Habermetrik
← Ana Sayfa
Elazığ/Alacakaya 07 Ekim 2026 21:12
✍ Editör: Habermetrik · Editör Politikası

Boşandığı Eşiyle Fiilen Birlikte Yaşayanın Yetim Aylığı Kesilir Mi?

Boşandığı Eşiyle Fiilen Birlikte Yaşayanın Yetim Aylığı Kesilir Mi?
Görsel kaynağı: elazigfirat.com
Hukuki not: Bu içerik adli süreçlere ilişkindir; suçluluğu kanıtlanana kadar kişiler masumdur (masumiyet karinesi).

Yargıtay ve Anayasa Mahkemesi Kararları Işığında hukuki değerlendirme…
Sosyal güvenlik hukukunda son yıllarda en fazla uyuşmazlığa konu olan meselelerden biri, anne veya babasından dolayı ölüm aylığı alan kişinin boşandığı eşiyle fiilen birlikte yaşamaya devam etmesi hâlinde bu aylığın kesilip kesilemeyeceği ve geçmişte ödenmiş olan aylıkların Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından geri istenip istenemeyeceğidir. Boşandığı eşiyle fiilen birlikte yaşamaya devam ettiği tespit edilen kişinin yetim aylığı kesilebilir ve geçmiş ödemeler geri istenebilir. Esas olan boşanmanın amacı değil, birlikte yaşamın somut delillerle ispatlanmasıdır.
Özellikle kamuoyunda “maaş almak için boşanma”, “yetim aylığı için anlaşmalı boşanma” veya “eski eşiyle aynı evde yaşayanın maaşı kesilecek” şeklinde gündeme gelen bu konu, yalnızca boşanmanın gerçek olup olmadığı üzerinden değerlendirilmemektedir. Hukuken belirleyici olan husus, boşanma sonrasında tarafların fiilen birlikte yaşamaya devam edip etmedikleridir. Konunun temel yasal dayanağını 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun 56. maddesi oluşturmaktadır. Kanun hükmüne göre, eşinden boşandığı hâlde boşandığı eşiyle fiilen birlikte yaşadığı belirlenen eş ve çocukların, bağlanmış olan gelir ve aylıkları kesilmektedir. Aynı zamanda bu kişilere yapılmış bulunan ödemeler hakkında 5510 sayılı Kanun’un yersiz ödemelerin geri alınmasına ilişkin 96. maddesi uygulanmaktadır.
Dolayısıyla kanun koyucu açısından yalnızca resmî boşanma kararının bulunması yeterli görülmemektedir. Kişi mahkeme kararıyla boşanmış olsa dahi, boşandığı eşiyle fiilî olarak ortak hayatını devam ettiriyorsa sosyal güvenlik hukuku bakımından ayrıca değerlendirme yapılabilmektedir. Burada özellikle altı çizilmesi gereken nokta, boşanmanın hangi amaçla gerçekleştirildiğinin her durumda belirleyici olmamasıdır. Tarafların sırf anne veya babadan kalan aylığı almak amacıyla boşandıklarının ayrıca ispatlanması şart değildir. Nitekim Yargıtay’ın konuya ilişkin yaklaşımında da boşanmanın samimi olup olmadığı veya tarafların boşanırken hangi amaçla hareket ettiklerinden ziyade, boşanma sonrasında fiilen birlikte yaşamanın bulunup bulunmadığı esas alınmaktadır.
Bir başka ifadeyle, taraflar gerçekten geçimsizlik yaşamış ve gerçek bir boşanma iradesiyle evliliklerini sona erdirmiş olabilirler. Ancak daha sonra yeniden aynı konutta ve ortak bir yaşam düzeni içerisinde hayatlarını sürdürmeye başlamaları hâlinde, 5510 sayılı Kanun’un 56. maddesi kapsamında değerlendirme yapılması mümkündür. Bu nedenle “Biz gerçekten boşandık, boşanmamız muvazaalı değildi” şeklindeki savunma, tek başına uyuşmazlığın çözümü bakımından yeterli olmayabilir.
Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin kamuoyuna yansıyan son kararında da bu husus özellikle vurgulanmıştır. Yargıtay, kanun koyucunun boşanmanın amacına veya tarafların saikine ilişkin ayrıca bir şart öngörmediğini, esas olanın boşanmış eşlerin fiilen birlikte yaşamalarının tespit edilmesi olduğunu ifade etmiştir. Bu yönüyle karar, aslında yeni bir yasak getirmekten ziyade mevcut kanun hükmünün uygulanmasına ilişkin ispat ölçüsünü ve yapılması gereken araştırmanın kapsamını ortaya koymaktadır. Ancak burada Sosyal Güvenlik Kurumunun yalnızca bir iddiadan veya yüzeysel bir tespitten hareket ederek aylığı kesmesi yeterli değildir. “Fiilen birlikte yaşama” olgusunun somut olarak ortaya konulması gerekir. Yargıtay uygulamasında da özellikle bu nokta üzerinde durulmaktadır.
