Hayat Pahalılığı Ve Düşen Doğurganlık!
- Çok önemli ve derin bir hâl almış, belki de toplumumuzun omurgasını doğrudan doğruya sarsabilecek duruma gelmiş bir meselesi var ülkemizin
- O da; doğum oranlarındaki azalış ve yaşlanan nüfusumuzdur
Çok önemli ve derin bir hâl almış, belki de toplumumuzun omurgasını doğrudan doğruya sarsabilecek duruma gelmiş bir meselesi var ülkemizin. O da; doğum oranlarındaki azalış ve yaşlanan nüfusumuzdur.
Bir tarafta, yetkililerin genç ailelere en az üç çocuk tavsiyesi varken diğer tarafta da, onca zaman geçmesine rağmen bir türlü istenen neticeye henüz varılamayan enflâsyon mücadelesi, hayat pahalılığı, geçim sıkıntısı v.s., mevcut. Çocukların eğitim giderlerinden tutun da, evlerdeki oda krizine kadar. (artan ev kiraları ve konut fiyatları, aileleri 2+1 veya daha da küçük evlere yöneltti.) Çocukların beslenme ve bakım masrafları cabası.
Nitelikli kreş sayıları da arzu edilen şekilde arttırılamadı. Olanların çoğu da pahalı zaten. Bu ve benzeri problemler, kendi mecrâsından çıkmış, direk olarak bizim demografik yapımızı, geleceğimizi, aile mefhumunu etkileyebilecek bir noktaya doğru gittiğini gösteriyor bizlere.
Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verileri ve demografik araştırmalar söylüyor bizlere bunları. Bu sonuçlar,” ‘geniş aile’ hayalinden ‘tek çocuklu çekirdek aile’ye yöneliş mi var?” Yani, “Türk toplumunun geleneksel aile yapısı dönüşüyor mu?” sorularını aklımıza getiriyor, ister istemez.
Yukarıda da belirttiğimiz gibi, yetkililer her fırsatta nüfusun yaşlandığını ve bir ailede en az üç çocuk olması gerektiğini dile getiriyorlar ama bırakın üç çocuğu, ikinci çocuk bile artık geniş kitleler için bir ‘lüks ‘veya ‘altından kalkılması zor bir finansal yük ‘olarak görülüyor maalesef.
Peki, ne ile açıklayacağız bu durumu? Toplumumuzda çocuk sayısının azalmasını sadece aile değerlerinin zayıflamış olmasıyla mı açıklayacağız? Değil tabii ki. Ailelere çocuk sahibi olmalarını söylemek kadar, çocuk büyütmenin maliyetini de azaltmak, anne-babaların yükünü paylaşmak, oluşturulan refahı tabana yaymak gerekir.
Aslında mesele, bugünkü hayat pahalılığı da değildir; işini, gelirini, barınma imkânını v.s., gelecekte de koruyabileceğine inanmak ve endişe etmemektir. Öyleyse yetkililer, gençlerin neden geleceğe güvenle bakamadığını da sorgulaması gerekir.
Birçok aile, ikinci veya üçüncü çocuk istemediğinden değil, çocuklarına arzu ettiği imkânları sağlayıp sağlayamayacağından emin olamadığı için bekliyor olabilir. Hepimizin bildiği gibi, anne-baba olmak yalnızca bir çocuğun dünyaya gelmesine vesile olmak değildir ki!
Ya, nedir? Onun ihtiyaçlarını karşılayabilmek, büyütmek, eğitmek, hayata hazırlamaktır. İllâ ki, evlâdının geleceğini düşünürken sadece bugüne değil, yarının şartlarına da bakar anne-baba.
Hiç uzaklara gitmeyip, doğum oranlarının az olduğu Trakya’mızdan örnek verelim isterseniz; bırakın şehirleri, köylerde yaşayan ailelerde de artık üç çocuğa rastlamak oldukça zor. Bir köy kahvehanesine gittiğiniz zaman, iki üç laftan birinin, ‘ne olacak bu vaziyetimiz?
‘diye insanların birbirlerine dert yandığını duyacaksınız. İkinci lafları da, ‘bunlar iyi günlerimiz, kimbilir daha neler göreceğiz?’ şeklinde olacaktır.
Dertlidir köylümüz. Çünkü binbir emekle ürettiği ayçiçeğini, çeltiğini maliyet fiyatlarının bile altında satabilmiştir ancak. Yıl yardım etmemiştir, yani kuraklık olmuştur veya başka doğa olaylarından dolayı istediği ürünü alamadığı için de arzuladığı kazancı elde edememiş olabilir, zarar etmiş de olabilir.
Nitekim yakın zamanda böyle bir-iki sene de yaşandı. Bunu anlayabilir ama ürünün bol olduğu yılda da, iyi bir kazanç elde edememesini anlamakta zorlanacaktır elbette. Kaldı ki, gelirini arttıramıyorsa, sofrasındaki ekmeği nasıl büyütebilecektir?
Dolayısıyla vatandaşımızın ikinci, üçüncü çocuğu düşünememesi de gayet doğaldır. Birçok sebep sayılabilir; köy okullarının yıllar önce kapatılarak taşımalı eğitime geçilmesi meselâ. Hakezâ sağlık ocaklarının da kapatılması v.s. Bütün bunların, düşen doğurganlığa zemin hazırlayan önemli etkenler olduğu kanaatindeyim.
Biz inancımız gereği hiç şüphe yok ki, her canlının rızkıyla dünyaya geldiğine inanırız. Çocuk, hayatın en büyük nimetlerinden biridir. Fakat aynı inancımızda sorumluluk, tedbir ve emanet bilinci de mevcuttur. Bir anne-babanın, ‘çocuğumu hayata nasıl hazırlayacağım?
Eğitimini nasıl karşılayacağım? Ya yarın işimi kaybedersem ne yaparım?’ gibi endişelerinin bir inançsızlık değil, sorumluluk duygusu olduğuna inanıyorum şahsen. Yani demek istediğim; bu iki düşünce birbirine zıt düşünceler değildir.
Netice itibarıyla; bu konuda araştırmaların bize sunduğu olumsuz gelişmelerin, tekrar olumlu bir hâle gelebilmesi için söz konusu problemlerin çözülmesi (bu konuda yetkililer tarafından ortaya konulan çalışmalar da var illâ ki. Ümit ve temennî edilir ki, kısa sürede sonuç alınsın.) gerektiği aşikârdır.
Bir başka ifadeyle, şöyle de söyleyebiliriz; bir önceki yazımda bir madalyondan bahsetmiştim. ‘Bir tarafı aydınlık, diğer tarafı karanlık’ diye. Ne zaman ki, o karanlık tarafı da aydınlanacak, pırıl pırıl parlayacak, işte o zaman ülkemizin toplam doğurganlık hızının nüfusu yenileme eşiği olan, 2.1’e veya üzerine çıkacaktır. Aksi takdirde, ‘nüfusu arttırın ‘çağrıları karşılık bulamayacaktır, vesselâm.
ADIYLA, ESERLERİYLE YAŞAYACAK BİR ÇINARI KAYBETTİK
TAM ÜMİDİ KESMİŞKEN, BENİ BULURSUN KARŞINDA!..
EDİRNE İL BAŞKANI SEÇİMİ VE GELECEĞİN TURNUSOL KAĞIDI…
Günde en fazla 3 kritik gelişme. Bildirim kirliliği yok, anında bilgi.
Kategori: Eğitim · Bölge: Edirne/Keşan
Yayın: 30 Ekim 2026 05:31 · Kaynak: kesaninnesesi.com