Öğretmeni ezdirirseniz çocuğunuzu kaybedersiniz!
Kütahya Valisi Musa Işın’ın yeni eğitim-öğretim yılı açılışında yaptığı konuşmayı dikkatle dinledim.
Doğrusu, uzun zamandır bir mülki idare amirinden eğitim konusunda bu kadar açık ve velilere de sorumluluk yükleyen bir konuşma duymamıştım.
Vali Işın velilere özetle diyor ki:
Çocuğunuz okulda bir problem yaşadığında koşa koşa okula gitmeyin. Önce kendi çocuğunuzu sorgulayın:
Ne oldu?
Nasıl oldu?
Neden oldu?
Sen ne yaptın?
Bence meselenin özü burada.
Çünkü bugün bazı anne babaların sormayı unuttuğu en önemli soru şu:
“Acaba benim çocuğum ne yaptı?”
“Benim çocuğum yapmaz!”
Günümüzün en tehlikeli cümlelerinden biri bu:
“Benim çocuğum yapmaz!”
Yapar efendim!
Sizin çocuğunuz da hata yapar. Yalan söyleyebilir, arkadaşına haksızlık edebilir, öğretmenine saygısızlık yapabilir, okulun kurallarını çiğneyebilir.
Çocuğunuzu sevmek, yaptığı her yanlışı savunmak değildir.
Bazen karşısına geçip;
“Sen burada yanlış yaptın.”
diyebilmektir.
“Öğretmenin vardır bir bildiği”
Vali Işın kendi çocukluğundan da örnek veriyor.
Eskiden okulda dayak yediklerinde eve gidip söylemekten çekindiklerini, çünkü bir de anne-babadan azar işitme ihtimalleri olduğunu anlatıyor.
“Öğretmenin vardır bir bildiği, kim bilir sen ne yaptın?” denilirmiş.
Elbette şiddeti savunmuyorum. Buradaki mesele öğretmene duyulan güven ve saygı. Bugün ise bazen çocuk daha eve gelmeden öğretmen suçlu ilan ediliyor. Çocuk anlatıyor, veli öfkeleniyor, okula koşuluyor, müdüre ve öğretmene hesap soruluyor. Peki çocuğa;“Sen ne yaptın?”diye soran var mı? Çocuklarınızı fanusta büyütmeyin! Vali Işın’ın bir başka uyarısı da önemli: Çocukları pamuklara sarmayın. Çamura, toza bassınlar. Düşsünler, kalksınlar. Hayatın zorluklarını öğrensinler. Çok doğru...Her düştüğünde elinden tutup kaldırırsanız kendi başına ayağa kalkmayı nasıl öğrenecek? Her hatasını örterseniz doğruyu nasıl bulacak? Her öğretmen uyardığında okula koşarsanız otoriteyi nasıl tanıyacak? Hayat çocuğunuzun önüne kırmızı halı sermeyecek! Biz de çocuk yetiştirdikBiz de çocuklarımızı el bebek, gül bebek büyüttük.
Döneminin Sakarya’daki gözde okullarından Ahmet Akkoç’ta, Kız Meslek Lisesi’nde, Atatürk Lisesi’nde okuttuk.
Onların da öğretmenleriyle sorunları, şikâyetleri oldu.
Ama çocuğumuzun söylediğini peşinen doğru, öğretmenin söylediğini peşinen yanlış kabul etmedik.
Önce çocuğumuzu dinledik, sorguladık.
Gerektiğinde öğretmeni ve okul idaresiyle görüştük.
Hele çocuklarımızın yanında öğretmene hakaret etmek, öğretmeni küçümsemek...
Aklımızdan bile geçmedi.
Çünkü öğretmene saygımız vardı.
Süt tozundan bugünlere geldikBiz bugünkü imkânlarla okumadık. Devletin okullarda süt tozu, poğaça dağıttığı dönemleri gördük. Yardımcı kitap bolluğu yoktu. İnternet yoktu. Öğretmeni iyi dinlemek zorundaydınız.17-18 dersin arasında okuyarak, yazarak yetiştik. Ama bir şeyimiz vardı: Öğretmene saygı! Öğretmen sokaktan geçerken öğrenci kendisine çeki düzen verirdi. Veli selam verirdi. Okul müdürünün bir ağırlığı vardı. Bugün ise bazı öğrenciler öğretmeninin yanında sigara içmeyi marifet sayabiliyor. Öğretmeniyle saygısızca konuşabiliyor, uyarıldığında diklenebiliyor. Çünkü bazılarının kafasında şu güven var:“Benim arkamda annem-babam var!”Öğretmen sizin uşağınız değil! Anne-babalara açıkça söylemek gerekiyor:
Öğretmen sizin uşağınız değil!
Okul müdürü de değil.
Devlet çocuğunuza eğitim hizmeti sunuyor.
Okulunu yapıyor, sınıfını ısıtıyor, öğretmenini görevlendiriyor.
Bütün bunlar çocuğunuz öğretmenine hakaret etsin, siz de ardından gelip öğretmene hesap sorun diye yapılmıyor.
Öğretmen hata yaparsa elbette gereği yapılır. İdareci yanlış yaparsa elbette hakkınızı ararsınız.
Ama öğretmenin haksız olduğu peşinen kabul edilemeyeceği gibi, çocuğunuz da peşinen masum ilan edilemez.
Bugün kurtardınız, ya yarın? Çocuğunuz her hata yaptığında arkasında durarak ona iyilik yaptığınızı sanabilirsiniz. Öğretmeninden kurtardınız...Müdüründen kurtardınız...Disiplinden kurtardınız...Peki yarın? Patronundan nasıl kurtaracaksınız? Kanundan nasıl kurtaracaksınız? Hayattan nasıl kurtaracaksınız? Okulda “hayır” kelimesini öğrenmeyen çocuk, hayat kendisine “hayır” dediğinde ne yapacak? Keşke Sakarya’da da duysaydıkBu nedenle Kütahya Valisi Musa Işın’ın konuşmasını önemsiyorum.
Keşke Sakarya Valimiz Rahmi Doğan’dan da, diğer illerin valilerinden de eğitim yılı açılışlarında rutin mesajların yanında toplumun gerçek sorunlarına dokunan böyle sözleri daha fazla duyabilsek.
Çünkü eğitim sadece matematik,
Türkçe, fizik, kimya değildir.
Eğitim;
Saygıdır, terbiyedir, sorumluluktur, haddini bilmektir ve iyi insan olabilmektir.
Anne-babanın görevi çocuğunun her yanlışını örtmek değil, gerektiğinde karşısına geçip “Yanlış yaptın” diyebilmektir.
Çocuğunuzu hayattan korumaya çalışmayın.
Hayata hazırlayın! Düşsün, kalksın, kaybetsin, hata yapsın, özür dilesin ve sorumluluk alsın. Çünkü bir gün siz yanında olmayacaksınız. O gün çocuğunuzu “Benim çocuğum yapmaz” sözünüz değil, verdiğiniz terbiye ve kazandırdığınız karakter ayakta tutacak. Çocuk sahibi olmak kolay...Asıl marifet, o çocuğu ailesine, öğretmenine ve topluma saygılı iyi bir insan olarak yetiştirebilmektir. Sözüm anlayana...Güzel söz
“Çocuğun önündeki bütün taşları kaldırmayın;
Bırakın bazen takılsın ki kendi ayakları üzerinde durmayı öğrensin.”

Kategori: Eğitim · Bölge: Kütahya
Yayın: 20 Eylül 2026 22:04 · Kaynak: netgaste.com