Yanıp Küle Dönse de, O Ev Bizim Evimizdir
- Mersin/Aydincik: Ben Azerbaycan’ın cennet köşesi Karabağ’da doğulmuşum
- Doğup büyüdüğüm köy, 19 Ekim 2020’de kahraman Azerbaycan Ordusu tarafından Ermeni işgalinden kurtarıldı
Ben Azerbaycan’ın cennet köşesi Karabağ’da doğulmuşum. Doğup büyüdüğüm köy, 19 Ekim 2020’de kahraman Azerbaycan Ordusu tarafından Ermeni işgalinden kurtarıldı. Şimdi bizim ellerimizde düşman dolaşmıyor, dünyadan gözü arkada ayrılan sevdiklerimizin ruhları dolaşıyor...
Savaştan sonra insani amaçlarla bölgeye giden tanıdıklarım, 27 yıl işgal altında kalan köylerde bazı çekimler yapmışlardı. Görüntülere bizim köy de girmişti. Tarihe tanıklık eden kadim Soltanlı... Arşivimde bir video görüntüsü var.
O zamanlar 500 evin bulunduğu köyü sadece 50 saniyelik bir görüntüye sığdırmışlar. Görüntüyü çeken kişi yöreden olduğu için açıklama yapmayı da unutmuyor: “Burası Kazım amcaoğlunun eviymiş.” Lütfen ifadeye dikkat edin: “Burası Kazım amcaoğlunun eviymiş.” “Evidir” demiyor.
Çünkü o yerde evden eser kalmamış. Dehşet verici yangından sonra is içinde kalmış, üç-dört metre yüksekliğinde, bir metre genişliğindeki duvar, burada bir zamanlar bir evin bulunduğuna işaret ediyor. Ağır savaşın yadigârı olan bu duvar, aynı zamanda Ermeni vandalizminin de tanığı...
Bir sonraki görüntü daha da korkunç. Bir zamanlar köyümüzün en gösterişli evi olan yerden geriye derin bir çukur ve yanarak doğal görünümünü kaybetmiş beş-on siyah taş kalmış... Son görüntüde çekimi yapan kişi kendi baba ocağını görüntülemiş.
Ama bu kez açıklama yapamıyor. Belli ki boğazı düğümlenmiş, konuşamıyor. İnsanın harabeye dönmüş baba ocağını seyretmesinden daha korkunç ne olabilir?! Ne de olsa atalarımız o evleri Ermeniler harabeye çevirsin diye yapmamışlardı.
Kendileri yaşasın diye yapmışlardı. Kendileri kalamadığında da izleri kalsın diye... Ama şimdi yerinde bir avuç kül kalmış... Talih bize sert yüzünü soğuk kışta değil, kavurucu yazda gösterdi. Yurdumuzdan, yuvamızdan, sıcak ocağımızdan sürgün edildiğimizde bahçemizdeki meyvelerin çoğu henüz olgunlaşmamıştı.
Ben ilk kez göçmen hayatının acısını, ağaçların üzerinde 1 ton meyveyi bırakıp Bakü’de elma kuyruğuna girdiğimde yaşamıştım. Başımıza gelen facianın boyutunu, iki katlı, bahçeli evimizi terk edip Bakü’de eni boyu 4 metre olan bir yurtta yaşamaya başladığımda anlamıştım.
Ne kadar bahtsız olduğumuzu, gözyaşlarına boğulan annelerimizin 6 metrekarelik odayı ikiye bölüp bir köşesine “gelin odası” yaptığında anlamıştım. Ben o zaman erkeklik gururumu bir kenara bırakıp çocuklar gibi ağlamıştım...
Azerbaycan’da yüz binlerce insan 27-28 yıl yurtlarda çürüdü. Biz eni boyu iki metre olan daracık, nemli odalarda çürürken, Ermeniler iki katlı evlerimizde domuz besliyorlardı. O Ermenileri domuz gibi kovalayıp evlerimizden çıkardığımızda, toprakları büyük, vicdanları çürümüş devletler “ateşkes” diyerek yakalarını yırtıyorlardı.
Bu mudur sizin adalet anlayışınız? Sizin “adaletinize” tüküreyim! Bu 27 yıl boyunca evimiz her gece rüyama giriyordu. Ama hiçbir zaman ona yaklaşamıyordum. Yaklaşmak istediğimde alevler yüzümü yakıyordu... Köyümüzün kurtarıldığı gün evimiz yine rüyama girmişti.
Artık o ateş yoktu. Azerbaycan askeri, nokta atışıyla evimizdeki ve içimizdeki yangını söndürmüştü... Orada bir ev var, uzakta.
Günde en fazla 3 kritik gelişme. Bildirim kirliliği yok, anında bilgi.
Kategori: Sağlık
Yayın: 01 Eylül 2026 04:30 · Kaynak: yozgatcamlik.com