Thomas Reis İle Soru Cevap!
- Trabzonspor'un başarılı teknik direktörü Thomas Reis, Trabzonspor Dergisi'nin bu ay konuğu oldu
- Thomas Reis, sorulara tüm samimiyetiyle cevap verdi: Trabzonspor'un yeni teknik direktörü Thomas Reis, Trabzonspor Dergisi'nin bu ayki sayısının konuğu oldu
Trabzonspor'un yeni teknik direktörü Thomas Reis, Trabzonspor Dergisi'nin bu ayki sayısının konuğu oldu. Bordo Mavili ekibin yeni teknik patronu hem sosyal hayatı hem de Trabzonspor'a geliş sürecine dair soruları yanıtladı
Geçen sezon Türkiye’den ayrılırken Trabzonspor’la ilgili aklınızda neler kalmıştı? Bu camia sizde nasıl bir izlenim bırakmıştı?
Öncelikle ayrıldığımda biraz üzgündüm çünkü Türkiye’yi ve Türkiye’de çalışmayı çok sevdim. Trabzonspor’a karşı oynadığımız maçları çok iyi hatırlıyorum; her zaman çok güzel ve keyifli maçlardı. “Buradaki atmosfer çok güzeldi ve beni inanılmaz etkilemişti. Bunlar her zaman aklımdaydı.
Ardından teklif geldi ve çok kısa sürede karar vererek buraya geldiniz. “Niye Trabzonspor’a gitmeliyim?” sorusuna nasıl yanıt buldunuz?
Başka bir kulüpte sadece dokuz hafta çalışmıştım ama Trabzonspor’dan ilk telefon geldiğinde ‘bu harika!’ dedim. Çünkü bu teklif beni çok gururlandırdı, Türkiye’de, Samsun’da yaptığım işin aslında o kadar da kötü olmadığını gösterdi.
Sonra ‘cumartesi günü önemli bir maçımız var’ dediler. Ben de ‘evet, o maçta orada olmayı çok istiyorum’ dedim. Başkanımız ve yöneticilerimizle iletişimimiz çok iyiydi. Çok kısa sürede kararımı verdim. Şimdi buradayım ve gerçekten gururlu ve mutluyum. Ayrıca eski kulübüme de bana ayrılma fırsatı verdikleri için minnettarım.
Trabzon, futbolla yaşayan ve beklentilerin hep yüksek olduğu bir şehir. Futbolu hayatın merkezine koyan Trabzonspor taraftarı ile ilgili hisleriniz neler?
Sanırım benim futbol felsefem de biraz buna benziyor. Trabzon’daki insanların her zaman çok çalışkan olduğunu biliyorum. Ben de takımımın başarılı olmak için çok çalıştığını göstermek istiyorum. Tabii ki kulübün büyük hedefleri olduğu için burada her zaman büyük bir baskı var.
Salah, Fabinho, Onana ve Savic gibi tecrübeli isimlerin yanı sıra kaliteli Türk ve yabancı oyunculara da sahip olduğunuzda beklentiler yükseliyor. Ama ben baskıyı seviyorum. İyi bir sezon geçirmek ve iyi performanslar ortaya koymak için yardımcı olmak istiyorum.
Benim için en güzel şey, maçtan sonra insanların mutlu olduğunu ve yüzlerinin güldüğünü görmek. Umarım bunu çok sık görebiliriz.
Kariyerinizde önemli krizler yaşadınız. Zorluklarla mücadele ederken temel felsefeniz ne oluyor? Ben hiçbir zaman ‘zor görev’ veya ‘zor durum’ şeklinde konuşmam. Ben her zaman ‘özel durum’ derim ve özel durumları severim.
Örneğin Bochum’da da durum böyleydi, işler kolay değildi ama benim için temel prensiplerden biri disiplin. Bir takımda en çok disipline, aynı zamanda bir çerçeveye ve kurallara ihtiyacınız var. Arabanızla dışarı çıktığınızda bile kurallar vardır ve bu kurallara uymanız gerekir.
Benim prensiplerimden biri de bu. Takımla da hep bunu konuşuyorum: Benim tarzım disiplin ve özgürlük. Örneğin savunmada oynarken iyi bir disipline ve iyi bir zihniyete ihtiyacınız var. Hücumda ise iyi pozisyonlar ve fırsatlar yaratabilmek için daha fazla özgürlüğünüz olmalı.
Oyuncularla iyi bir ilişkim olduğunu düşünüyorum. Onlara her zaman gerçeği doğrudan söylemek isterim, arkalarından konuşmam. Aynı şeyi onlardan da beklerim. Futbol felsefemi kısaca böyle anlatabilirim.
Futbolculuk dönemi veya teknik direktörlük kariyerinizde size verilen en değerli tavsiye neydi ve hâlâ uyguluyor musunuz?
