Habermetrik
← Ana Sayfa
İstanbul/Silivri 27 Ekim 2026 06:58 · Güncelleme 07:06
✍ Editör: Habermetrik · Editör Politikası

‘Çıkılmaz denilen karanlıklardan birlikte çıkabiliriz, şenlik havasında ayağa kalkabiliriz’

‘Çıkılmaz denilen karanlıklardan birlikte çıkabiliriz, şenlik havasında ayağa kalkabiliriz’
Görsel kaynağı: gazetepencere.com
⏱️ 11 dk okuma 🛡️ %85 Doğruluk · 1 Kaynak
WhatsApp Paylaş
⚡ 30 Saniyede Özet Habermetrik Yapay Zeka Özeti
  • Silivri’de tutuklu bulunan seçilmiş Şişli Belediye Başkanı Resul Emrah Şahan, yargılandığı davalardan kayyım yönetimine, kent planlamasından Türkiye siyasetine kadar dikkat çeken değerlendirmelerde bulundu

GAZETE PENCERE - Silivri’deki Marmara Cezaevi’nde tutuklu bulunan seçilmiş Şişli Belediye Başkanı Resul Emrah Şahan cezaevinde 19 ay geçirdi. Bu süre zarfında yerine atanan kayyımın da yerine bir başka kayyım atandı. Resul Emrah Şahan hem yargılandığı davalar hem de ülke siyasetine ilişkin Cumhuriyet’ten Can Uğur’un sorularını yanıtladı.- Hakkınızdaki iddialarla ilgili duruşmalarda çarpıcı diyaloglar yaşanıyor.

Özellikle Medicana Hastanesi iddiasını sormak istiyorum burada neyle suçlandınız ve nasıl bir tablo ortaya çıktı? Medicana olayı gerçekten ibretlik bir vaka. Eşi benzeri olmayan bir dönüşüm hikâyesi bu. Şimdi şöyle anlatayım.

Düşünün, Şişli’nin ortasında ofis yeri olarak ruhsat almış devasa bir bina var. Yaklaşık dokuz bin metrekare kaçak alanı var. Bu kaçak kısımlar için yapı kayıt belgesi alınmış. Bu ölçekte bir yapının hastaneye dönüşümü nasıl mümkün oldu?

Cins değişikliğini Çevre ve Şehircilik Bakanlığı yapmış. Sağlık Bakanlığı da hastane ruhsatını vermiş. Hatta, ne hikmetse, bina kiralanmadan kısa süre önce valiliklere bir yazı gönderilmiş ve yapı kayıt belgeli binalarda iskân aranmayacağı söylenmiş.

Yani bina, belediyenin kapısından geçmeden, devletin çeşitli kurumlarında dolaşa dolaşa hastaneye dönüşmüş. Bakın hikâyenin hiçbir aşamasında Şişli Belediyesi’nin yetkisi yok. Bizden istenen tek şey, projenin mevcut yapıya uygun olup olmadığına ilişkin teknik bir yazı.

Biz de ne yaptık? Burası hastane olacaksa deprem güvenliği ne durumda diye sorduk. Bize bir üniversiteden alınmış rapor getirildi. Yetki bakanlıklarda, belediye bu sürecin karar mercii değil. Medicana’nın kendi yönetim kurulu kararıyla yaptığı resmi bağışla alınan çöp kamyonlarına gelirsek.

Biz göreve geldiğimizde Şişli’nin çöp toplama işi yıllardır taşeron eliyle yürütülüyordu. Her yıl büyük paralar ödeniyor, belediye aslında en temel işini dışarıdan satın alıyordu. Biz de dedik ki bu böyle gitmesin. Şişli kendi çöpünü toplasın, her yıl taşerona giden para da belediyenin kasasında kalsın, bunu da her yerde söyledik.

Medicana da belediyeye 67 çöp kamyonu alınması için resmi bağış yaptı. Para benim hesabıma yatmadı. Bir yakınımın hesabına da yatmadı. Belediyenin hesabına girdi. Kamyonlar Devlet Malzeme Ofisi’nden alındı. Hepsi kamu malı oldu.

