Habermetrik
← Ana Sayfa
16 Eylül 2026 21:26
✍ Editör: Habermetrik · Editör Politikası

Kısmi Davada Yeni Dönem: Talep Artırımı, Islah Ve Zamanaşımı

Kısmi Davada Yeni Dönem: Talep Artırımı, Islah Ve Zamanaşımı
Görsel kaynağı: elazigfirat.com

7589 Sayılı Kanun sonrası hukuk yargılamasında önemli bir değişiklik. Hukuk yargılamasında alacak miktarının dava açıldığı anda tam olarak belirlenememesi, uygulamada uzun yıllardır önemli usul sorunlarını beraberinde getirmektedir. Özellikle işçilik alacakları, destekten yoksun kalma ve bedensel zarar tazminatları, trafik ve iş kazalarından kaynaklanan tazminat talepleri ile hesaplamanın bilirkişi incelemesine bağlı olduğu uyuşmazlıklarda davacı, gerçek alacağının miktarını çoğu zaman yargılama sırasında öğrenebilmektedir.
Bu sorunun çözümünde uzun yıllar boyunca Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 107. maddesinde düzenlenen belirsiz alacak davası ile 109. maddesinde düzenlenen kısmi dava iki temel hukuki araç olarak kullanılmıştır. Ancak 31 Temmuz 2026 tarihli ve 33326 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 7589 sayılı Yargının Etkin ve Verimli İşlemesine Yönelik Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun ile bu sistemde oldukça köklü bir değişikliğe gidilmiştir. Kanunun 19. maddesiyle HMK'nın belirsiz alacak davasını düzenleyen 107. maddesi yürürlükten kaldırılmış; 20. maddesiyle HMK'nın 109. maddesine yeni bir dördüncü fıkra eklenmiştir.
Yeni düzenlemeyle birlikte hukuk yargılamasında özellikle alacak davalarının takip edilme biçimi değişmiştir. Bundan sonraki uygulamada kısmi dava, sadece alacağın bir bölümünün dava edilmesine imkân veren klasik bir dava türü olmaktan çıkmış; belirli ölçüde belirsiz alacak davasının gördüğü işlevi de üstlenen daha güçlü bir usul mekanizmasına dönüşmüştür.
BELİRSİZ ALACAK DAVASI SİSTEMDEN ÇIKARILDI
HMK'nin mülga 107. maddesi, dava tarihinde alacağının miktarını veya değerini tam ve kesin olarak belirlemesi kendisinden beklenemeyen ya da bunun objektif olarak mümkün olmadığı hâllerde alacaklıya, hukuki ilişkiyi ve asgari bir miktarı belirterek dava açabilme imkânı tanıyordu. Bu dava türünün en önemli sonuçlarından biri zamanaşımı bakımındandı. Dava düşük bir miktar üzerinden açılmış olsa dahi belirsiz alacak davasının şartlarının mevcut bulunması hâlinde dava açılmasının alacağın tamamı bakımından sonuç doğurması, özellikle zamanaşımı sürelerinin sonuna yaklaşılmış dosyalarda davacı açısından önemli bir koruma sağlıyordu.
Buna karşılık hangi alacakların belirsiz alacak davasına konu edilebileceği uzun yıllar ciddi bir içtihat tartışmasına neden oldu. İşçilik alacaklarının hangilerinin belirli, hangilerinin belirsiz olduğu; kıdem ve ihbar tazminatı, fazla çalışma, hafta tatili ve yıllık izin gibi taleplerin hangi dava türüyle ileri sürülmesi gerektiği uygulamada sürekli tartışıldı. 7589 sayılı Kanunla kanun koyucu bu ikili yapıyı önemli ölçüde değiştirdi ve HMK m.107'yi tamamen yürürlükten kaldırdı. 31 Temmuz 2026 itibarıyla yürürlükte bulunan güncel HMK metninde belirsiz alacak davasına ilişkin 107. madde mülgadır. Bunun karşılığında kısmi dava kurumuna oldukça güçlü bir talep artırma ve zamanaşımı koruması getirildi.
YENİ HMK 109/4 NE GETİRİYOR?
7589 sayılı Kanunun 20. maddesiyle HMK m.109'a eklenen dördüncü fıkraya göre, alacağın yalnızca bir kısmının dava edildiği hâllerde davacı, talebini aynı dava içerisinde bir defaya mahsus olmak üzere ve iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın, tahkikat sona erinceye kadar artırabilecektir. Düzenlemenin daha da önemli kısmı ise zamanaşımına ilişkindir. Kanun açık biçimde, artırılan miktar bakımından da zamanaşımının davanın açıldığı tarihten itibaren kesilmiş sayılacağını hükme bağlamıştır. Örneğin 500.000 TL olduğu sonradan bilirkişi raporuyla belirlenen bir alacak için davacı başlangıçta 50.000 TL üzerinden kısmi dava açmışsa, yeni sistemde şartları mevcut olmak kaydıyla bilirkişi raporu sonrasında talebini kalan miktar yönünden artırabilecektir. Zamanaşımı bakımından da sonradan artırılan bölümün dava tarihinden itibaren korunması söz konusu olacaktır.
Bu değişiklik, eski kısmi dava sisteminin en önemli risklerinden birini önemli ölçüde ortadan kaldırmaktadır. Eski uygulamada kısmi davada yalnızca dava edilen bölüm bakımından dava tarihi itibarıyla zamanaşımının kesilmesi, sonradan ıslah edilen bölüm bakımından ise zamanaşımının ıslah tarihine göre değerlendirilmesi ihtimali ciddi hak kayıplarına neden olabiliyordu. Bu nedenle davacı vekilleri, özellikle zamanaşımı süresinin dolmasına yakın açılan iş ve tazminat davalarında dava türünün belirlenmesinde son derece dikkatli davranmak zorundaydı. Yeni düzenleme ise açık bir kanun hükmüyle bu tartışmanın önemli bölümünü sona erdirmeyi amaçlamaktadır.
YENİ TALEP ARTIRIMI “ISLAH” MIDIR?