Bence her teknik direktör size önemli tavsiyeler verir. Futbolculuk kariyerimi sakatlık nedeniyle bitirdiğimde de önemli bir şey öğrendim. Uzun yıllar altyapıda çalıştım ve genç oyuncuların profesyonel futbolcu olmaları için son adımı atmalarına yardımcı oldum.
Benim başıma gelen her şeyi onların da yaşayabileceğini düşünüyorum. İyi bir seviyedeydim, sonra sakatlıklar yaşadım. İnsanlar ‘bir daha geri dönemez’ dedi. Ama ben her zaman kendimi zorladım. Belki en iyi oyuncu değildim ama çok iyi bir karaktere ve mentaliteye sahip olduğumu düşünüyorum.
Sol ayağımı iyi kullanıyordum. Hızlı değildim ama teknik açıdan iyi olduğumu düşünüyorum. Birçok teknik direktör gelişimime çok yardımcı oldu. Bu yüzden oyuncularıma da her zaman şunu söylüyorum: Mesela burada, Trabzonspor’da çok yüksek kalitede oyuncularımız var.
Ancak yetenek ve kalite tek başına yeterli değil; güçlü bir zihniyete de sahip olmalısınız. Her zaman iyi bir mentalite göstermelisiniz. İkisine de sahip olduğunuzda birçok şey başarmanız mümkün.
Başka bir yönde de örnek verebilirim: Bir teknik direktörüm vardı, Bayern Münih ve Real Madrid gibi çok büyük kulüplerde çalışmıştı. Ben genç, henüz tanınmayan bir oyuncuydum, o Frankfurt’un yeni teknik direktörüydü. Ben ameliyat olmuştum.
Daha ikinci gün hastaneye gelip beni ziyaret etti. Bu benim için çok önemli bir ders oldu: Bir oyuncu sakatlandığında onunla iletişim halinde olmak, aramak ve ‘nasıl gidiyor?’ diye sormak çok önemli. Bu, o teknik direktörden öğrendiğim en önemli derslerden biriydi.
Teknik direktör olarak kaybettiğiniz bir maçtan sonra eve gittiğinizde futbolu tamamen geride bırakabiliyor musunuz, yoksa kendinize kızdığınız oluyor mu? Gece boyunca maçı kafanızda tekrar oynuyor musunuz? Benim için maçın etkisini tamamen dışarıda bırakmak mümkün değil.
Maçı eve götürüyorsunuz ve düşünmeye başlıyorsunuz. Kendime ilk olarak şu soruları soruyorum: ‘Nerede hata yaptım? Neyi farklı yapabilirdim?’ İlk 11’i farklı mı seçmeliydim? Bir şeyi değiştirebilir miydim?’ Çünkü maçtan sonra herkes her şeyi biliyor.
Taraftarlar da biliyor, ‘bu iyi değildi, bu karar doğru değildi’ gibi. Ben de bunu görebiliyorum. Ama bunlar oluyor. Sonrasında yenilgiyle başa çıkmayı öğrenmeniz gerekiyor. Kazandığınız zaman da aynı şekilde düşünmelisiniz.
Umarım birçok maçı üst üste kazanırsınız. Ama başarı geldiğinde de daha fazla hata yapabilirsiniz. ‘Artık iyi durumdayım, bu çok önemli değil’ diye düşünmeye başlayabilirsiniz. Bazen yenilgilerden, galibiyetlerden öğrendiğinizden daha fazla şey öğrenirsiniz.
Ama teknik direktör olarak kafanızda her zaman şu sorular vardır: ‘Neyi daha iyi yapabiliriz, neyi değiştirmemiz gerekiyor?’ Ama bu benim işim ve ben işimi seviyorum.
İnsanlar saha kenarında çok sakin olduğunuzu söylüyor. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz? Sizi en çok ne kızdırır? Saha içinde ve dışında asla kabul etmeyeceğiniz, ‘bunu asla affetmem’ diyeceğiniz bir davranış var mı?
Normalde her şeyi affetmek gerekir. Ama benim için önemli olan şey takımın genel davranışı ve benim kendi davranışım. Bazen performans, bazen de sakatlık nedeniyle oyuncu değiştirmeniz gerekiyor. Bir oyuncuyu değiştirdiğinizde, onun kötü bir tavır veya kötü bir davranış göstermesini sevmiyorum.
Çünkü o oyuncuya güvendik ve maça çıkardık. Oyuncu değiştirildiğinde de elini uzatması ve alkışlaması gerekiyor. Her şey normal olmalı. Bu dışarıya olumsuz bir mesaj verir. Ertesi gün yüz yüze konuşabiliriz. Oyuncu bana karşı ne söylemek istiyorsa yüzüme söyleyebilir.
