Habermetrik
← Ana Sayfa
31 Ekim 2026 07:09
✍ Editör: Habermetrik · Editör Politikası

Bir Karaman Romanı: Topucak Mahallesi

Bir Karaman Romanı: Topucak Mahallesi
Görsel kaynağı: karamandan.com
⏱️ 17 dk okuma 🛡️ %85 Doğruluk · 1 Kaynak
WhatsApp Paylaş
⚡ 30 Saniyede Özet Habermetrik Yapay Zeka Özeti
  • Saramago’nun Türkçeye çevrilmiş eserlerinden biri olan “Küçük Anılar -Çocukluk ve İlkgençlik Anıları-” Ağustos okuma listemin ve yaz seçkimin son kitabıydı
  • Âdeta sihirli zaman kapsülüydü: Malzemesi sadece kelimeler olan bir zaman kapsülü

Saramago’nun Türkçeye çevrilmiş eserlerinden biri olan “Küçük Anılar -Çocukluk ve İlkgençlik Anıları-” Ağustos okuma listemin ve yaz seçkimin son kitabıydı. Âdeta sihirli zaman kapsülüydü: Malzemesi sadece kelimeler olan bir zaman kapsülü. Kitap görünümlü kapsülle geleceğe değil geçmişe ışınlandım.

Kendimi, çocukluğumun uçsuz bucaksız, dertsiz tasasız ülkesinde, masmavi gökyüzünün altında, çiçekli böcekli, tozlu topraklı, sonsuz büyüklükte sandığım bir yerleşim merkezinin ortasında buldum. Kaldığım süreyi söylesem, inanmazsınız.

Saramago, kitapta köyünü, evini, ailesini ve yakınlarını anlatmış. Saramago, kitabın girişinde, köyü Azinhaga’yı genel hatlarıyla tanıtmış ve şunları yazmış: İşte ben bu yerlerde dünyaya gelmişim ve daha iki yaşıma varmadan, ihtiyaçlar yüzünden göç etmek zorunda kalan annemle babam beni buralardan alıp başka tarz duygular, başka tarz düşünceler, başka tarz yaşamlar içinde olan Lizbon’a götürmüşler, sanki benim doğduğum yerde doğmak kaderin bir yanılgısının sonucuymuş, talihin umulmadık bir dalgınlığından kaynaklanmış da bu yanılgıyı onarmak hâlâ onların ellerindeymiş gibi.

Ama öyle olmadı. O çocuk, kimsecikler farkına varmadan, toprağa kol atıp kök salmış, o zamanki ben olan o kırılgan tohum, güvensiz minicik ayaklarıyla yerdeki çamura basarak toprağın o özgün damgasını bir daha silinmemek üzere ondan alacak zamanı bulmuştu.

Sonbahar kitaplarım arasında da hatıralarla örülü bir eser yer aldı: A. Erol Göksu’nun “Topucak Mahallesi-Karaman, Hatıralar ve Ben-“kitabı Ekim ayı listemdeydi.

Kitap, adından da anlaşıldığı üzere, bir mahalle ekseninde, yazarın belleğinin izinde Karaman’a yaptığı duygusal yolculuğu anlatıyor. Kitap, yazarla aynı dönemde doğmuş kişiler için bir hatırlatma kılavuzu.

“Topucak Mahallesi” adı bile değişmiş bir mahalleden, ölüp gitmiş yakın aile bireylerinden, sadece isimleri anımsanan arkadaşlardan ve şehrin hafıza mekânlarından arda kalan anılarla örülü. Yazar çocukluğuna, geçmişe özlemini nahif bir üslupla dile getirmiş.

Dahası var: Şehirdeki değişim, değişimin sonucu silinip giden yaşamın somut izleri ve unutulmayan isimler, dostlar, arkadaşlar, ilk sevgili… Dönem dönem nostaljinin hüzün dolu kara deliğine düşürüyor.

Edirne’ye her gidişimde sahaflara uğrarım. Oralar benim için hem sohbet mekânları hem gömü yerleridir. Aradığım, aramaktan vazgeçtiğim nice kitapları sahaflarda bulmuşumdur. Temmuzda, Ayçiçeği Sahaf’a uğramıştım. İsme lütfen dikkat buyurunuz: Ayçiçeği.

