Habermetrik
← Ana Sayfa
Gümüşhane 15 Eylül 2026 04:55 · Güncelleme 15 Ekim 04:44
✍ Editör: Habermetrik · Editör Politikası

Fehmi Atay’ın Şeyhül Kurra Ramazan Pakdil Röportajı

Fehmi Atay’ın Şeyhül Kurra Ramazan Pakdil Röportajı
⏱️ 9 dk okuma 🛡️ %85 Doğruluk · 1 Kaynak
WhatsApp Paylaş
⚡ 30 Saniyede Özet Habermetrik Yapay Zeka Özeti
  • Haseki Eğitim Merkezi’nde uzun yıllar görev yapan, yüzlerce Kurra hafız yetiştiren ve yurt içi ile yurt dışındaki Kur’an-ı Kerim yarışmalarında Türkiye’yi hem okuyucu hem de jüri üyesi olarak temsil eden Şeyhül Kurra ve Reis-ül Kurra Vekili Ramazan Pakdil; hayatını, hafızlık yolculuğunu, kıraat ilmini ve unutamadığı hatıralarını Av
  • Fehmi Atay’a anlattı
Hukuki not: Hassas içerik: doğrulama düzeyi editör onayından geçmiştir; detaylar adli/kurumsal açıklamalara bağlıdır.

Haseki Eğitim Merkezi’nde uzun yıllar görev yapan, yüzlerce Kurra hafız yetiştiren ve yurt içi ile yurt dışındaki Kur’an-ı Kerim yarışmalarında Türkiye’yi hem okuyucu hem de jüri üyesi olarak temsil eden Şeyhül Kurra ve Reis-ül Kurra Vekili Ramazan Pakdil; hayatını, hafızlık yolculuğunu, kıraat ilmini ve unutamadığı hatıralarını Av. Fehmi Atay’a anlattı.

F. Atay: Hocam, Ramazan ayında dünyaya gelmenizin isminizin verilmesinde bir etkisi oldu mu?

Ramazan Pakdil: Elbette oldu. Ben 1948 yılında, Uşak İlinin, Merkez Bağbaşı Köyünde Kadir Gecesi’nden üç gün önce dünyaya gelmişim. Rahmetli babam, “Evladım, üç gün sonra gelseydin ismin Kadir olacaktı. Üç gün önce geldin, ismin Ramazan olsun.” demiş. Böylece ismimi Ramazan koymuşlar.

Ramazan Pakdil: Evet. Ailemizin soyadı Çırak’tı. Haseki Eğitim Merkezini bitirip hoca oluncaya kadar ben de bu soyadını kullandım. Yüksek İslam Enstitüsündeyken bazı hocalarımız, öğretmen ve hoca olacağımı söyleyerek soyadımı değiştirmemi tavsiye etmişlerdi.

Haseki’yi bitirdikten sonra bu tavsiyeyi hatırladım ve mahkeme yoluyla soyadımı Pakdil olarak değiştirdim. Ailemin diğer fertleri ise Çırak soyadını kullanmayı sürdürdü.

Ramazan Pakdil: Aslında on kardeştik. Yedi kardeşimiz küçük yaşlarda vefat etti. Hayatta üç kardeş kaldık.

F. Atay: İlk tahsiliniz ve Kur’an eğitiminiz nerede başladı?

Ramazan Pakdil: İlkokulu ve ilk Kur’an eğitimimi Bağbaşı köyünde aldım. Babam hoca dostuydu; hocalara hürmet eder, onları evimize getirir ve ikramda bulunurdu. Bir gün köy hocamız Osman Hoca beni görünce babama, “Osman amca, sen bize çok hizmet ediyorsun.

Bu çocuğu bana ver, ben de onu okutayım.” dedi. Babam, köy işlerinde en büyük yardımcısı olduğum için önce razı olmadı. Bunun üzerine hocamız, “Sen buna bir Elif cüzü al. Kuzuların ve öküzlerin peşindeyken dersini çalışsın; bostanda ya da harmanda olduğu zaman bana haber verin, gider dersini orada veririm.” dedi.