Tarafların aynı adreste kayıtlı olmaları önemli bir delil teşkil edebilir. Ancak sadece nüfus kayıt sisteminde aynı adresin bulunması, her durumda fiilen birlikte yaşamanın kesin kanıtı olarak kabul edilemez. Çünkü kişilerin adres kayıtları ile gerçek yaşam alanları her zaman örtüşmeyebilir. Bir kişinin adres kaydını zamanında değiştirmemiş olması, tek başına eski eşiyle aile hayatını devam ettirdiğini göstermeyebilir. Bu nedenle uyuşmazlık mahkeme önüne taşındığında oldukça kapsamlı bir araştırma yapılması gerekir. Tarafların ihtilaflı döneme ait yerleşim yeri kayıtlarının incelenmesi, hangi adreslerde yaşadıklarının belirlenmesi, kolluk tarafından adres araştırması yapılması, mahalle muhtarının bilgisine başvurulması, apartman yöneticisi, kapıcı veya komşuların dinlenmesi gibi yöntemler fiilî birlikteliğin belirlenmesinde kullanılabilmektedir.
Yargıtay’ın yaklaşımında mahkemenin yalnızca tarafların kendi gösterdiği tanıkların ifadeleriyle yetinmemesi, objektif nitelikteki diğer delilleri de toplaması önem taşımaktadır. Böylece gerçekte ortak yaşam bulunup bulunmadığının mümkün olduğunca tereddüde yer bırakmayacak biçimde ortaya konulması amaçlanmaktadır. Burada “aynı evde bulunmak” ile “fiilen birlikte yaşamak” arasındaki ayrım da oldukça önemlidir. Her aynı evde bulunma durumu otomatik olarak 5510 sayılı Kanun kapsamında fiilî birlikte yaşama anlamına gelmemelidir.
Örneğin boşanmış eşlerin müşterek çocuklarının ihtiyaçları nedeniyle zaman zaman bir araya gelmeleri, taraflardan birinin hastalığı nedeniyle geçici bir süre bakım amacıyla aynı evde bulunmaları, ekonomik zorunluluk nedeniyle sınırlı bir süre aynı konutta kalmaları veya eski eşlerden birinin yalnızca belirli zamanlarda o konutu ziyaret etmesi somut olayın özelliklerine göre ayrıca değerlendirilmelidir. Önemli olan, eski eşlerin evlilik birliğine benzer biçimde sürekli ve ortak bir yaşam düzeni içerisinde olup olmadıklarının belirlenmesidir. Dolayısıyla mahkemelerin değerlendirmeyi sadece “aynı çatı altında görüldüler” şeklindeki tek bir olgudan hareketle değil, tarafların tüm yaşam düzenlerini inceleyerek yapmaları gerekir.
Bu uyuşmazlıkların ikinci önemli boyutu ise geçmişte ödenmiş aylıkların geri alınmasıdır. SGK, boşandığı eşiyle fiilen birlikte yaşadığı belirlenen kişinin aylığını yalnızca ileriye yönelik olarak kesmekle kalmayabilir. Şartların oluşması hâlinde daha önce ödenmiş olan aylıkların da yersiz ödeme kapsamında geri alınmasını talep edebilir. Bunun hukuki dayanağını 5510 sayılı Kanun’un 96. maddesi oluşturmaktadır.
Ancak geçmişe yönelik borç çıkarılması bakımından fiilî birlikteliğin hangi tarihte başladığı son derece önemlidir. Çünkü Kurumun kişiden hangi dönemlere ilişkin ödeme isteyebileceği, fiilen birlikte yaşamanın başlangıç tarihine göre değerlendirilmelidir. Bu nedenle bir uyuşmazlıkta yalnızca “fiilî birliktelik var mı yok mu?” sorusuna cevap verilmesi yeterli değildir. Fiilen birlikte yaşama bulunduğu kabul edilecekse bunun hangi tarihten itibaren var olduğunun da somut delillerle ortaya konulması gerekir.
Örneğin Kurum tarafından on yıllık bir dönemin tamamı için borç çıkarılmış olmasına rağmen, eldeki deliller eski eşlerin yalnızca son iki yıldır birlikte yaşadığını gösteriyorsa, geçmiş dönemin tamamının aynı şekilde değerlendirilmesi ciddi bir hukuki tartışma yaratacaktır. Dolayısıyla SGK tarafından aylığın kesilmesi ve geçmişe yönelik borç çıkarılması hâlinde, Kurum işleminin bütün unsurları ayrı ayrı incelenmelidir. Fiilî birlikteliğin gerçekten mevcut olup olmadığı, başlangıç tarihi, Kurumun dayandığı deliller, yapılan hesaplama ve yersiz ödeme hükümlerinin doğru uygulanıp uygulanmadığı değerlendirilmelidir.
Konu yalnızca Yargıtay kararlarıyla da sınırlı değildir. Anayasa Mahkemesi de 26 Mart 2026 tarihinde verdiği E.2025/210 sayılı kararıyla, 5510 sayılı Kanun’un 56. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan bu düzenlemenin Anayasa’ya aykırı olmadığına karar vermiştir. Anayasa Mahkemesinin kararı 14 Temmuz 2026 tarihinde kamuoyuna duyurulmuş ve boşandığı eşiyle fiilen birlikte yaşadığı belirlenen hak sahiplerinin gelir ve aylıklarının kesilmesi ile daha önce yapılmış ödemelerin geri alınmasına imkân veren hükmün Anayasa’ya aykırı olmadığı kabul edilmiştir.
