Sanatla Gelen Farkındalık
24 Ekim 2026 akşamı saat 19.30’da Cafelife’da gerçekleştirilen buluşma, derneğin kurucusu ve başkanı, psikolojik danışman, aile danışmanı ve psikolog Tuba Çavaş’ın öncülüğünde, dernek üyelerinin emeğiyle düzenlendi. Herkese açık olan etkinlikte dokuz yaşından altmışına, öğrencisinden akademisyenine, işçisinden patronuna, dindarından sekülerine, kadınından erkeğine toplumun hemen her kesiminden gönül dostları bir araya geldi.
Bu çeşitlilik, o akşamın en güzel taraflarından biriydi. Hayata farklı pencerelerden bakan insanlar, aynı masanın çevresinde buluşmuş; birlikte üretmenin heyecanını paylaşmıştı.
Sinema ve şiir gecelerinden kitap günlerine, farkındalık toplantılarından sanat buluşmalarına kadar onlarca etkinliğe imza atan dernek, üçüncü yılını da ruhuna yakışan bir çalışmayla karşıladı: işbirlikçi sanat atölyesi.
Her katılımcıya, büyük bir bütünün geometrik bir parçasını oluşturacak beyaz mukavvalar verildi. Masalarda fırçalar, boyalar ve çeşitli malzemeler hazırdı. Katılımcılardan bu parçaları, kendi seçtikleri konu ve biçimde boyamaları istendi. Herkes, elindeki beyaz yüzeye kendi dünyasından bir iz bırakacaktı.
Fırçalar boyalara uzandı, beyaz parçalar yavaş yavaş renklendi.
Tam o sırada, başka bir etkinlik nedeniyle yaklaşık bir saatliğine ayrılmak zorunda kaldım. Döndüğümde parçalar boyanmış, yan yana getirilmiş ve ortak eser ortaya çıkmıştı. Üçüncü yıla adım atmanın sevincini paylaşmak için pasta da kesilmişti.
Kimi pastasından bir lokma alıyor, kimi ortaya çıkan mozaik tablonun başında durup tek tek parçaları inceliyor, renklerin ve biçimlerin birlikteliğine ilişkin düşüncelerini yanındakilerle paylaşıyordu.
Başta kızım olmak üzere, etkinliğe katılan arkadaşlarım beni hemen tablonun yanına götürdüler. Her biri, hangi parçanın kendisine ait olduğunu tahmin etmemi istiyordu. Seslerindeki heyecanı, yüzlerindeki sevinci gördükçe, orada bulunamadığım bir saatin içinde ne çok şey kaçırdığımı anladım.
Herkesin anlatacak bir hikâyesi, gösterecek bir ayrıntısı vardı. Boyadıkları parçaları, kendilerinden bir şey taşıdığı için böylesine coşkuyla sahipleniyorlardı.
Tabloya baktıkça gözüm farklı çağrışımların peşine düştü. Frig esintileriyle Anadolu’nun kültürel motifleri, Van Gogh’un Yıldızlı Gece’sini hatırlatan renklerle Monet’nin izlenimci fırça vuruşlarını çağrıştıran dokular yan yana gelmişti.
Kimi parçalarda Edvard Munch’un Çığlık tablosundaki kaygı ve yabancılaşmanın izlerini, kimilerinde Picasso’nun dünyayı farklı açılardan kuran kübist bakışını görür gibiydim. Klasik ve romantik doğa imgelerinden Andy Warhol’un pop art dünyasına, Osman Hamdi Bey’in resimlerini düşündüren sahnelerden kolaj tekniğini anımsatan düzenlemelere kadar uzanan zengin bir görsel karşılaşmaydı bu.
Elbette bunlar, tabloya bakarken bende uyanan çağrışımlardı. Renkli parçaların bir bütünde buluşması, Matisse’in kesilmiş kâğıtlarla kurduğu kompozisyonları da hatırlatıyordu. Burada ise her katılımcı kendi parçasının ressamı, ortak eserin yaratıcılarından biriydi.
Eserin asıl gücü de her parçanın kendi rengini, biçimini ve hikâyesini koruyarak bütüne katılmasındaydı.
O tablonun önünde dururken, birlikte yaşamak üzerine de düşündüm. Her birimizin kendine özgü renkleri, çizgileri, sevinçleri ve kaygıları var. Birbirimize alan açabildiğimizde, bu farklılıkların içinden hepimizi zenginleştiren bir hayat doğabiliyor. O akşam bunun küçük ama güçlü bir örneğine tanıklık ettik.
Çevremizde savaş tamtamlarının yankılandığı; ekonomik sıkıntıların, aile içi şiddetin ve kadın cinayetlerinin hayatımızı gölgelediği; iktidar mücadelelerinin hoyratlığı ve toplumsal ayrışmanın yorgunluğu içinde nefes almaya çalıştığımız bir zamanda, böyle buluşmaların kıymeti daha da artıyor.
Gelecek kaygısının ve geçim derdinin bir kum fırtınası gibi bireyin, ailenin ve toplumun üzerine yürüdüğü günlerde, birkaç saatliğine de olsa huzur bulabileceğimiz bir vaha kurabilmek az şey midir?
O akşam Cafelife’da kurulan masa, paylaşılan pasta ve elden ele dolaşan boyalar, kültürün ve sanatın insanları buluşturan gücünü yeniden hatırlattı. Birlikte bir şey üretmenin, birbirimizin emeğine merakla bakmanın, yan yana durabilmenin ne kadar iyi gelebileceğini gösterdi.
Tuba Çavaş’ın son yazısında dile getirdiği düşünceler de o akşam yaşananlarla anlam kazanıyordu: Birbirimize gülümseyebilir, birbirimizi anlamaya çalışabilir, birbirimizi olduğumuz hâlimizle kabul edip sevebiliriz. Yaşımız kaç olursa olsun, önyargılarımızı sorgulamaya, sevmeye ve sevilmeye bir şans vermemiz mümkün.
“Bu zor hayata birbirimizin ‘kolay’ı olabiliriz!”
O akşam, bu sözün hayattaki karşılığını gördüm.
Bizlere sanatın ve kültürün bireysel ve toplumsal iyileşmeye açtığı kapıları hatırlatan Tuba Çavaş’a, onun nezdinde bütün dernek üyelerine, renklerini ve emeklerini ortak esere katan katılımcılara ve mekânı bu güzel buluşma için hazırlayan Mazi ailesine teşekkür ediyorum.
Üçüncü yaşına adım atan Toplumsal Farkındalık ve Psikolojik Gelişim Derneğine, daha nice insanı aynı masada buluşturacağı yıllar diliyorum.
O tablonun renkleri hâlâ gözümün önünde. Her parçada başka bir insanın izi, bütününde ise birlikte kurabileceğimiz hayatın umudu var.
Kategori: Sağlık · Bölge: Afyonkarahisar
Yayın: 26 Ekim 2026 06:33 · Kaynak: afyonsehir.com