Bunda sorun yok. Ama dışarıya kötü bir görüntü vermek söz konusu olduğunda karar almak zorundayım çünkü herkes bunu izliyor. Her şey iyi giderken, maçları kazanırken bu davranış çok fazla önemsenmeyebilir. Ama kötü sonuçlar geldiğinde böyle bir davranış sergilerseniz sorun başlar. Benim için önemli olan şey, birbirimize her zaman saygı göstermemiz.
Antrenmanda ise sanırım o kadar sakin değilim, orada daha fazla tepki verebiliyorum. Öte yandan, mesela Galatasaray maçında 40 bin taraftar vardı ve atmosfer inanılmazdı. Bize çok yardımcı olan çılgın taraftarlar, harika bir atmosfer.
Ama sahadaki oyuncu benden 20-30 metre uzaktaysa beni artık duyamaz. Bu yüzden bazen beden dilimle de onlara mesajını vermem gerekiyor. Oyuncular sahada iyi performans göstermeli ama gerektiğinde teknik direktörün biraz daha fazla baskı uygulayabileceğini de bilmeliler.
Eğer 14-15 yaşlarındaki genç Thomas Reis'e bugün bir şeyler söyleme şansınız olsaydı, ona ne söylerdiniz?
Öncelikle ona bir soru sorardım: ‘Neden futbol oynuyorsun?’ Bence bana ‘çünkü eğleniyorum, çünkü bu oyunu seviyorum’ diye cevap verirdi. Bence hepimiz futbola eğlendiğimiz için başladık. Futbol güzel bir oyundur; insan bu sevgiyi/düşünceyi hiçbir zaman kaybetmemelidir.
Ama artık profesyonel futbol bir iş. Tabii ki çok çalışmak gerekiyor. Bazen biraz da şansa ihtiyacınız oluyor. Ama neden futbolcu olmak istediğinizi ve bu oyunu neden sevdiğinizi asla unutmayın.
Futboldan tamamen uzak kaldığınız bir gününüzü nasıl geçiriyorsunuz?
Şimdilik çok kolay değil çünkü burada yalnızım. Eşim sürekli Almanya’da kalıyor ve ben aile insanıyım. Ama şu anda buradaki işime odaklanıyorum. İzin günlerimde Trabzon’u geziyorum çünkü burada yeniyim. Şehri, insanları ve Trabzon’daki hayatı görmek istiyorum.
Burada neler olduğunu daha iyi hissetmek istiyorum. Bazen güzel bir akşam yemeğine çıkmak da gerekiyor. Çünkü biraz dinlenmeye ve önümüzdeki haftalar için enerji toplamaya ihtiyacımız var.
Maç günleri uğuruna inandığınız ritüeller, özel bir kıyafetiniz, aksesuarınız veya alışkanlığınız vs. var mı?
Öncelikle kulübün kıyafetlerini giymeyi seviyorum. Normalde kendi pantolonumu ve ayakkabılarımı giyerim. Ama artık Trabzonspor ailesinin bir parçasıyım ve kulübün kıyafetlerini, özellikle kapüşonlu sweatshirtleri giymeyi seviyorum.
‘Artık bu kulübün bir parçasıyım ve bu kulüp için elimden gelen her şeyi vermek istiyorum’ mesajını vermek hoşuma gidiyor. Daha çok hoodie tarzı giyinen biriyim. Kışın güzel oluyor ama yazın biraz fazla sıcak. Bunun dışında eşimin verdiği küçük bir şey de var ve maçlarda her zaman cebimde taşıyorum. Umarım bana biraz şans ve başarı getirir.
Evet, gerçekten çok iyi. Güzel olan şu ki atletik performans antrenörüm de Trabzonlu. Bana birçok güzel şey gösterdi. Ama bazen her şeyi aynı anda denememek daha iyi. Çünkü o zaman kilo almaya başlıyorsunuz! Ama Trabzon’un özel yemeklerini seviyorum ve gerçekten çok güzeller.
Türk insanlarını da seviyorum çünkü çok nazik ve yardımseverler. Her yönüyle Türkiye benim için ikinci vatanım gibi diyebilirim.
Günlük hayatınızda genellikle şık ama rahat kıyafetler seçtiğiniz gözden kaçmıyor. Tarzınızı belirlerken neye dikkat edersiniz?
Trabzonspor’un kıyafetlerinin gerçekten çok güzel olduğunu söyleyebilirim. Daha önce de söylediğim gibi, hava soğuduğunda genellikle hoodie giymeyi seviyorum. Gömlek de giyiyorum. Ama bazen eşime danışıyorum. Kendimi rahat hissettiğim kıyafetleri tercih ediyorum.
Bazı teknik direktörler daha çok takım elbise ve kravat kullanıyor. Ama bu benim tarzım değil. Belki Avrupa’da da oynayabiliriz ama beni normalde kravatla göremezsiniz. Maç sırasında rahat hissetmem gerekiyor. Kendi tarzım olmalı. Bence önemli olan da bu.