Yeni düzenlemenin en dikkatle ele alınması gereken taraflarından biri budur. HMK m.109/4 kapsamında yapılan talep artırımı, klasik anlamda HMK m.176 ve devamında düzenlenen ıslah kurumu ile birebir aynı değildir. HMK m.176 uyarınca taraflar yaptıkları usul işlemlerini tamamen veya kısmen ıslah edebilirler ve aynı davada ıslah yoluna yalnızca bir kez başvurulabilir. HMK m.177 uyarınca da ıslah kural olarak tahkikat sona erinceye kadar yapılabilir. Bu hükümler yürürlükte kalmaya devam etmektedir.
Buna karşılık yeni HMK m.109/4, doğrudan doğruya kısmi dava bakımından özel bir talep artırma mekanizması öngörmektedir. Kanun burada “ıslah” kavramını kullanmamış, alacağın sadece bir kısmının dava edildiği durumlarda talep konusunun bir defaya mahsus olmak üzere artırılabileceğini açıkça düzenlemiştir. Dolayısıyla uygulamada talep artırımı ile ıslahın birbirinden ayrılması büyük önem taşıyacaktır. Davacı yalnızca başlangıçta kısmi olarak talep ettiği aynı alacağın miktarını artırıyorsa HMK m.109/4'teki özel düzenleme gündeme gelecektir. Buna karşılık dava sebebinin değiştirilmesi, başka bir usul işleminin düzeltilmesi veya ıslahın klasik fonksiyonuna giren bir değişikliğin yapılması gerekiyorsa HMK m.176 ve devamındaki hükümler ayrıca değerlendirilecektir. Bu ayrımın ilerleyen dönemde Yargıtay ve bölge adliye mahkemesi kararlarıyla daha belirgin hâle gelmesi beklenmelidir.
İŞÇİLİK ALACAKLARI AÇISINDAN DEĞİŞİKLİĞİN ÖNEMİ
Yeni sistemin en yoğun uygulanacağı alanların başında iş hukukunun geleceği söylenebilir. Fazla çalışma ücreti, hafta tatili, ulusal bayram ve genel tatil ücretleri gibi alacaklarda gerçek miktarın tespiti çoğu zaman tanık anlatımları, ücret araştırmaları, SGK kayıtları ve bilirkişi hesaplamalarına bağlıdır. İşçinin çalışma süresinin ne kadarının ispatlandığı veya hangi dönem için hangi ücretin esas alınacağı ancak tahkikat aşamasından sonra netleşebilmektedir. Benzer şekilde kıdem ve ihbar tazminatında giydirilmiş ücretin kapsamı, hizmet süresi veya ücret miktarı taraflar arasında çekişmeli olabilir. Önceki dönemde bu uyuşmazlıkların belirsiz alacak davası mı yoksa kısmi dava mı olarak açılması gerektiğine ilişkin tartışmalar, zaman zaman davanın esasından çok dava türünün tartışıldığı bir usul sürecine dönüşebilmekteydi. Belirsiz alacak davasının kaldırılması ve kısmi davada talep artırımına ilişkin yeni sistem, bu tartışmayı önemli ölçüde azaltma potansiyeline sahiptir. Bundan sonraki uygulamada işçi vekili, bölünebilir nitelikteki bir alacağın bir kısmını dava ettikten sonra yargılama sırasında ortaya çıkan hesap doğrultusunda talebini HMK m.109/4 çerçevesinde artırabilecek ve artırılan miktar bakımından da zamanaşımının dava tarihinde kesilmiş sayılmasının sağladığı korumadan yararlanabilecektir. Bununla birlikte HMK m.109'un diğer şartlarının da gözden kaçırılmaması gerekir.
TAZMİNAT DAVALARINDA DA ÖNEMLİ SONUÇ DOĞURACAK
