Habermetrik
← Ana Sayfa
05 Kasım 2026 06:52
✍ Editör: Habermetrik · Editör Politikası

Güney Kore Türkiye'ye ne kazandırıyor?

Güney Kore Türkiye'ye ne kazandırıyor?
Görsel kaynağı: indyturk.com
⏱️ 6 dk okuma 🛡️ %85 Doğruluk · 1 Kaynak
WhatsApp Paylaş
⚡ 30 Saniyede Özet Habermetrik Yapay Zeka Özeti
  • Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Güney Kore Devlet Başkanı Lee Jae-myung, 3 Kasım 2026'da Seul'de gerçekleştirdikleri zirvede iki ülke arasındaki nükleer enerji ve savunma sanayii işbirliğini geliştirme konusunda mutabakata vardı / Fotoğraf: AA Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın 3 Kasım'da Seul'de Lee

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın 3 Kasım'da Seul'de Lee Jae Myung ile yaptığı zirve, 2018'den bu yana Güney Kore'ye yapılan ilk devlet ziyaretiydi. Zirvenin en somut çıktısı, Kore İhracat İthalat Bankası (KEXIM) ile Türkiye Nükleer Enerji AŞ (TÜNAŞ) arasında imzalanan nükleer proje finansmanı mutabakatı oldu.

Aynı masada ortak silah üretiminin genişletilmesi ve üçüncü ülke pazarlarına birlikte açılma kararı da alındı. İlk bakışta bu, sıradan bir zirve gündemi gibi görünüyor. Oysa iki başlığın arasında daha derin bir bağ var. Türkiye nükleer alanda Kore'yi başkalarıyla yarıştırarak kazanıyor.

Savunmada ise Kore'yi Batı'nın kısıtlamalarından çıkış kapısı olarak kullanarak kazanıyor. Sinop'ta kim kiminle yarışıyor? Nükleer başlıkta rekabet, Türkiye'nin açtığı sahada Kore ile öteki tedarikçiler arasında yaşanıyor.

Ankara 2035'e kadar 7,2 GW, 2050'ye kadar en az 20 GW nükleer kurulu güç hedefliyor. Akkuyu'da Rosatom, mülkiyeti de kendisinde kalacak 4.800 MW'lık santrali inşa ediyor. İkinci ve üçüncü santraller için ise masada çok sayıda oyuncu var.

Kore, dört reaktörden oluşan ve maliyeti 30 milyar doları bulan Sinop projesi için ön sırada. Rusya da aynı sahayla ilgileniyor. Çin Trakya'yı hedefliyor. Kanadalı AtkinsRéalis Mart 2026'da CANDU teknolojisiyle Türkiye pazarına girme arayışını duyurdu.

Amerikan ve Fransız şirketleri de küçük modüler reaktörlerle sahada. • Bu tablonun Türkiye'ye ilk kazancı pazarlık gücü. Erdoğan Seul'e inerken, ortak seçimini finansman ve elektrik maliyetinin belirleyeceğini açıkça söyledi.

Bu sözler diplomatik bir nezaket cümlesi olarak okunmamalı. Bunlar bir müzakere pozisyonunu ifade ediyor. Sinop'un geçmişi bu pozisyonun neden ciddiye alınması gerektiğini gösteriyor. Japon konsorsiyumu, maliyetlerin kontrolden çıkması üzerine 2018 sonunda projeden fiilen vazgeçmişti.

Bugün aynı saha için dört ayrı nükleer blok yarışıyorsa, bu durum fiyatı, kredi vadesini ve yerli katkı payını Türkiye lehine zorlayan bir mekanizmaya dönüşüyor. • İkinci kazanç finansman mimarisinde. KEXIM mutabakatı bir kredi taahhüdü vermiyor.

Bunun yerine finansal modelleme ve finansman yapıları üzerinde çalışacak bir ortak çalışma grubu kuruyor. Yine de anlamı büyük. Kore bankası, Birleşik Arap Emirlikleri'ndeki Barakah santralinin finansmanından edindiği tecrübeyle Sinop'un fizibilitesini ve risklerini inceleyeceğini açıkladı.

Akkuyu modeline karşı Ankara artık devlet destekli ihracat kredisine dayanan, Batı normlarıyla uyumlu bir alternatife sahip. Bu alternatif masada durdukça Moskova ve Pekin de tekliflerini iyileştirmek zorunda kalacak. • Üçüncü kazanç ticaret dengesiyle ilgili.

Türkiye 2025'te Kore'ye yaklaşık 1,14 milyar dolarlık ihracat yaparken 10,26 milyar dolarlık ithalat gerçekleştirdi. Dokuz milyar doları aşan bu açık, Sinop'ta yerli sanayi katılımını pazarlık konusu yapmak için güçlü bir gerekçe sunuyor.

Bana göre Ankara'nın asıl hedefi santrali en ucuza yaptırmakla sınırlı kalmamalı. İnşa süreci, Türk mühendislik ve imalat sanayii için bir okula dönüştürülmeli. Ambargoyu aşan ortak Savunma sanayiinde ilişkinin karakteri farklı.