Hayvanlara olan düşkünlüğünüz biliniyor. Evcil hayvanlarınız var mı, bu sevgi hayatınızın yoğunluğunda size nasıl bir terapi sağlıyor?
Evet, evde bir evcil hayvanımız, köpeğimiz var. Köpeğimi çok seviyorum. Ben köpeğime hiçbir zaman kötü davranmam. Ama ona bir şey söylediğinizde veya onu çağırdığınızda bir sonraki sefer yine yanınıza gelir ve mutlu olur.
Size gerçek sevgiyi ve sevgisini gösterir. Köpeğimi ve onunla yürüyüş yapmayı seviyorum. Eve geldiğimde bu çok güzel oluyor. Enerjimi yeniden toplamak ve kafamı boşaltmak için birebir. Kafanızın rahatlamasına çok yardımcı oluyor. Ama Trabzon’da köpeğim yanımda olmadığı için bunu yapamıyorum.
Daha önce bir röportajınızda,'Eşim arkamda, süreci iyi yönetiyor ve her şeyi hallediyor. Benim için önemli bir şey bu' demiştiniz. Bu yoğun futbol temposunda eşinizin hayatınızdaki desteğini nasıl tanımlarsınız?
O benim için en önemli insan. Şu anda ben buradayım ve o evde birçok şeyi halletmek zorunda. Bochum’da güzel bir evimiz var ve onun orada yapması gereken çok fazla şey var. Onunla gerçekten gurur duyuyorum. Güzel olan şu ki o da geçmişte, 2.
Lig’de futbol oynadı. Kariyerini yaklaşık üç yıl önce bitirdi. Bu yüzden evde birlikte maç izliyor, futbol hakkında konuşabiliyoruz. Maçı izlemek için farklı odalara gitmemize gerek yok! İyi bir eşiniz olduğunda bu size çok yardımcı oluyor.
Eşinizin işinizi ve bu işin getirdiği koşulları anlayışla karşılaması gerekiyor. Eşiniz sizden 3.000 kilometre uzaktayken bazen kolay olmuyor ama bunu başardık. Eşimin hayatımda olmasından dolayı çok mutluyum. Almanya’da bir sözümüz var: ‘Eşim arkamı kolluyor ve ben rahatım.’ Yani o beni koruyor, birçok şeyi benim için hallediyor.
Bu sayede ben de işime ve takımıma odaklanabiliyorum, tüm enerjimi takıma ve kulübe verebiliyorum.
Profesyonel hayatın bir parçası, ailenizden sık sık ayrı kalıyorsunuz. Futbol kariyeriniz sırasında bir şey yaşadığınızda onları daha fazla düşündüğünüz anlar oluyor mu?
Evet, özellikle bir maç kaybettiğinizde. Eve gittiğinizde eşiniz ve aileniz yanınızdaysa biraz daha kolay oluyor. Ailenizle farklı şeyler hakkında konuşabiliyorsunuz. Sadece futboldan bahsetmiyorsunuz. Ama şu anda bu mümkün değil.
Sürekli telefonla konuşuyoruz. Hatta çok konuşuyoruz. Umarım ona sadece olumlu şeylerden bahsedebilirim. Olumlu sonuçlardan…
THOMAS REIS İLE KISA KISA
En çok korktuğunuz şey? Hastalanmak.
En büyük zaafınız? Bazen insanlara fazla güveniyorum.
En sevdiğiniz film? Yeşil Yol.
En sevdiğiniz müzik? Belirli tarz yok. Bir şarkıyı dinliyorum ve ‘gerçekten güzelmiş’ diyorum.
Yağmur mu güneş mi? Daha çok güneş. Ama çok sıcak olmasın!
Çay mı kahve mi? Çay.
Futbolculuk döneminizde kimi örnek alıyordunuz? Çok vardı. İlk başta Lothar Matthaus diyebilirim.
Türkçede en çok kullandığınız kelime hangisi? Merhaba.
Futbol felsefenizi tek bir kelimeyle özetlemek isteseniz! Mentalite.
Hayatınız hakkında bir film veya kitap yapılsaydı, bunun adı ne olurdu? Zor soru. “Mentaliteyle Birçok Şeyi Başarabilirsiniz” olabilir. Veya: “Mentaliteyle Hedeflerinize Ulaşabilirsiniz.”
Sizi en çok ne sakinleştirir? Maç kazanmak ve güzel bir yemek.
Trabzonspor’u tek bir kelimeyle tanımlamak isteseniz ne dersiniz? Çok güzel.
Günde en fazla 3 kritik gelişme. Bildirim kirliliği yok, anında bilgi.
Kategori: Spor
Yayın: 30 Ekim 2026 08:18 · Kaynak: gunebakis.com.tr