Düzenleme yalnızca iş hukukunu ilgilendirmemektedir. Özellikle trafik kazaları, iş kazaları, haksız fiiller, mesleki sorumluluk ve destekten yoksun kalma tazminatı davalarında tazminat miktarı çoğu zaman dava açıldığı tarihte kesin biçimde hesaplanamamaktadır. Maluliyet oranının sağlık kurulu veya Adli Tıp incelemesi sonucunda belirlenmesi, kusur oranının bilirkişi tarafından tespit edilmesi, aktüerya hesabının yapılması ve destek sürelerinin ortaya çıkarılması gerekebilir. Örneğin trafik kazasında bedensel zarara uğrayan kişinin maluliyet oranı dava açılırken kesin değilse davacı gerçek tazminat miktarını doğal olarak bilemeyebilir. Benzer şekilde iş kazasında işverenin ve üçüncü kişilerin kusur oranları ile işçinin sürekli iş göremezlik oranı ancak yargılama sırasında ortaya çıkabilir.
Yeni sistemde başlangıçta kısmi olarak açılan alacak davasında bilirkişi ve sağlık raporlarından sonra miktarın artırılabilmesi ve artırılan kısmın da zamanaşımı yönünden dava tarihine bağlanması, özellikle bu tür dosyalarda önemli bir güvence oluşturmaktadır.
ZAMANAŞIMI BAKIMINDAN EN KRİTİK DEĞİŞİKLİK
Düzenlemenin uygulamadaki belki de en güçlü sonucu zamanaşımıdır. HMK m.109/4 açıkça, sonradan artırılan kısım bakımından zamanaşımının da dava tarihinden itibaren kesilmiş sayılacağını düzenlemektedir. Bu nedenle örneğin zamanaşımının sona ermesine birkaç gün kala 10.000 TL üzerinden açılan kısmi bir alacak davasında, yargılama sonucunda alacağın 250.000 TL olduğunun belirlenmesi hâlinde, sonradan artırılan miktar bakımından sırf talep artırımının daha sonraki bir tarihte gerçekleştirilmiş olması nedeniyle zamanaşımı sorunu doğmasının önüne geçilmesi amaçlanmaktadır. Bu yönüyle düzenleme hak arama özgürlüğü ve maddi hakkın korunması bakımından ciddi önem taşımaktadır. Çünkü davacının henüz mahkemenin yapacağı bilirkişi incelemesinin sonucunu bilmediği bir dönemde gerçek alacağının tamamını kuruşu kuruşuna hesaplamasının beklenmesi, özellikle karmaşık zarar ve işçilik alacağı hesaplarında hakkaniyetli sonuçlar doğurmayabiliyordu.
“BİR DEFAYA MAHSUS” SINIRLAMASINA DİKKAT
Ancak yeni sistem davacıya sınırsız bir talep artırma yetkisi vermemektedir. Kanun, talebin aynı dava içerisinde bir defaya mahsus olmak üzere artırılabileceğini açıkça belirtmektedir. Bu nedenle uygulamada en önemli stratejik konulardan biri, talep artırma dilekçesinin hangi aşamada verileceği olacaktır. Örneğin ilk bilirkişi raporu alınır alınmaz talep artırımı yapılması, daha sonra rapora itiraz sonucu ek raporda alacağın daha yüksek çıkması hâlinde sorun yaratabilir. Kanunun açık lafzı karşısında HMK m.109/4 kapsamındaki özel talep artırma hakkının ikinci kez kullanılması mümkün görünmemektedir. Bu nedenle özellikle bilirkişi hesabına dayalı davalarda vekillerin raporun kesinleşme durumunu, itirazlarını, ek rapor ihtimalini ve tahkikatın hangi aşamada bulunduğunu birlikte değerlendirmeleri gerekecektir.
Diğer taraftan kanun, bu hakkın tahkikatın sona ermesine kadar kullanılabileceğini düzenlemiştir. Dolayısıyla tahkikatın sona erdiği açıklandıktan sonra HMK m.109/4'e dayanılarak talep artırılması kural olarak mümkün olmayacaktır. Bu iki sınır birlikte değerlendirildiğinde, yeni düzenlemenin davacı açısından ciddi bir imkân sağladığı ancak doğru zamanda kullanılmadığında hak kaybı riski de taşıdığı görülmektedir.

Kaynaklar: elazigfirat.com
Haber metni ve görseller elazigfirat.com sitesine aittir; tam içerik kaynak sitede yayınlanır.
Haber Künyesi
Kategori: Siyaset
Yayın: 16 Eylül 2026 21:26 · Kaynak: elazigfirat.com
Kaynağı Oku ↗
Paylaş: X WhatsApp