Burada Kore, Batılı tedarikçilerin siyasi kısıtlamalarına karşı bir sigorta işlevi görüyor. Bu işlevi 3 silah sistemi üzerinden izlemek mümkün: • Birincisi Fırtına obüsü. Türkiye, Kore'nin K9 Thunder obüsünün üretim lisansını yaklaşık 1 milyar dolara aldı.

İlk sekiz araç Kore'de üretildi, 300'ü aşkın aracın üretimi ise Türkiye'de yapıldı. Fırtına, Kuzey Irak'tan Suriye'ye uzanan harekâtlarda Türk topçusunun bel kemiği oldu. Hikâyenin öğretici kısmı ise başka bir yerde. Almanya, araçtaki Alman motoru nedeniyle Fırtına'nın Katar ve Suudi Arabistan'a satışını 2017'de engelledi.

Fırtına II'de yerli motor arayışı doğrudan bu dersin ürünü. • İkincisi KT1T temel eğitim uçağı. Programın 2007'de imzalanan sözleşmesi 40 uçak için 350 milyon dolar değerindeydi. Uçakların beşi Kore'de üretildi, geri kalanı TUSAŞ tesislerinde ortak üretimle tamamlandı.

Program TUSAŞ'a eğitim uçağı seri üretiminde tecrübe kazandırdı ve yerli Hürkuş için zemin hazırladı. • Üçüncüsü, en kritik olanı Altay tankı. Türkiye 2008'de Hyundai Rotem ile yaklaşık 540 milyon dolarlık bir tasarım desteği ve teknoloji transferi sözleşmesi imzaladı.

Tankın temel mimarisi Kore'nin K2 Kara Panter tankına dayanıyor. Seri üretim aşamasında Alman motoru ve şanzımanı için ihracat izni çıkmayınca proje yıllarca kilitlendi. Çözüm yine Seul'den geldi. HD Hyundai Infracore'un 1.500 beygirlik DV27K motoru ile SNT Dynamics'in EST15K şanzımanından oluşan Kore güç grubu Altay'a entegre edildi.

Şanzıman anlaşmasının değeri seçeneklerle birlikte yaklaşık 200 milyon avro. Altay 5 Eylül 2025'te seri üretime girdi, 28 Ekim 2025'te envantere alındı. Takvime göre ilk 85 tank Kore güç grubuyla teslim edilecek, kalan 165 tankta yerli BATU motoru kullanılacak.

Bu üç örnekte ortak bir mantık var. Kore, Türkiye'ye hazır silah satmaktan çok, Türkiye'nin kendi platformlarını ayağa kaldırmasına yardım etti. Altay'da bu yardım, projeyi hayatta tutan bir köprü oldu. Türkiye kısa vadede ambargo riskini azalttı.

Uzun vadede ise yerli motor ve şanzıman için zaman kazandı. Sırada ne var? Seul'de alınan ortak ihracat kararı ilişkiyi yeni bir evreye taşıyabilir. Türkiye'nin sahada denenmiş insansız sistemleri, hızlı tasarım kabiliyeti ve Körfez'den Orta Asya'ya uzanan askeri diplomatik ağı var.

Kore'nin elinde ise ağır sanayi kapasitesi, mikroelektronik gücü ve cazip ihracat kredileri bulunuyor. Bu bileşim, Batılı ambargo riskinden çekinen alıcılar için güçlü bir paket oluşturabilir. Yine de bir gerilim noktasını görmezden gelmemek gerekiyor.

Türkiye her alt sistemde bağımsızlık hedefliyor. BATU devreye girdiğinde Kore'nin parça tedarikçisi rolü daralacak. Kore'deki analistlerin ilişkinin geleceğini ortak araştırma geliştirmede ve deniz platformlarında aramasının nedeni de bu.

Nükleer alanda da benzer bir hassasiyet var. APR1400 Amerikan kökenli teknoloji içerdiği için ihracatı Vaşington'un denetimine ve Westinghouse ile yapılan uzlaşmanın koşullarına bağlı. Kore, Türkiye için iki farklı işlev görüyor.

Nükleerde rakipleri disipline eden bir denge unsuru, savunmada ise Batılı kısıtlamaları aşmanın aracı. Ankara bu iki işlevi doğru yönetirse Sinop'ta daha ucuz elektrik, savunmada daha az bağımlılık elde edebilir. Her iki alanda da kazancın şartı aynı: masadaki seçenekleri canlı tutmak. *Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır.

Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir. GÜNEY KORE Türkiye Dr. Osman Gazi Kandemir Dr. Osman Gazi Kandemir Independent Türkçe için yazdı Dr.

💬 Habere Tepkinizi Belirtin:
Habermetrik WhatsApp Kanalına Katılın

Günde en fazla 3 kritik gelişme. Bildirim kirliliği yok, anında bilgi.

Kanalı Takip Et →
Kaynaklar: indyturk.com
Haber metni ve görseller indyturk.com sitesine aittir; tam içerik kaynak sitede yayınlanır.
Haber Künyesi
Kategori: Siyaset
Yayın: 05 Kasım 2026 06:52 · Kaynak: indyturk.com
Kaynağı Oku ↗