Habermetrik
← Ana Sayfa
16 Eylül 2026 22:39 · Güncelleme 17 Eylül 09:26
✍ Editör: Habermetrik · Editör Politikası

Maaşı Yoksa Bu Koltuk Neden Bu Kadar Değerli?

Maaşı Yoksa Bu Koltuk Neden Bu Kadar Değerli?
Görsel kaynağı: netgaste.com

Türkiye’de esnaf odalarının seçimleri yapılıyor, ticaret ve sanayi odalarında da seçim süreci yaklaşıyor.
Adaylar çıkıyor…
Listeler hazırlanıyor.
Ekipler kuruluyor.
Ziyaretler yapılıyor.
Sosyal medya çalışmaları, reklamlar, yemekler, toplantılar, kulisler…
Bazı yerlerde öyle bir seçim havası oluşuyor ki dışarıdan bakan insan, “Herhalde memleketin kaderini belirleyecek bir seçim yapılıyor” diye düşünebilir.
İşin ilginç tarafı şu:
Ortada böylesine büyük bir seçim mücadelesi var ama o koltuğun maaşı yok!
İşte benim kafama takılan da tam olarak burası.
Maaşı olmayan bir koltuk neden bu kadar kıymetli?
Önce Şunu Soralım: Bu Odalar Ne İşe Yarıyor? Yanlış anlaşılmasın. Kanunla kendilerine verilmiş görevleri, kayıt işlemleri, sicil hizmetleri, belge düzenlemeleri, üyelerine yönelik bazı eğitimleri, duyuruları ve temsil görevleri elbette var. Ama sokağa çıkıp herhangi bir tüccara ya da esnafa sorun:“Üyesi olduğunuz oda size ne kazandırıyor?”Kaç kişi size uzun uzun yapılan hizmetleri anlatabilir? Benim yıllardır gördüğüm manzara şu: Aidat zamanı geldiğinde oda hatırlanıyor. Belge gerektiğinde oda hatırlanıyor. Ticaret siciliyle ilgili bir iş olduğunda oda hatırlanıyor. Bir de odaların çıkardığı dergiler var. Binlerce basılıyor, dağıtılıyor. Peki kaç kişi okuyor? Ben bugüne kadar eline oda dergisini alıp başından sonuna kadar okuyan çok fazla esnaf ve tüccara rastlamadım. Çoğunun kaderi belli. Ofiste sehpanın üzerine bırakılıyor. Bir süre sonra başka evrakların altında kaybolup gidiyor. Peki bütün bunların karşılığında ne var? Zorunlu aidat. İş yaptın, yapmadın…
Para kazandın, kazanmadın…
Dükkânın siftah yaptı, yapmadı…
Ticaretin iyi gitti, kötü gitti…
Odaya kayıtlıysan yükümlülüğün devam ediyor.
İşte esnafın ve tüccarın yıllardır sorguladığı meselelerden biri de bu.
Aidat Var, Peki Karşılığı Nerede? Ben zorunlu aidat sistemini oldum olası sorgularım. Bir kurum üyelerinden zorunlu olarak para alıyorsa, o üye de doğal olarak sorar:“Ben bu paranın karşılığında ne alıyorum?”Bu soruya protokol fotoğraflarıyla cevap veremezsiniz. Açılışlarla cevap veremezsiniz. Kokteyllerle, ziyaretlerle, plaketlerle cevap veremezsiniz. Esnafın istediği çok açık: Benim işime ne katkınız oldu? Benim ticaretimi nasıl geliştirdiniz? Sorunumu hangi makamda çözdünüz? Maliyetlerim yükselirken ne yaptınız? Finansmana ulaşamazken hangi kapıyı açtınız? Şehrin ticaretine hangi somut projeyi kazandırdınız? Üyenin ödediği aidatın karşılığını gösterecek olan bunlardır. Yoksa yılda birkaç toplantı yapıp fotoğraf çektirmek değil. Seçim Gelince Her Şey Değişiyorİş seçimlere gelince enteresan bir tablo ortaya çıkıyor.
Normal zamanda ulaşamadığınız insanlar birden sahaya çıkıyor.
Telefonlar açılıyor.
Ziyaretler başlıyor.
Yemekler düzenleniyor.
Meslek grupları tek tek dolaşılıyor.
Sosyal medya kampanyaları hazırlanıyor.
Bazı şehirlerde reklam bütçeleri ciddi rakamlara ulaşıyor.
Adaylar ekiplerini kuruyor.
Seçim büroları gibi çalışan merkezler oluşturuluyor.
İnsan ister istemez düşünüyor:
Arkadaş, alt tarafı oda seçimi!
Üstelik birçok görev için doğrudan bir maaş da söz konusu değil.
O zaman bu kadar büyük mücadele neden?