Sonra ben tutuklanınca, Şişli Belediyesi’ne yapılmış resmi bir bağışın bile başlarına iş açacağını düşünmüş olmalılar ki, Şişli’nin çöp kamyonlarını bir rüşvet hikâyesine dönüştürdüler.“YÜZLERİNE BAKARAK SORDUM”Mahkemede şirket yetkilileri karşımdaydı. Yüzlerine bakarak sordum.

Ben sizden böyle bir şey istedim mi? Hayır dediler. Size birini gönderdim mi? Ona da hayır dediler. Peki sizden milyonlarca dolarlık bir şey istendiyse neden o zaman gelip bana söylemediniz? Bunu söylemeyi adaba aykırı bulduk dediler.

Belediye adına milyonlarca dolarlık bir talep geldiğini iddia eden firma yetkilileri ne bir şikâyette bulunmuşlar ne de bu süreçte görüştükleri belediye başkanını konudan haberdar etmişler. Ta ki benim tutukluluğumun 9. ayına kadar…Ama tüm bu işin sonunda ortada ne var biliyor musunuz?

67 çöp kamyonu. Bugün hâlâ Şişli’nin sokaklarını onlar temizliyor. Belediye iki yıldır o iş için yeniden ihaleye çıkmıyor, taşerona para ödemiyor. Bizim hesabımıza göre bunun Şişli halkına sağladığı kamu yararı en az bir buçuk milyar lira.

Şimdi insan ister istemez düşünüyor ve gülüyor. Bana isnat edilen rüşvetin tamamı belediyenin garajında duruyor, üzerinde Şişli Belediyesi yazıyor ve her sabah çıkıp vatandaşın çöpünü topluyor. Dünyada böyle bir rüşvet türü var mı bilmiyorum.

Benim söylediğim çok basit. Her işlemi açın, inceleyin. Evrak orada, banka kaydı orada, kamyonlar orada. Ben 67 kamyonun hesabını veririm. Ama birileri de şu suçlamanın delilini versin.“KOMİSYONDA OLMADIĞIN PLANDAN TUTUKLANDI”- Yargılandığınız davalarla ilgili genel değerlendirmeniz nedir?

Buradan adil bir kararın çıkacağını düşünüyor musunuz? Bu dosyaları konuştukça insan bu suçlamaların nasıl kurulabildiğine şaşırıyor. Mesela komisyonunda bile olmadığım bir plan yüzünden tutuklandım. Plan o dönemde İBB Meclisinde iktidar olan AK Parti oylarıyla geçmiş, muhalefet karşı oy vermiş.

Ben komisyon üyesi bile değilim. Bunların hepsi belgeli. Diğer suçlamalarda da çizgi aynı. Kestiğimiz cezalar, plan gereği kamuya bıraktırdığımız alanlar, deprem ve yangın güvenliğinde geri adım atmadığımız işler. Bir belediyeci olarak yapmanız gerekeni yapıyorsunuz.

Bir bakıyorsunuz, görev diye yaptığınız şey suçlama diye önünüze gelmiş. Bazı konularda onu bile arıyorum. Hiç değilse konunun bir yerinde muhatabı olayım diyorum. O da yok. Ama sanık sandalyesindeyim. Elbette haksızlık duygusuyla başa çıkmaya çalışan ne ilk ne de son kişiyim.

Türkiye’nin bugün en önemli meselelerinden biri güven. Yurttaşın hukuka, kurumlara, yöneticilere ve geleceğine güvenebilmesi gerekiyor. Çünkü devlet dediğimiz yapı, en temelde bu güven üzerine ayakta durur. Bugün bunun ciddi biçimde sarsıldığını görüyoruz.

Bunun sonuçları mahkeme salonlarıyla sınırlı kalmıyor. Ekonomiden kamu yönetimine, gündelik hayatımızdan geleceğe ilişkin kararlarımıza kadar her alanda hissediliyor. Devletin kurumları birbiriyle bağlantılı çalışan büyük bir mekanizmanın parçalarıdır.

