriyoruz. Yirminci yılını kutlayan Beirut Shorts ile gerçekleştirdiğimiz program bunun somut örneklerinden biri.

Aynı denizin kıyısında yaşıyoruz ama birbirimizin sinemasını yeterince tanımıyoruz. Biz bir gösterimle başlayan bu diyaloğun uzun vadeli ortaklıklara dönüşmesini önemsiyoruz. Dolayısıyla öne çıkardığımız yenilik tek bir etkinlik değil.

Gösterimleri, sektör buluşmalarını ve proje geliştirmeyi daha güçlü biçimde birbirine bağlamaya çalışıyoruz. İzleyicilerin de yalnızca filmleri izlemesini değil, isterlerse sinemanın nasıl üretildiğine ilişkin konuşmalara katılmasını istiyoruz.

Kısa filmlerde son yıllarda sizi en çok şaşırtan veya “Sinema gerçekten değişiyor” dedirten bir şey var mı?

Bizi en çok etkileyen şeylerden biri, genç sinemacıların anlatı konusunda daha cesur davranması. Türlerin sınırlarını daha rahat aşıyor, çok kişisel hikâyelerde evrensel bir dil bulabiliyorlar. Bazen yönetmen her şeyi açıklamıyor; izleyiciye düşünmesi için alan bırakıyor.

Bu özgürlüğü değerli buluyoruz. Teknoloji de üretim süreçlerini ciddi biçimde dönüştürüyor. Ancak bir görüntüyü daha kolay üretmek, bir filmi hayata geçirmenin bütün koşullarının kolaylaştığı anlamına gelmiyor.

Ekip kurmak, emeğin karşılığını vermek, geliştirmeye zaman ayırmak ve filmi doğru platformlarla buluşturmak hâlâ önemli sorunlar. Festival ve Film Lab programlarında bu konuları görünür kılmaya çalışıyoruz. Yapay zekâyı da aynı çerçevede ele alıyoruz.

Araştırma ve ön hazırlık süreçlerinde yararlı araçlar sunabilir; fakat telif, şeffaflık ve yaratıcı emeğin korunmasını tartışmadan yalnızca hız kazandıran bir teknoloji olarak değerlendiremeyiz. Bizim için asıl dönüşüm, yeni araçların varlığında değil, sinemacıların onlarla nasıl özgün bir anlatı kurduğunda. Bazen daha hızlı üretmek değil, neyi neden yaptığımızı bilmek fark yaratıyor.

İzmir’de böyle bir festival düzenlemek nasıl bir deneyim? Sizce İzmir’in sinema izleyicisini diğer şehirlerden ayıran bir özelliği var mı?

İzmir seyircisinin merakını ve doğrudanlığını çok önemsiyoruz. Gösterimden sonra soru soran, gerektiğinde itiraz eden, yönetmenle konuşmak isteyen bir izleyici var. Bizim için filmden sonra başlayan sohbet de festival deneyiminin bir parçası.

Öte yandan İzmir’i yalnızca güzel bir kültür şehri olarak anlatmak istemiyoruz. Burada güçlü bir yaratıcı potansiyel var; ancak bunun sürekli üretime dönüşmesi için finansmana, profesyonel altyapıya ve sürdürülebilir iş birliklerine ihtiyaç duyuyoruz.

İyi bir fikri geliştirmekle o filmi gerçekten hayata geçirebilmek arasında hâlâ büyük bir mesafe var. İzmir Film Lab ile azaltmaya çalıştığımız mesafelerden biri de bu. Genç bir sinemacı uluslararası alanda çalışabilmek için mutlaka başka bir şehre taşınmak zorunda kalmamalı.

Buradan da mentorlara, yapımcılara, fonlara ve ortak yapım ağlarına ulaşabilmeli. Bunu tek başına bir festivalin gerçekleştiremeyeceğini biliyoruz. Üniversiteler, yerel kurumlar, fon sağlayıcılar ve özel sektör arasında sürekliliği olan bağlar kurmamız gerekiyor.

İzmir’in potansiyelinden söz etmek önemli; artık o potansiyelin hangi koşullarda üretime dönüştüğüne de bakmalıyız.

Festivalin ilk gününde sinemaseverlere tek bir öneride bulunacak olsanız, “Bunu mutlaka yapın” dediğiniz şey ne olurdu?

Önerimiz çok basit: Hiç tanımadığınız bir yönetmenin filmini seçin. Hatta mümkünse normalde tercih etmeyeceğiniz bir türdeki kısa film gösterimine girin. Kendinize bir sürpriz yapın. Festivallerin en güzel yanlarından biri, bir algoritmanın karşınıza çıkarmayacağı hikâyelerle karşılaşabilmek.

Bazen hakkında hiçbir şey bilmediğiniz bir film, salondan çıktıktan sonra da sizinle kalır. Biz tam olarak bu beklenmedik karşılaşmalara alan açmak istiyoruz. Bir de gösterimden hemen sonra ayrılmayın. Yönetmenlerle konuşun, diğer izleyicilerin yorumlarını dinleyin.

Bütün gösterimlerimizin ücretsiz olması, daha çok insanın bu konuşmalara katılabilmesi için önemli. Festivalden yalnızca güzel filmlerle değil, yeni sorular, fikirler ve tanışıklıklarla ayrılmanızı isteriz.

Kısa filmler, kısa sürede izleyiciye çok şey anlatmak zorunda. Sizce bu durum, kısa filmlerin anlatım dilini uzun metraj filmlerden nasıl farklılaştırıyor?

Biz kısa filmin kısa sürede çok şey anlatmak zorunda olduğu düşüncesine katılmıyoruz. Bazen tek bir şeyi doğru biçimde anlatmak yeterli. Kısa film, uzun metrajın küçültülmüş hâli değil; kendine özgü dramaturjisi, ritmi ve ifade olanakları olan bağımsız bir sinema formu.

Uzun metrajda daha geniş bir zaman ve karakter dünyası kurulabilir. Kısa filmde ise her tercih çok daha görünür hâle gelir. Neyin gösterildiği kadar neyin dışarıda bırakıldığı da anlatının parçasıdır. Tek bir bakış, bir ses ya da bir kesme bütün filmin duygusunu taşıyabilir.

Kısa filmi özellikle önemsiyoruz, çünkü biçimsel risk almaya ve yeni anlatı yollarını denemeye açık bir alan. Kurmacada, belgeselde, animasyonda ve deneysel sinemada bunun güçlü örneklerini görüyoruz. Bu nedenle kısa filmi yalnızca uzun metraja geçiş basamağı olarak ele almıyoruz.

Bizim için iyi bir kısa filmin ölçüsü, süresinin azlığı ya da çokluğu değil; o sürenin hikâye için doğru olması. Bir hikâye on iki dakikada tamamlanıyorsa, onu doksan dakikaya uzatmanın yaratıcı bir karşılığı olmayabilir.

💬 Habere Tepkinizi Belirtin:
Habermetrik WhatsApp Kanalına Katılın

Günde en fazla 3 kritik gelişme. Bildirim kirliliği yok, anında bilgi.

Kanalı Takip Et →
Kaynaklar: yenibakishaber.com
Haber metni ve görseller yenibakishaber.com sitesine aittir; tam içerik kaynak sitede yayınlanır.
Haber Künyesi
Kategori: Kültür-Sanat
Yayın: 03 Kasım 2026 14:00 · Kaynak: yenibakishaber.com
Kaynağı Oku ↗