Gediz’in Erdoğmuş köyünden olan Osman Hoca sözünü tuttu. Dört ay içinde Elif cüzünü, Amme, Tebâreke Kadsemi Cüzü ve Zâriyât cüzlerini okuttu; Kur’an-ı Kerim’in de yaklaşık yarısını hatmettirdi. Daha sonra gelen köy hocasıyla hatmimi tamamladım. Osman Hoca’yı rahmetle anıyorum.

F. Atay: Hafızlığa başlamanız nasıl oldu?

Ramazan Pakdil: Uşak’ta yaşayan halam, Kur’an’ı hatmettiğimi duyunca köye geldi. Babama, “Oğlumuzu Uşak’a götürelim. Orada talebeler Kur’an kursuna gidiyor, hafızlık yapıyor. Benim oğlum okula giderken o da Kur’an kursuna gider.” dedi.

Babam pek razı değildi çünkü köy işlerinde ona yardım ediyordum. Ancak annem, çocukları yaşamayınca bir evlatları yaşarsa onu okutacaklarına dair söz verdiklerini hatırlatarak babamı ikna etti.

Uşak’a gittim ve hafızlığa başladım. Sekiz ay halamın yanında kaldım. Bahar gelip köy işleri başlayınca babam beni tekrar köye götürdü. Köyde ise hafızlığı sürdürme imkânı yoktu; tarla, bostan, harman ve hayvanlarla ilgilenmek gerekiyordu.

Köyümüzün ilk hafızı olan ve Uşak’ta müezzinlik yapan bir büyüğümüz köye geldiğinde durumu öğrendi. Babama, “Köy şartlarında hafızlık olmaz; bu iş yoğunluk ister.” dedi. Bana Uşak’ta açık bulunan bir müezzinlik ayarladı.

Caminin banisi Hacı Torlak beni dinledikten sonra, “Bu çocukta cevher var, bunu işlemek lazım.” dedi. Caminin müştemilatında kaldım; hem müezzinlik yaptım hem de hafızlığımı tamamladım.

Ramazan Pakdil: Evet. Babam, köylünün beni imam olarak istediğini söylüyordu. Hafızlık belgem olmadığı için müftülüğe gittik. Müftü izindeymiş; o gün benim hafızlık hocam müftü vekili olarak görev yapıyordu. Babam onu tanımadığı için müftü zannederek durumu anlattı.

Hocam babama, “Bu çocuk hoca olur, hocaları da okutur; fakat şimdi köyde imam olmamalı. İmam hatip okuyacak, yüksek tahsil yapacak ve hocalara hoca olacak.” dedi. Köyde bana senelik hoca ücreti 60 ölçek buğday verileceğini öğrenince, “Bu çocuğu hafızlığında pişirelim, belgesini verelim ve yatılı imam hatibe gönderelim.

Hiçbir yeri kazanamazsa benim köyüm 300 hanedir gelecek yıl kendi köyüme 150 ölçeğe imam yaparım.” diyerek babamı ikna etti. Babam da “Biz cahil insanlarız, bilemiyoruz. Ne yaparsanız yapın.” diyerek beni hocama teslim etti. Böylece kursa döndüm, hafızlığımı pekiştirdim ve belgemi aldım.

F. Atay: İzmir’e gidişiniz nasıl gerçekleşti?

Ramazan Pakdil: Uşak’ta tanıştığım hayırsever bir kişi, İzmir Kestane Pazarı’ndaki yakınına mektup yazdı. Şartları öğrenip beni göndermek istedi. Yaşım büyük göründüğü için mahkeme yoluyla yaş tashihi yapıldı. Babam yine köy işleri nedeniyle gitmemi istemedi ama onu ikna ettim.

On altı yaşında tek başıma kara trenle İzmir’e gittim. Sınavda Kur’an okudum ve Türkçe bir kitaptan parça okudum. Başarılı bulunarak 1965 yılında Kestane Pazarı’na kabul edildim.

Bir yıl hazırlık okudum. Daha sonra, benim gibi yaş şartı nedeniyle sıkıntı yaşayan öğrenciler için dışarıdan öğretmen tutuldu. Dört yıllık ortaokulu üç yılda tamamlayıp imam hatibin lise kısmına geçtim. Okurken mukabelelere katılıyor, müezzinlik yapıyor ve Kestane Pazarı’nın hizmetlerine katkıda bulunuyordum.