Bu mekanizmanın çarklarından biri hukuktan uzaklaştığında diğerlerinin de sağlıklı işlemesi zorlaşır. Adaletin olmadığı yerde kamu yönetimine güven, güvenin olmadığı yerde toplumsal huzur ve ortak gelecek duygusu zayıflar.

Ben bunun değişmesini istiyorum. İnsanlar yaptığı iş doğruysa devletin arkasında duracağını yeniden hissetsin. Hakkı yenen işçi de hissetsin bunu. Çocuğu için adalet arayan anne de. Belediyede önündeki dosyaya bakıp doğru olan neyse onu yapmak isteyen memur da.“BU ÇARK KIRILSIN”Savunmamda da söyledim.

Bugün benim ayağıma bağlanan taş, yarın bir başkasının ayağında olabilir. Bugün bana yapılan haksızlık, yarın bir başkasına da yapılmasın. Ben bu çarkın yarın tersine dönmesini istemiyorum. Ben bu çarkın kırılmasını istiyorum.- Çok kısa süre önce büyük bir sel felaketi meydana geldi İstanbul’da.

Bir şehir plancısı olarak bu felaketin nedeni hakkında ne düşünüyorsunuz? Her sel felaketinde, her depremde dönüp dolaşıp aynı şeyi konuşuyoruz: Kentleşmeyi, şehircilik anlayışımızı, planlamayı. Sonra gündem değişiyor ama olan yine kentlerimize oluyor.

Kentin her metrekaresini inşaat ve rant alanı olarak görürseniz sonunda ayağınızı basacak toprak bulamazsınız. Bakın, Şişli’de kişi başına düşen aktif yeşil alan bir metrekarenin altında. Depremde en büyük açık toplanma alanlarımız arasında mezarlıklar var.

Yaşayanların sığınacak yerinin mezarlıklar olması çok distopik. Aslında bu kent, bunca hırpaladığımız İstanbul bize bir şey söylüyor. Ben genç bir plancıyken bir dere yatağının sınırının kâğıt üzerinde nasıl değiştirildiğini kendi gözümle görmüştüm.

Kurum görüşleri vardı. Raporlar vardı. Her şey usulüne uygun görünüyordu. Ama su, ne yazık ki, o görüşleri okuyamıyor. İmar planını da bilmiyor. Önüne ne koyduğunuzla ilgilenmiyor. Yüzlerce, binlerce yıldır nereden akıyorsa orayı hatırlıyor.

İmar aflarının temel sorunu da buydu. Siz bir yapının hukuki durumunu bir gecede değiştirebilirsiniz. Belgesini değiştirebilirsiniz. Kaydını değiştirebilirsiniz. Ama zemini değiştiremezsiniz. Suyun hafızasını değiştiremezsiniz.

Depremin fiziğini değiştiremezsiniz. Kâğıtla doğa arasındaki tartışmayı da sonunda hep doğa kazanır. Kuzey ormanları, Kanal İstanbul ısrarı, Sazlıdere’nin hemen yanında süren yapılaşma, bakanlığın bir gecede istediği alana istediği planı çıkarabildiği yetki karmaşası aynı hikâyenin farklı sayfaları.

Meseleyi mekânda adalet dediğimiz yere bağlamam da bundan. Kentin gerçek sahiplerinin, yerel yönetimlerin, bilim insanlarının söz sahibi olmadığı her karar alma süreci İstanbul’u afetlere karşı biraz daha kırılgan hale getiriyor.

Yanlış planlama kararlarının bedelini de o kararlarda hiçbir söz hakkı olmayan yurttaşlar ödüyor. Ama İstanbul hâlâ direniyor. Bu kentin artık kendine özgü, bütüncül ve bağlayıcı bir planlama rejimine ihtiyacı var. Belki Boğaziçi Yasası gibi İstanbul’un doğal ve tarihsel varlıklarını koruyacak özel imar ve planlama yasalarını tartışmalıyız.