Trakya ile bütünleşen bir ürün isim seçilmiş. Ayçiçeği Sahaf’ta Erol Göksu’nun “Sen Bende Gizlisin” adlı, 2005 yılında basılmış 160 sayfalık şiir kitabını bulmuştum.

Şiirlerden birinin başlığı “Geri Dönmek İsterim”di ve Erol Göksu geçmişe duyduğu özlemi dizelerle ifade ediyordu. Şiirin son dörtlüğü şöyleydi: Kederlerden uzağa /Ümit dolu yıllara/ Özlediğim yollara /Geri dönmek isterim.

Bir yazar için özlediği yerlere, geçmişteki günlere dönmek imkânsız değildir. Elinde kalemi vardır, onunla istediği yere, istediği zaman gidebilir. Erol Göksu, bu kitabı yayımladıktan yirmi yıl sonra hayalini gerçekleştirmiş ve “Topucak Mahallesi” ortaya çıkmış.

“Topucak Mahallesi”, hem özlenen bir şehrin sokaklarına hem güçlü bir hafızanın derinliklerine içten ve içsel bir yolculuğun romanı. Dikkatli bir gözlemcinin anılarıyla Karaman’ın elli yıllık serüveninden pasajlar sunan bir eser.

Saramago ile Göksu’nun ortak yönü, göç olgusuyla yüzleşmeleri ve okurlarını kendi çocukluklarının masum yıllarına götürmeleri. Saramago, kendi ülkesini terk etmek zorunda kalmadı. Doğduğu küçük köyün bağlı olduğu başkent Lizbon’a taşındı. Dil ve büyük çaplı kültür farklılığı yaşamadı.

Erol Göksu ise doğduğu topraklardan çok uzağa, başka bir dinin, başka bir kültürün yaşandığı ve başka bir dilin konuşulduğu ülkeye gitmek zorunda kaldı.

“Topucak Mahallesi”, “Küçük Anılar”dan bazı bölümleri hatırlattı. Saramago’nun şu cümlesi, Erol Göksu’nun kitabında yer alsaydı yadırganır mıydı?“Anneanneme şöyle diyorum: Anneanne, gidip şuralarda biraz dolaşacağım.” O da diyor ki “Git, git!” ama bana dikkatli olmamı tembihlemiyor, o zamanlar büyüklerin kendi baktıkları küçüklere daha fazla güvenleri vardı.”

Geçmiş, sıcaktır, bizi kucağına alır. Bizden beklentisi olmadığı için o kucakta rahatlarız. Şimdiki zaman geçmişe bulaşmadan duramaz. Geçmiş, şimdiki zamanın içindedir.

Erol Göksu’nun “Topucak Mahallesi” adlı otobiyografik romanı, “Hayal ile gerçek, geçmiş zaman ile içinde bulunduğum zaman o kadar birbirinin içindedir ki… Bir yanda çocukluğum, diğer yanda artık yaşlılığa doğru giden yanım… İkisini birbirine bağlayan zamanı yaşadım mı?” cümleleriyle başlar.

Erol Göksu’ya göre “Bir yerde en son neyi görürse insan, hep o an hafızasında kalıyor. İnsan o yeri, hafızasında kalan son görüntüyle hatırlıyor.”

Erol Göksu, doğduğu ve çocukluğunu geçirdiği memleketi Karaman’ın Topucak Mahallesi ve Tartan Sokak’la yıkılan evlerinin etrafında dönüp dolaşıyor. Çocukluğunu ve çocukluğunu oluşturan ne varsa onları arıyor. Hep düşünce halinde. Düşüncesinin kaynağının bir şehrin güzelliği ve gelişmişliği olmadığının bilincinde.

Erol Göksu, denizi, ormanı, gölleri olan, gelişmişliği üst düzeyde bir yerleşimi seçebilir mi? Elbette. Ama Karaman’ı seçmesi, Karaman’la ilgili düşünceleri güzellikten değil özellikten kaynaklanmış. Yazar, kitapta bu özelliğin ne olduğunu sorguluyor.