Rahmetli Karşıyaka Müftüsü Osman Kara okuyuşumu beğenmiş ve beni idarecilerimizden imam yapmak üzere istemiş, usulen bana da sordular ben de kabul ettim. Yapılan resmî sınavın ardından 1971 yılında Karşıyaka İstasyon Mescidi’nin ilk imamı oldum.

F. Atay: Kıraat ilmine ilginiz ne zaman başladı?

Ramazan Pakdil: Kestane Pazarı’nda zaman zaman Arap hafızlar dinletilirdi. Onlar bizim bilmediğimiz vecihlerle okuyunca yanlış okuduklarını zannederdim, ve bunu dillendirdim. Bir büyüğümüz bana, “Sen yanlış düşünüyorsun, sen hangi kıraati okuyorsun biliyor musun?” diye sordu.

Ben de; Âsım kıraati, Hafs rivayeti üzere okuduğumuzu söyledim. Ve bana bunun dışında başka kıraat ve rivayetlerin de bulunduğunu, bizim bunlardan yalnızca birini okuduğumuzu anlatınca kıraat ilmine merakım uyandı.

Dünya genelinde en yaygın okuyuş Âsım kıraatinin Hafs rivayetidir. Bunun yanında Fas, Tunus ve Cezayir gibi Kuzey Afrika ülkelerinde Nâfi kıraati ile Verş rivayeti; seri okunması gereken bazı yerlerde ise Kālûn rivayeti de okunur, Kuzey Afrika’da bazı bölgelerde de EBU AMR KIRAATI okunur.

Kıraat ilmi, İslam ülkelerinde bir ihtisas ilmi olarak okutulmuştur. Ülkemizde medreselerin kapatılmasıyla zayıflamış olsa da eski hocalarımız; yasaklanma, karakola götürülme ve cezalandırılma risklerine rağmen eğitimi sürdürerek bu geleneğin kopmasını önlemiştir.

Kıraat ilminin kesintisiz biçimde okutulduğu merkezlerin başında Mısır gelir. İstanbul’da bu ilmin yaygınlaşmasında, Mısır’dan getirilen iki üstadın önemli yeri vardır. Önce İstanbul tariki üstadı Ahmed el-Mısrî El Meyseri, yaklaşık bir asır sonra da Mısır tariki üstadı Ali el-Mansûrî İstanbul’a getirilmiştir. Böylece her iki tarik de ülkemizde öğretilmeye devam etmiştir.

(Röportajın bu bölümünde Ramazan Pakdil, Nâfi kıraatinin Kālûn ve Verş rivayetleri arasındaki farklılıklara ilişkin kısa tilavet örnekleri sundu. Medlerin uzunluğunu parmak hareketleriyle gösteren Pakdil, bir elif miktarının bir parmağı kaldıracak kadar geçen süreyle öğretildiğini ve bu yöntemi hocasından gördüğü şekliyle talebelerine aktardığını anlattı.)

Ramazan Pakdil: 15 Aralık 1972’de İstanbul Çarşamba’daki İmam Hatip Okuluna geldim. Aynı zamanda Kadıköy’de görev yaptığım için ulaşım oldukça zordu. Hem yüksek tahsil yapmak hem de kıraat hocası bulmak istiyordum.

O yıl Abdurrahman Gürses Hocamız, okul müdürünün davetiyle talim dersi vermek üzere fahri hoca olarak İmam Hatip Okuluna geldi. İlk dersine katılamadım. Talebeler, “Meşhur bir kurra hoca geldi, talim okutuyor; son derse hocalar bile katılıyor.” deyince aradığım hocanın o olduğunu düşündüm. İlk dinlediğim derste, “Benim hocam budur; inşallah onu bırakmayacağım.” dedim.

İstanbul İmam Hatipte Müzekkâ Gürbüz’den; Yüksek İslam Enstitüsünde ise Prof. Dr. İsmail Karaçam’dan Kur’an dersleri aldım. Bu hocalarımızın okuyuşumun ve Kur’an ilmimin gelişmesinde önemli rolleri oldu.

F. Atay: Abdurrahman Gürses sizi kıraat eğitimine hemen kabul etti mi?

Ramazan Pakdil: Herkese kıraat okutulmadığını söyledi ve beni imtihan etti. Hıfzımı ve okuyuşumu iyi buldu. Talim aldığım hocanın kendi talebesi olduğunu öğrenince, “Bu benim ağzım.” dedi. Arapçamı ve tecvit bilgimi de sordu. Şartları taşıdığımı görünce hemen başlattı.