Yeter ki bu meseleleri konuşabileceğimiz demokratik bir siyasi iklimi, toplumun güven duyabileceği bir adalet zeminini yeniden kurabilelim. Çünkü İstanbul’un geleceği, bu kentte yaşayan herkesin yaşam hakkı meselesidir. SİLİVRİ’DEN SİYASETE BAKIŞ- Belediye başkanı olduğunuz Şişli’de kayyımın icraatlarını takip edebiliyor musunuz?

Oraya ilişkin düşüncelerinizi merak ediyorum. Takip ediyorum tabii. Arkadaşlarım anlatıyor, Şişlililer gönderiyor. Gerçek şu ki, demokrasi olmadan, iyi yönetim olmaz. Bunu en yakın Şişli örneğinde görüyoruz. Kayyum rejiminin ne olduğunu ben en basit haliyle anlatayım.

Seçilmiş bir belediye başkanıysanız kaçacak hiçbir yeriniz yoktur. Sabah pazara gidersiniz, biri kolunuzdan tutar. Akşam mahalle toplantısına gidersiniz, biri önünüze dosya koyar. Muhtar arar, esnaf kapıda çevirir, bir anne çocuğunun okul yolundaki derdini anlatmaya başlar.

Hesap biraz böyle verilir. Bana sorarsanız kayyumla birlikte ilk değişen şey de bu hesabın yönü. Seçilmiş bir yönetim hesabını aşağıya verirken atanmış bir memur olan kayyumun böyle bir mecburiyeti yok. Dönüp bakacağı bir seçmeni, yeniden oy isteyeceği bir mahallesi, yaptığı işi anlatmak zorunda olduğu bir sokağı yok.

O hesabını onu oraya atayana veriyor. Geçen gün Teşvikiye’de yaşanan bir meseleden örnek vereyim. Ihlamur Yolu’nun başına bir markanın kahve etkinliği için on beş günlüğüne dört büyük yapı kuruluyor, bazı binalara reklam asılması planlanıyor.

Mahalleli sabah bir kalkıyor, sokağı bir markanın neon ışıklı tuhaf bir vitrinine dönüşmüş. Ne mahalleliye sorulmuş ne de muhtara haber verilmiş. Muhtar da haklı olarak soruyor. Halka sordunuz mu? Biz göreve geldiğimizde Nişantaşı’nda kamusal alanın reklam panosuna dönüştürülmesine karşı çıkmış ve buna izin vermeyeceğimizi açıkça ilan etmiştik.

Çünkü bir sokağın değerini markalar değil yurttaşın kendi ihtiyaçlarının ne kadar karşılandığı belirlemeli. Görevden alındığımdan beri en çok duyduğum gündem, Şişli’nin çöpü. Birkaç ay önce bir yurttaş sokağındaki çöpün fotoğrafını çekip beni etiketlemiş.

Tutukluyum kardeşim, Şişli’yi ben değil kayyum yönetiyor, ben de üzülerek izliyorum diye cevap verdim. Bir belediyenin işi talimatla yürümez. Mahalleyi tanımanız, kimin neye ihtiyacı olduğunu bilmeniz gerekir. Bugün Bir Öğün Bizden’in, bursların, diyabetli çocuklarımıza dağıttığımız sensörlerin nasıl eksildiğine bakmak, kayyum rejimini anlamak için yeterli.

Bu öyle başka bir görevin yanında, atamayla gelip yarı zamanlı yapılabilecek bir iş değildir. Üstelik yukardan aşağı, atamayla belirlenmiş bir yönetimde, yurttaşın yerini yukarıdan gelen talimat alır. Kapıyı daha güçlü çalan, nüfuzu daha çok olanın sesi çıkar.

Seçilmiş iradenin yerine dönmesi için bu kadar ısrar etmemizin nedeni de bu. İnanın kayyumun asıl bedelini sesi duyulmayan yurttaş ödüyor.- Türkiye’de yaşananlar Silivri Cezaevi’nden nasıl görünüyor? Muhalefet anlamında hangi konular öne çıkartılabilir?