Yazar, geride kalan yılların birçok şeyi değiştirdiğini biliyor: Eski zamanlardan tanıdığım birçok kişi şimdi yok. Ama insan zihnindeki anılar, yüreğindeki duygular bazı kişiler için hiç değişmiyor; bazı kişiler artık hayatımızda olmasa da zihnimizden yok olmuyor.

“Alice Harikalar Diyarında” adlı eserde şöyle bir cümle vardır: Dün'e geri dönemem, çünkü o zaman farklı bir insandım. Erol Göksu ise hatıralarının yeniden canlanacağını hayal ediyor olmalı ki şöyle yazmış: Düşünün ki, tanıdığınız bir yerden ve kişilerden çocukluğunuzda ayrılmışsınız ve yarım yüzyılı da aşan bir zaman sonra tekrar aynı yere geliyorsunuz… Her şey o bıraktığınız zamanda canlanır.

Her şey o çocuksu masum bakışların merceğinden görülür. Çünkü çocuk yaşlardan, yarım yüzyılı aşan bir zamana kadar geçen oralarda olgun, yaşlı bir anısı yoktur. Zaman hızla akarken, o akan zaman, yarım yüzyılı aşan bir boşluk örmüş aranıza. Şimdi geçen yılların ardından, yollar sizi tekrar o yere getiriyor.

Şu cümleler ise kitabın ilk bölümünden: Yarım asrı aşan bir zamandan sonra bile ne oranın kokusu yabancı geliyor ne rüzgârın hışırtısı; sanki her şey ilk günkü gibi canlı, ilk günkü gibi taze. Öyle ki, sanki oradaki her taş, her ağaç, her çiçek size “Hoş geldin, seni bekledik” diyor.

O an anlıyorsunuz ki, çocukluğunuzda ayrıldığınız yer, üzerinden zaman her ne kadar geçip gitse de, sizin düşsel dünyanızda hep aynı masumiyetle varlığını korumuş. Oysa değişiklikleri fark etmemek imkânsız. Bir yanınızda geçmişin derin izleri, diğer yanınızda yaşanmışlıkların verdiği olgunlukla, ama yine de çocuk gözlerinize ait o saf bakışla izliyorsunuz her bir köşeyi.

Çünkü orada geçen yıllardan kalma yaşlı bir anı yok; sadece bir çocuk kalbinin sakladığı, büyümeyen anılar var.

Çarşı Yangını“Topucak Mahallesi”nde, Karaman’ı sosyal, kültürel ve ekonomik yönden etkileyen çarşı yangını da bir çocuğun gözünden, doğrudan yazarın tanıklığıyla anlatılmış.

Tarih, 19 Eylül 1964. Cumartesi’yi Pazar’a bağlayan gece. İddiaya göre, bir terzi dükkânında, saat 24.00 sıralarında, ütüden çıkan yangın, şiddetli rüzgârın etkisiyle önce bitişiğindeki dükkânlara sıçradı, sonra da çarşıyı sardı.

Cumhuriyet Parkı’ndan Attariye Camisi’ne kadar olan bölgede Külahçılar Camisi, 200’e yakın dükkân, bir otel ve CHP Karaman İlçe binası yandı. Cumhuriyet tarihi boyunca Karaman bu denli bir felaketi bir daha yaşamadı. Yangından etkilenen esnafa Almanya’ya işçi olarak gitme imkânı sağlandı.

Yanan iş yerlerinden biri yazarın babasına ait ayakkabıcı dükkânı. Yazar, Karaman Çarşı yangınının tanıklarından. Şunları anlatmış: Bir gece yarısı, evimizin sokak kapısına vurulan sert darbelerle irkilerek uyandık. Uyku ile uyanıklık arasında, o karanlıkta yankılanan tok kapı sesleri ile evin her köşesine bir tedirginlik rüzgârı yayıldı.

Herkes, endişeli bakışlarla birbirine sığınmış, sanki sessizce gelecek haberi bekliyordu. Alınan felâket haberinden sonra büyükbabam yüzündeki asırlık bilgelikle hemen aceleyle giyindi; ardından babam da alelacele giyinip onun yanında yerini aldı.