Bu karar oldukça önemlidir. Çünkü düzenleme hakkında özel hayata saygı hakkı, sosyal güvenlik hakkı ve yargılama süreçleri bakımından çeşitli anayasal itirazlar ileri sürülmüş olmasına rağmen Anayasa Mahkemesi söz konusu düzenlemenin Anayasa’ya uygun olduğu sonucuna ulaşmıştır. Dolayısıyla mevcut hukuki durumda, eşinden boşandığı hâlde eski eşiyle fiilen birlikte yaşadığı tespit edilen kişinin, anne veya babasından dolayı aldığı gelir veya aylığın kesilmesine yönelik kanuni düzenleme yürürlüktedir.
Bununla birlikte bu durum, Sosyal Güvenlik Kurumunun yaptığı her tespitin otomatik olarak hukuka uygun olduğu anlamına gelmez. Asıl önem taşıyan husus, fiilen birlikte yaşama şartının gerçekten mevcut olup olmadığıdır. Kurumun yaptığı araştırmanın eksik olması, yalnızca adres kaydına dayanılması, yeterli saha araştırması yapılmaması veya fiilî birlikteliğin başlangıç tarihinin belirlenmemesi hâlinde Kurum işleminin hukuka uygunluğu yargı önünde tartışılabilir.
Bu nedenle böyle bir işlemle karşılaşan kişinin hukuki savunmasını yalnızca “boşanmamız gerçekti” şeklinde kurması çoğu zaman yeterli olmayacaktır. Çünkü Yargıtay açısından boşanmanın gerçek veya muvazaalı olmasından ziyade boşanma sonrası yaşam biçimi önem taşımaktadır. Daha doğru hukuki değerlendirme, boşanma sonrasında tarafların gerçekten ortak bir yaşam sürdürüp sürdürmediği, aynı konutta bulunmanın sürekli olup olmadığı, tarafların farklı yaşam merkezlerinin bulunup bulunmadığı, ekonomik ve sosyal hayatlarının ne ölçüde ortak olduğu ve Kurumun tespitinin hangi objektif delillere dayandığı üzerinden yapılmalıdır.
Aynı şekilde geçmişe yönelik borç çıkarılmışsa, borcun başlangıç tarihinin ve hesaplama yönteminin ayrıca incelenmesi gerekir. Fiilî birlikteliğin belirli bir tarihten önce var olduğunun ispatlanamaması hâlinde, ispatlanamayan dönemler yönünden yapılan tahsilat talebinin de hukuka uygunluğu tartışmaya açılabilir. Sonuç olarak, kamuoyunda “eski eşiyle aynı evde kalan kişinin maaşı kesilecek” şeklinde oldukça basitleştirilerek aktarılan meselenin hukuki yapısı bundan daha kapsamlıdır. Kanun, boşanmanın kendisinden ziyade boşanmadan sonraki fiilî yaşam biçimini esas almaktadır. Boşanmış eşlerin yeniden ve sürekli biçimde ortak bir hayat sürdürdüklerinin tespit edilmesi hâlinde ölüm veya yetim aylığının kesilmesi ve şartları varsa geçmiş ödemelerin geri alınması mümkündür.
Ancak her aynı adreste bulunma hâli de otomatik olarak fiilî birlikte yaşama olarak değerlendirilemez. Bu hususun somut, objektif ve yeterli delillerle ispatlanması gerekir. Mahkemelerin de tarafların adres kayıtlarını, kolluk araştırmalarını, komşu ve muhtar beyanlarını ve diğer tüm delilleri birlikte değerlendirerek sonuca ulaşması gerekmektedir. Bu nedenle konu bakımından temel hukuki soru, “Taraflar neden boşandı?” sorusundan ziyade, “Boşandıktan sonra gerçekten ve sürekli biçimde birlikte yaşamaya devam ettiler mi?” sorusudur. Yargıtay’ın son kararlarının ve Anayasa Mahkemesinin 2026 tarihli kararının ortaya koyduğu hukuki çerçeve de esas itibarıyla bu noktada birleşmektedir. Sosyal güvenlik hakkının korunması kadar kamu kaynaklarının amacına uygun kullanılmasının da gözetildiği bu sistemde, vatandaş açısından en önemli güvence ise SGK’nin fiilî birliktelik iddiasının somut delillere dayanması ve Kurum işleminin yargısal denetime açık olmasıdır.

Kaynaklar: elazigfirat.com
Haber metni ve görseller elazigfirat.com sitesine aittir; tam içerik kaynak sitede yayınlanır.
Haber Künyesi
Kategori: Asayiş · Bölge: Elazığ/Alacakaya
Yayın: 07 Ekim 2026 21:12 · Kaynak: elazigfirat.com
Kaynağı Oku ↗
Paylaş: X WhatsApp