Silivri’de siyasi tutuklu olmak gerçekten bir mercek değişikliğine neden oldu. Burada duvarlar yüksek ama görüş bazen dışarıdakinden daha net. Türkiye eski siyaset kalıplarına artık sığmıyor. Bir kuşak değişiyor, dil değişiyor, toplum yeni bir şey arıyor.

Eski ezberler tükendi, bunu iktidar için de muhalefet için de söylüyorum. Ama bu arayışın yanında bir yorgunluk da var. İnsanlar hayatına devam ediyor, işine gidiyor, çocuğunu okula götürüyor, büyük bir hayat kavgası veriyor.

Ve bu kavga içinde siyasetten de, siyasetin kendi hayatını değiştirebileceği inancından da uzaklaşıyor. Uzaklaştıkça da yurttaş kendi yaşamını daraltıyor. Mevcut yaşam kapasitesini, beklentilerini ve gelecek hayallerini küçültüyor.

Gençlerin önemli bir kısmı artık umudu dışarda arıyor ve bu ülkeden gitmek istiyor. Bakın bu hafta Cumhuriyet 103 yaşına giriyor, ben de o yüzden bugünlerde eskiden okuduğum kalkınma planlarına yeniden bakıyorum. Mesela 1930'lar.

Yoksul, yorgun bir ülke, ama fabrikasının yanına kreşini, okulunu, kütüphanesini kuran bir irade görüyoruz orada. Tabii ki o dönemin handikaplarını da bilerek söylüyorum, öyle nostaljik bir özlem değil bahsettiğim. Ama bugün ihtiyacımız olan şeyin o kurucu cesareti alıp yurttaşa yeniden umut ettirecek, yaşamını genişletecek ve toplumsal işlevlerini kazandıracak bir devlet sistemini, bugünün koşullarında yeniden inşa etmektir.

Siyaseti, bu yeniden inşa sorumluluğunu taşımak olarak görüyorum. Bir şehir plancı ve bürokrat kökenli bir belediye başkanı olarak ben de yurttaşın nasıl bir devlet-nasıl bir rejim içinde yaşamak istediğini duymamız gerektiğini düşünüyorum.

Belediye başkanı olarak sahada beni en çok etkileyen şey, yurttaşların ne istediklerini büyük bir açıklıkla, yüksek sesle söylemeleriydi. İnsanlar ne istediklerini biliyor. Bizden göz hizalarına gelmemizi, onları dinlememizi bekliyorlar.

Yaşamlarını etkileyen en küçük kaldırım taşından ülkenin geleceğini belirleyen en büyük kararlara kadar her aşamada seslerinin duyulacağını, haklarının korunacağını bilmek istiyorlar. Muhalefetin bu beklentiyi politikaya, programa, ortak bir gelecek tahayyülüne dönüştürme sorumluluğu var.

Ben kimsenin kendini yalnız hissetmediği bir siyasete inanıyorum. Bugün on iki metrekarelik bir hücrede kendimi yalnız hissetmiyorsam, on bir aylık görev sürem boyunca bana eşlik eden yurttaşların seslerini hâlâ kulağımda duyduğum içindir.

O sesler buraya kadar geliyor. Ben onları duyuyorum, biliyorum ki onlar da beni duyuyor. Ve birbirimizin sesini duymaya devam ettiğimiz sürece, çıkılmaz denilen bütün karanlıklardan birlikte çıkabiliriz. Bir şenlik havasında ayağa kalkabiliriz.

💬 Habere Tepkinizi Belirtin:
Habermetrik WhatsApp Kanalına Katılın

Günde en fazla 3 kritik gelişme. Bildirim kirliliği yok, anında bilgi.

Kanalı Takip Et →
Kaynaklar: gazetepencere.com
Haber metni ve görseller gazetepencere.com sitesine aittir; tam içerik kaynak sitede yayınlanır.
Haber Künyesi
Kategori: Siyaset · Bölge: İstanbul/Silivri
Yayın: 27 Ekim 2026 06:58 · Kaynak: gazetepencere.com
Kaynağı Oku ↗