Tek kelime etmeden, acele adımlarla kapıya yöneldiler ve haberi getiren kişinin peşi sıra, soğuk ve ürkütücü karanlığın içine adım attılar. Arkalarında bıraktıkları sessizlik, evin duvarlarında yankılanırken, hepimiz bilinmez bir kâbusun ağına düşmüş gibi, sessizce onların arkasından sokak kapısına bakakaldık.

Sabahın ilk alaca karanlığında ben de babamların gittiği yerdeydim. Kiminle gitmiştim, yanımda kim ya da kimler vardı, onu da hatırlayamıyorum. Ama hatırladığım ve hiç unutmadığım büyük bir olay yaşanıyordu; yangın çıkmıştı… Karaman tarihinin en büyük yangınıymış… Her yerden insan haykırışları duyuluyor, insanlar oradan oraya koşuşturuyor, ortalık is ve duman kokuyor ve de bulunduğum yerde sanki yüzümü yakacakmışçasına alevlerin titreştiğini görüyordum.

Karaman itfaiyesine takviye olarak Mut, Silifke, Ereğli ve Konya’dan da itfaiyelerin akın ettiğini duyduk.

Bizim ayakkabıcı dükkânımızın da içinde bulunduğu, birçok sokağı içinde barındıran çarşının büyük bir bölümü bir gecede küle dönmüştü. Büyük çarşı yangınından sonra, oralardan günlerce duman ve is kokusunun kalkmadığını hatırlıyorum.

Henüz insanların omuzlarına yüklenmiş hayat gailesini, dükkân sahiplerinin yüreklerine çöken ekonomik kaygıları, geçim derdinin kıskacında kırılganlaşan hüzünlü psikolojiyi idrak edecek yaşta değildim. Fakat yine de küçük bir çocuğun sezgileriyle hissettim.

Kara bir bulut gibi şehrin üzerine çöken büyük çarşı yangınının ardında sarsıcı bir acının gizli olduğu aşikârdı. Yangın yalnızca dükkânları, raflardaki eşyaları değil, insanların umutlarını, ekmek paralarını, yarınlara dair nice küçük hayali de yakıp kül etmişti.

Yıllar sonra geriye dönüp baktığımda anladım ki o gece, babamların omuzlarına çöken yük, yalnızca sessizliğin ve gecenin karanlığı değildi. Derin bir kaybın acısı, içinden çıkılmaz bir borcun ağırlığı da üzerlerine binmişti.

İstanbul’dan henüz birkaç gün önce getirilmiş ve dükkânın nem kokan izbesine yığılıp kalmış ayakkabılar, tam olarak ödenmemiş borçlarıyla âdeta gölgeler gibi peşlerindeydi. O ayakkabıların sıradan bir yükten öte, bir hayatı borca ve endişeye bağlayan zincirler olduğunu ancak ilerleyen yaşlarımda anlayacaktım.

Yazar, ilkokula başlarken, babası Almanya’ya gider. Yazarın baba özlemiyle yanıp tutuştuğu günler başlar. Ev önce Allah’a sonra büyükbabaya emanettir. Bir süre sonra baba, anneyi de yanına aldırır. Beş uzun yıl, anne ve babadan ayrı geçmiş.

Dede ve babaanneli günler, Karaman’a ait hatıraların yoğun olduğu dönemler. İlkokulu Cumhuriyet’te okur. Sınıf arkadaşlarından biri de bu satırların yazarıdır. Yunus Emre Ortaokuluna devam eder. İkinci sınıfa geçtiği dönemde ona da Almanya’nın yolu gözükür.

Topucak Mahallesi’ndeki anlatılar, Erol Göksu’nun elli yıl sonra Karaman’ı ziyaretiyle başlar. Kitapta gerçekliğin tokat gibi yüzümüze vuran somut örnekleri var. Birkaçını okuyabilirsiniz:“Yüreğimi derin bir hüzün sarıyor.

Yüksek apartmanların ne arasında ne arkasında o bildiğim ahşap ve alçak evleri göremiyorum. Arasam da bulamayacağımı biliyorum. Sanki her yükselen binanın altında mazim silinmiş, anılarım silindirle ezilmiş gibi bir hisse kapılıyorum.”