Hocamızla önce infirat usulüyle başladık. İbn Kesîr kıraatiyle beş sayfa infirat okuduktan sonra seb‘a ve ardından aşere usulüne geçtik. Aşereyi büyük ölçüde ezberden okudum; yalnızca uzun ve zor ayetleri yazdım. Takrip okumak için Abdurrahman Hocamın tavsiyesi ile Haseki’ye müracaat ettim, Aşere bitirme imtihanını kazandım, Takrip’i Haseki’de okumak için kabul edildim.

Takrip çalışmasında ise tuttuğum defterler yıllarca emeğimin ve göz nurumun birikimi oldu.

Haseki’de hoca olduğumda diğer arkadaşların defterleri bulunduğunu, benim ise aşereyi ezberden okuduğum için defterimin olmadığını gördüm. Bunun üzerine talebelerime ders vermeden önce kendi hocalık defterimi hazırladım; ardından aynı konuları talebelerimle işledim.

F. Atay: Bu defterler ve kaynaklar üzerinden kıraat ilmini internetten öğrenmek mümkün mü?

Ramazan Pakdil: İki ilim üstatsız olmaz: Kıraat ilmi ve tasavvuf ilmi. Bir kişinin önüne kıraat defterlerini ve kaynak kitapları koysanız, Arapçası da iyi olsa yine de tek başına kıraat okuyamaz ve okutamaz. Bu ilim mutlaka bir üstadın rehberliğinde öğrenilmelidir.

Ramazan Pakdil: Aşere, on kıraat imamı ile onların ikişer ravisinin kıraat farklılıkları dikkate alınarak yapılan eğitimdir. Takripte ise ravilerin ravileri ve tarikler arasındaki farklılıklar da ele alınır; ayrıntı ve teferruat daha fazladır.

İstanbul tarikiyle devamlı okunduğunda aşere yaklaşık bir yılda, takrip ise iki yılda tamamlanır.

İstanbul ve Mısır tariki arasında bazı farklılıklar vardır. kaynak farklılığından dolayı Bir tarik diğerinin aldığı bazı vecihleri almayabilir. Bu sebeple “Bütün ayrıntılar kesin olarak bundan ibarettir.” denilemez; “takriben budur” denilir.

F. Atay: İndirâc usulü nasıl uygulanıyor?

Ramazan Pakdil: İlk dönemlerde her imam ve ravi için ayrı hatim yapılarak infirat usulüyle okunuyordu. Bu eğitimin tamamlanması on beş-yirmi yıl sürebiliyordu. İlme rağbet azalınca kıraatlerin kaybolmasından endişe edilmiş ve indirâc usulü geliştirilmiş.

Biz de hocamızdan aldığımız şekliyle bu usulü uyguluyoruz. Kaynak olarak Zübdetü’l-İrfân ve Umdetü’l-Hallân adlı eserleri takip ediyoruz.

Aynı okuyuşta birleşen imam ve raviler tek vecihte bir araya getirilir. Böylece aynı ayeti aynı şekilde tekrar tekrar okumaya gerek kalmaz ve uzun yıllar sürecek eğitim yaklaşık üç yılda tamamlanabilir.

Bu sistem adeta sesli bir cebir denklemi gibidir. Hangi imamın veya ravinin hangi vecihte dâhil olacağını hem okuyan hem de dinleyen bilir. Bir hata olduğunda hoca, talebeyi doğru yerden yönlendirir.

💬 Habere Tepkinizi Belirtin:
Habermetrik WhatsApp Kanalına Katılın

Günde en fazla 3 kritik gelişme. Bildirim kirliliği yok, anında bilgi.

Kanalı Takip Et →
Kaynaklar: gumushanedenhaber.com
Haber metni ve görseller gumushanedenhaber.com sitesine aittir; tam içerik kaynak sitede yayınlanır.
Haber Künyesi
Kategori: Kültür-Sanat · Bölge: Gümüşhane
Yayın: 15 Eylül 2026 04:55 · Kaynak: gumushanedenhaber.com
Kaynağı Oku ↗