Proje Nerede? Bir de kampanyalara bakıyorum. Çok fotoğraf var. Çok ziyaret var. Çok slogan var. Ama ortada elle tutulur proje bulmak her zaman kolay değil.“Bizi seçerseniz üyeye şu hizmeti ücretsiz vereceğiz.”“Şehrin ticaretine şu yatırımı kazandıracağız.”“Üyenin şu maliyetini azaltacağız.”“Şu sorunu iki yıl içerisinde çözeceğiz.”“Toplanan aidatın şu kadarını doğrudan üyeye hizmet olarak döndüreceğiz.”Bunları duymak istiyorum. Çünkü seçim varsa vaat olmalı. Yetki isteniyorsa proje olmalı. Oy isteniyorsa hesap verilebilir hedef olmalı. Sadece “Biz daha iyi yöneteceğiz” demek yetmez. Neyi daha iyi yöneteceksiniz? Nasıl? Hangi parayla? Hangi takvimle? Sonunda üyeye ne kazandıracaksınız? Bunların cevabı verilmeden yapılan seçim kampanyası bana biraz garip geliyor. Bir De Aidat Borcu Meselesi VarOda seçimlerinin yıllardır en fazla tartışılan konularından biri de aidat borçları ve üyelerin seçimlerdeki durumudur.
Hatta bazı olaylar yargıya ve ilgili kurumlara taşındı.
Burada özellikle altını çiziyorum:
İddia başka şeydir, ispat başka şeydir.
Kimseyi delilsiz şekilde suçlamak doğru olmaz.
Sakarya’da da geçmiş yıllarda buna benzer söylentiler duyduk.
Kesin olmuştur diyemem.
Olmamıştır da diyemem.
Son yıllarda böyle bir olay yaşandığına ilişkin elimde doğrulanmış bir bilgi de yok.
Ama Türkiye genelinde bu tartışmanın yıllardır yapıldığı gerçeğini de görmezden gelemeyiz.
Asıl sorgulanması gereken sistemdir.
Bir üyenin ekonomik sıkıntısı nedeniyle biriken borcu, seçim döneminde onun iradesini etkilemenin aracına dönüşebiliyorsa burada ciddi bir problem vardır.
Birileri çıkıp bir üyenin borcunu ödüyor ve karşılığında oy beklentisine giriyorsa bunun adına demokratik yarış demek mümkün mü?
Bana göre değildir.
Bu, seçmenin iradesini tartışmalı hale getirir.
Mesele Kimin Kazandığı DeğilBenim meselem Ahmet'in, Mehmet'in kazanması değil. Şu oda başkanı gitsin, bu gelsin de değil. Türkiye genelindeki sistemden söz ediyorum. Bugün A grubu yapıyorsa yanlış. Yarın B grubu yaparsa yine yanlış. Ben isimlerle değil sistemle ilgileniyorum. Çünkü oda seçimleri gerçekten üyelerin iradesini yansıtacaksa ekonomik gücü fazla olanın avantaj sağladığı bir yarış olmaktan çıkarılmalıdır. Adayın cebindeki paraya değil, projesine bakılmalıdır. Ekibinin maddi gücüne değil, meslek grubuna ne kazandıracağına bakılmalıdır. Gelelim Asıl Soruma…Ben tüccarı bilirim.
Esnafı bilirim.
Bir kuruşun hesabını yapar.
Yapmak zorundadır zaten.
Elektrik…
Kira…
Vergi…
Personel…
SGK…
Hammadde…
Akaryakıt…
Finansman…
Adam sabah dükkânını açtığında daha siftah yapmadan gider yazmaya başlar.
Şimdi siz bana diyorsunuz ki bu adam, hiçbir maddi beklentisi olmadan bir oda seçimini kazanabilmek için yüz binlerce, bazı büyük yapılarda belki milyonlarca lirayı gözden çıkarıyor.
Olabilir.
Memleket sevdasıdır.
Meslek aşkıdır.
Esnafa hizmet etme arzusudur.
Şehrin ticaretini geliştirmek istiyordur.
Hepsine eyvallah.
Ama gazetecilik biraz da soru sormaktır.
O nedenle soruyorum:
Maaşı olmayan bir koltuk için neden bu kadar para harcanıyor?
Bu koltuk insana ne kazandırıyor?
Prestij mi?
Çevre mi?
İlişki ağı mı?
Ekonomik ve siyasi nüfuz mu?
Karar mekanizmalarına yakınlık mı?
Yoksa gerçekten sadece üyeye hizmet etme arzusu mu?
Bunun cevabını ben vermeyeyim.
Çünkü verirsem yorum olur.
Ben soruyu ortaya bırakayım.
Cevabını esnaf versin.
Tüccar versin.
Sanayici versin.
Aidat ödeyen üye versin.
Hatta o koltuklara aday olanlar versin.
Madem bu görev hizmet görevi…
Madem ciddi bir maaşı yok…
Madem gecesi gündüzü yok…
Madem sorumluluğu çok…
O halde bu koltuklar neden bu kadar değerli?
Ve neden seçim zamanı geldiğinde bu kadar büyük paralar harcanıyor?
Bence önümüzdeki oda seçimlerinde adaylara yalnızca “Kimi destekliyorsunuz?” diye sormayalım.
Şunu da soralım:
“Neden aday oldunuz ve üyeye somut olarak ne kazandıracaksınız?”
Sonra bir soru daha:
Belki asıl cevap ikinci sorudan sonra ortaya çıkar.
Güzel Söz
“Hizmet için istenen makam fedakârlık ister;
uğruna servet harcanan makam ise soru işareti doğurur.”

Kaynaklar: netgaste.com
Haber metni ve görseller netgaste.com sitesine aittir; tam içerik kaynak sitede yayınlanır.
Haber Künyesi
Kategori: Siyaset
Yayın: 16 Eylül 2026 22:39 · Kaynak: netgaste.com
Kaynağı Oku ↗
Paylaş: X WhatsApp