“Karaman ve ben, artık birbirimize pek tanıdık gelmiyoruz.”

“O bildiğim Hisar Mahallesi yok, o bildiğim kerpiç duvarlı ve içinde yaşayan insanların sıcaklığının varlığını hissettiren evler yok.”

“Her şey dalga dalga değişimin akıntısına kapılmış durumda.”

Yazar, gözlemlerini ve kendisini şaşırtan kuralsızlıklara da değinmiş.“Türkiye’nin Avrupa’ya uyum sağlayamadığı en belirgin özelliklerden biri, trafik. Avrupa’da şehir içinde arabalar, genelde durup yayalara karşıya geçmeleri için yol hakkı verirken, Türkiye’de âdeta yayaların üstüne üstüne sürülüyor.”

“Şehir içinde geniş yol demek, otomobiller için sürat demek. Avrupa bunun bir hata olduğunu anladıktan sonra meskûn bölgelerdeki geniş yolları daraltmaya başladı. Yollara araba park yerleri açarak, ağaçlar dikerek ve engeller koyarak, hatta bazı yerleri tek şerit haline getirerek sollamayı ve aşırı sürati engelleme yoluna gittiler.”

Yazar, gördüğü değişiklikler nedeniyle kendini Karaman’da değil, başka bir şehirdeymiş gibi hisseder. Çarşıda yürürken, çocukken geçtiği yerleri, dükkânları ve dükkân sahiplerini hatırlamaya çalışır. Sonra şöyle der: Belki de her insanın içinde, geçmişin hayalleriyle bugünün gerçekleri arasında gidip gelen bir çocuk vardır; bazen hüzünle dolup taşan, bazen de anıların peşinde koşa bir yolculuk yaparak özlemle gülümseyen bir çocuk.

İçimizdeki çocuk ölmüyor. Biz yaşlandıkça ziyaretlerini sıklaştırıyor. Çocukluğun hatırlanması büyük nimet. Yazarın çocukluk anılarından biri de şöyle: Her çocuğun annesi, diğer bütün çocuklara da sanki onun annesiymiş gibi davranırdı.

Kimin evindeysek önümüze hafif yemekler, meyveler, çerezler çıkarılırdı. Çocukken daha çok, ekmeğe yoğurt sürer, üzerine biraz tuz ve bir tutam pul biber atarak yemeyi çok severdik.

“Topucak Mahallesi”, Karaman’ın dününü, insanları, evleri, bahçeleri, mutfak kültürünü, dostlukları günümüze taşımış. Kitabı okurken, sosyal, kültürel ve ekonomik değişim ve gelişimin boyutlarını hayretle fark edip “Biz ne ara buralara geldik. Sahi o günleri yaşadık mı?” diye kendime sordum.

“Değişim kaçınılmaz bir güzellikti; yenilikler gereklilikti ve vakti geldiğinde elbette yaşanmalıydı. Fakat eskide kalan her şeyin, hatırası olan geçmişin, tamamıyla silinip yok olmasına gönlüm razı değildi. Eskiyi, geçmişin sessiz ama derin izlerini taşımayı sürdürerek inşa edilmesinden yanaydım.

Zira Türkiye’nin bazı şehirlerinde bu ince anlayışın zarif örneklerine rastladığımı biliyor, onları gördüğümde kalbimde tarifsiz bir mutluluk duyuyordum. Ne yazık ki Karaman’da yüreğimi sızlatan şey, eski evlerin ve sokakların korunmadan çürümeye terk edilmesi, yavaşça birer harabeye dönüştürülmesi ve en nihayetinde yok oluşa mahkum edilmesiydi.

Köhneleşsen, zamana yenik düşen sokaklar ve evler, sanki silinen bir hafızanın yok olan hatıraları gibi ardında buruk bir sessizlik bırakıyordu. (Sayfa: 180)”

Kitapta birçok kişi, mekân ve yemek ismi var. Karamanlı veya Karaman’da yaşamış herkese çağrışımlar yaptıracak, maziyi yakalayacağımız ip uçları bunlar.

Topucak Mahallesi’ndeki kişi isimleri: M. Ali Göksu (Baba), Meryem Yeşil Göksu (Anne), Hasan Göksu (Dede, Topucak Mahallesi Muhtarı), Nuray ve Birol Göksu (Kardeşler), Ahmet Duru (İlkokul öğretmeni), Süleyman İçel (Öğretmen), Rana Sucu (Dr.), Cafer Eray (Cumhuriyet İlkokulu müdürü), Yunus Emre, Ayşe Teyze, Rukiye Teyze, Hatça Anne, Recep Dede, Yurdanur Hala, Fadim Hala, Mustafa Abi, Yücel Abla (Terzi), Mehmet Gürler, Kemal İçerli, Semiha Anneanne, Mediha Teyze, Hacı Sami Tartan, Nuri Tartan, Ahmet Tartan, Rüştü Tartan, Remzi Tartan, Turgut Sayın, Ramazan Uludağ, Süleyman Ünver, Ekrem Şahin, Aşçı Şaban (Uysal), Sami Sipahi, Yegâne Tartan, Baki Türkmen, Berrin Duru, Ahmet Tek, Yüksel Sevinç, Türkan Terlemez, Hasan Hüseyin Korkmaz, Sema Aysan, Meryem Emre, Müzeyyen Dizdar, Aynur Ünver, Kenan Onat, Yunus Özpeynirci, Bingül Öz, Ömer Lök, Celile Erdoğan, Kadriye Gürşen, Ali Öğet, Yusuf Payidar, Sami Küçükçelebi, Rıfkı Bircan, Mualla Uyar, Nurten Şahiner, Cengiz Küçükalpelli, Sıtkı Çalışkan, Raziye Yıldırım, Derya Çelebi, Adviye Kandemir, Osman Kahvecioğlu, Halil Yapar, Gülşen Yapar, Fahri Koçak, Muammer Baran, Suzan Özpeynirci, Filiz Pınarbaşı, Öznur Kayserilioğlu, Şadi (Büyüktalaş), Osman Değer, Saadet Değer, İhsan Sarı, Işık Babaotu, Mustafa Kibritçi, Hüsnü Şahlar, Mustafa Soydan, Sevim Cansız, Ali Rıza Kırboğa, Cengiz Tartanoğlu, Şafak Öğretmen, Senem İçel, Manifaturacı Ali Amca, İbrahim Abi, Erkin Koray, Piri Reis, Karamanoğlu Mehmet Bey, Maderi Mevlâna (Mümine Hatun), Mehmet Özdoğan, Sobacı Rüştü (Sipahi), Mehmet Sipahi, Hilal Sipahi, Terzi Ulvi, Fadim Eren, Marangoz Baran Abi, karısı Saliha Abla, Talat Duru, Sevim Duru, Refika Türegün, Kemal Bayat, Alper Büyükakkuş, Soner, Surur, Vural, Füruzan Büyükakkuş kardeşler), Aliye Dönmez, Hasan Dönmez, Ali, Emel, Mehmet, Sevim (Dönmez), Umran Çetinkaya, Ahmet Amca (Çetinkaya), Latife Teyze (Çetinkaya), İclal, Nilüfer (Çetinkaya), İhsan Dede, Tamer Yiğit, Hüseyin Baradan, Erol Taş, Kaymakamın oğlu (Fındıkoğlu), Yaşar Yeşil, Ramazan Abi (Kör, güzel sese sahip ve bisiklete binmekten zevk alır), Rıza Konyalı, Halit Tartan, Çopur Salih, Raşit (Esnaf), Muhittin Tartan, Kâmil Özkan, Sadi Tartan, Mehmet Tahir Ünver, Osman Amca, Öğretmen Ali Amca, Tatlıcı Yahya (Hıdır), Ahmet Hıdır, Mehmet Nil Hıdır, Murat Topoğlu, Karani Ünalmış, Hidayet Teyze, Ferit Özer, Saraç Hasan Hüseyin, anneleri Hatice, Sadi Abi, Suzan Abla, Meral ve Sema (Tartan), Nermin Teyze, Nazan Abla, Rezzan Tartan, şoför Ziya Amca, Hatice Teyze, Vehbi Abi, Sevgi Abla, Müşerref Abla, Servet ve Suat (Sözen), Saniye Teyze (Özkan), Mehmet Emin, Onbaşı, İrebiş, Ahmet Kaya, Yusuf Hayaloğlu, A.

Selçuk İlkan, Adnan Şenses, Musa Eroğlu, Abdurrahim Karakoç, Yahya Kemal Beyatlı, Demir Demirkan, Faruk Nafiz Çamlıbel, Bekir Sıtkı Erdoğan, Suat Sayın, Sabahattin Ali, Ö. Zülfü Livaneli, Orhan Seyfi Orhon, Yusuf Nalkesen, Attilâ İlhan, Erol Sayan, Nazım Hikmet, Cem Karaca, Necip Fazıl Kısakürek, Kerem Güney, Ahmet Muhip Dıranas, Özdemir Erdoğan, Bedri Rahmi Eyüpoğlu, Fatih Kısaparmak, Kemalettin Kamu, Yıldırım Gürses, Cahit Külebi, Doğan Canku, Halil Soyuer, Behçet Kemal Çağlar, Münir Nurettin Selçuk, Selahattin İnal, Gültekin Çeki, Yüksel Özkasap, Kâzım Birlik, Ersan Erdoğu, Mustafa Cicibıyık, Çetin Ocak, Mehmet Ali Demir, Müslüm Gürses, Kibariye, Gökhan Güney, Mithat Körler, Gülden Karaböcek, Kemal Arabacı, Hayati Özakın, Şeref Gerçek, Rıza, Berna, Ziya (Duru), Hikmet Elitaş, Ahmet Mısırlıoğlu, Filiz Sertan, Tülay, Aşkın, Nihal, Kurtuluş (Türkmen), Mutlu Zehra Teyze, Süreyya Kayalık, Kadir Boyalı, Yavuz Koçak, Ahmet Uyanık, Şahabettin Yavuzaslan, Medeni Yavuzaslan, Prof. Dr. Canan Karatay, Fadim Sakyatan, Nuran Sakyatan.

Mekânlar da isimler gibi, yitip gidiyor. Sokak adları numaraya dönüştürülmüş. Erol Göksu, çocuk hafızasının koruduğu mekânları gezip isimlerini tek tek yazmış.

“Karaman, çocukluğumda mevsimlerin ruhunu derin bir şekilde hisseden bir canlı gibi, her değişimle birlikte yeni bir kimliğe bürünürdü... (Sayfa:227)”

Hâlâ öyle mi? Şehirler insanlar gibi yaşlanmıyor. Şehirleri yakıp yıkıp yeniden ayağa dikiyorlar. Şehirler yeni çehreleriyle yeni sakinlerini bağrına basıyor. İnsanın bir yaşamı, şehirlerin birçok yaşamı oluyor. Kadim şehirler ölüp ölüp diriliyor.

Erol Göksu’nun kitabında tekrarlar fazla. Duygu yoğunluğundan olmalı. Nostalji, tekrarlarla zihnimize ördüğümüz koza. Tekrarından zevk duyulan eylemler var. Sevgilinin evinin önünden defalarca geçmek gibi. Tekrarlandıkça güzelleşen hareketler var. Yardımda bulunmak gibi. Erol Göksu, tekrarları bilinçli kullanmış diye düşünüyorum.

Cümleler akıp gidiyor, yalın ve nahif bir üslup. Kelimelerin hüznü kitaptan çıkıp bir koku gibi üzerinize siniyor. Denemecilerin esas oğlanı Salâh Birsel’in şu sözünü hatırlamanın tam zamanı: Sözcüklerin güzelliği kendilerinden değil, cümle içindeki yerlerinden ve dürümlerinden gelir.

Yazı düzeninin ve dengesinin pompalanması, kirpiklerinin ve kaşlarının yolunması ustalık gereğidir.

Topucak Mahallesi Karaman’ın kalbinde bir enkaz yığını. Erol Göksu, enkazdan kurtardıklarını kelimelerden teşekkül etmiş ordularına yükleyip, onları bir antikacı titizliğiyle cümlelere dönüştürmüş ve romanını böyle kurmuş.

Bir mahalleden roman mı çıkarmış? Çıkmış, çok güzel bir şehir kitabı olmuş. Kurmacasız, sade anlatımı tercih etmiş.

Goethe “Yakınlıklar bizim için önemlidir. Pek az sanat eserinin evrensel bir çekiciliği olabilir” demiş. Erol Göksu’nun kitabı “Topucak Mahallesi” benim toprağımın ürünü, çocukluğumun sesi. Goethe’nin kastettiği yakınlıktan bunu anlıyorum.

Dünya böyledir, şimdi doğarsın, sonra yaşarsın, sonunda da ölürsün, bunun üzerinde daha fazla düşünüp taşınmaya değmez. İnsanlar hayatlarını ölülerine ağlamakla geçiremezler. (Jose Saramago/Küçük Anılar)”

“Dünyanın öykülere ihtiyacı var.” (Tim Parks / Ben Buradan Okuyorum-Kitapların Değişen Dünyası)

Erol Göksu Kimdir: Karaman’da, 1957’de doğdu. İlk ve ortaöğrenimi boyunca çocukluğu aynı şehirde geçti. Daha önce çalışmak için Almanya’ya giden anne ve babası tarafından Almanya’ya götürüldü. Okumaya olan tutkusu dolayısıyla Türkçesini korudu ve geliştirdi.

Yirmi bir yaşında Berlin’de bir Türk gazetesinde gazeteciliğe başladı. Gazetede hikâyeler yazdı ve bulmaca hazırladı. Almanya’da Kimya Teknik Okulu’nu bitirdi. Uzun yıllar bir organik kimya araştırma laboratuvarında çalıştı.

İlaç sektöründe bir dünya devi olan bu kuruluştaki işinden, Almanya’yı vuran ekonomik krizin ardından ayrılmak zorunda kaldı. İieri yaşına rağmen informatik (bilişim) okudu ve sonrasında bir süre bu branşta bankacılık bilişim işlerinde ve bir Alman televizyonunun medya grubunda çalıştı. Daha sonra sanatsal çalışmalarına ağırlık verdi.

Romanları gazetelerde tefrika edildi, hikâye yarışması birincilikleri elde etti. Ayrıca gençlik yıllarında senaryosunu yazıp, yönetmenliğini yaptığı ve başrolünü oynadığı bir fotoroman çevirdi.

Bestelenmiş birçok şarkısı ve kitap çevirileri de bulunan Göksu’nun edebî eserlerinde duygu ön plandadır. Sevgiyi, kültürel değerleri ve yaşanan gerçekleri ustalıkla yoğuran Göksu, yazmak için ele aldığı konularını gerçek hayatlardan gözlemleyerek işler.

Onun kelimeleri bir yandan geçmişe tutunur, diğer yandan felsefi ifadelerle geleceğe köprü kurar. A. Erol Göksu’nun yayınlanmış 18 kitabı, bestelenmiş onlarca şarkısı bulunuyor.

Erol Göksu, “Sen Bende Gizlisin” adlı kitabının kapağında “Özelliğim” başlıklı şiirle kendini şöyle anlatır: Ben gözlerimle konuşurKalemimle ağlarımYüreğimle duyarRuhumla coşarBenliğimden taşarımKalemimin gözyaşlarıylaDamarlarımdaki tutuşan kanlaVe hiç dinmeyen, Bir yürek çarpıntısıylaYeni bir güne başlarımKâğıt tarlaMürekkep yağmur misaliAğlar gibi… konuşur gibiEn hassas duygularımlaYazar… yazar… yazarım.

💬 Habere Tepkinizi Belirtin:
Habermetrik WhatsApp Kanalına Katılın

Günde en fazla 3 kritik gelişme. Bildirim kirliliği yok, anında bilgi.

Kanalı Takip Et →
Kaynaklar: karamandan.com
Haber metni ve görseller karamandan.com sitesine aittir; tam içerik kaynak sitede yayınlanır.
Haber Künyesi
Kategori: Yangın
Yayın: 31 Ekim 2026 07:09 · Kaynak: karamandan.com
Kaynağı Oku ↗