Büyük Ekim Devrimi’nden barış ve demokratik topluma: komünal yaşamın inşası
- 1917 Büyük Ekim Devrimi, işçilerin, köylülerin ve ezilen halkların sömürüye, savaşa ve eşitsizliğe karşı dünyayı değiştirme iradesinin tarihsel simgesidir
1917 Büyük Ekim Devrimi, işçilerin, köylülerin ve ezilen halkların sömürüye, savaşa ve eşitsizliğe karşı dünyayı değiştirme iradesinin tarihsel simgesidir. Ekim Devrimi, yalnızca iktidarın el değiştirmesi değil, insanların kendi yaşamlarını ve geleceklerini birlikte kurabilecekleri bir toplum arayışıydı.
Bugün bu tarihsel mirası yaşatmak, geçmişi tekrarlamakla değil; devrimin kazanımlarını ve hatalarını birlikte değerlendirerek barışı, demokrasiyi, halkların eşitliğini ve komünal yaşamı yeniden düşünmekle mümkündür.
Ekim Devrimi’nin mirası: Eşitlik, özgürlük ve öz yönetim;
Ekim Devrimi, emperyalist savaşın yıkımına, yoksulluğa ve sınıfsal ayrıcalıklara karşı yükseldi. İşçi sınıfının kurtuluşunu insanlığın kurtuluşuyla birleştiren bu tarihsel deneyim, dünya çapında sosyalist ve özgürlükçü mücadelelere ilham verdi.
Ancak tarih, iktidarın el değiştirmesinin tek başına özgür ve eşit bir toplum yaratmaya yetmediğini de gösterdi. Sovyetlerin ve toplumsal katılımın zamanla daralması, bürokrasinin güçlenmesi, demokratik denetimin zayıflaması önemli dersler bıraktı.
Sosyalizm, yalnızca ekonomik mülkiyetin değişmesi değil; insanların karar süreçlerine katıldığı, özgürlüklerin güvence altında olduğu, iktidarın toplum tarafından denetlendiği bir yaşam düzeni olmalıdır.
Ekim Devrimi’nin mirasına sahip çıkmak, geçmişin bütün uygulamalarını savunmak değil; eşitlik ve özgürlük hedefini demokratik katılım, çoğulculuk ve toplumsal öz yönetimle buluşturmaktır.
Barış ve Demokratik Toplum: Türkiye’nin tarihsel sorumluluğu;
Bugün savaşlar, milliyetçilik, otoriter yönetimler ve derinleşen ekonomik eşitsizlikler halkların geleceğini tehdit ediyor. Türkiye de Kürt sorununun çözümsüzlüğü, demokratik hakların sınırlandırılması, emek sömürüsü ve toplumsal kutuplaşma gibi temel sorunlarla karşı karşıya.
Bu sorunların aşılması, güvenlikçi politikaların ötesine geçerek demokratik ve toplumsal bir dönüşümü zorunlu kılıyor.
Barış, yalnızca silahların susması değildir. Kalıcı barış; Kürt halkının kimliğinin, dilinin ve demokratik haklarının tanınmasını, bütün halkların ve inançların eşit yurttaşlığını, düşünce ve örgütlenme özgürlüğünü, hukukun üstünlüğünü ve demokratik siyasetin önündeki engellerin kaldırılmasını gerektirir.
Barış ve Demokratik Toplum süreci, sözlerle değil, somut demokratik ve hukuki adımlarla ilerlemelidir. Bunun için:
– Kürt sorununun demokratik ve barışçıl çözümü için açık, şeffaf ve toplumsal katılıma dayalı bir siyasal süreç yürütülmelidir.
– Anayasal ve yasal düzenlemelerle anadil, kültür, kimlik ve eşit yurttaşlık hakları güvence altına alınmalıdır.
– Düşünce ve ifade özgürlüğü, örgütlenme ve gösteri hakkı üzerindeki kısıtlamalar kaldırılmalı; seçilmiş yerel yöneticilerin halk iradesine dayanan yetkileri korunmalıdır.
– Siyasi nedenlerle özgürlüğünden yoksun bırakılanların durumları hukuk ve insan hakları ilkeleri çerçevesinde ele alınmalı; adil yargılanma ve etkili başvuru hakları güvence altına alınmalıdır.
– Kadınların, gençlerin, emekçilerin, sivil toplumun ve yerel toplulukların barış sürecine etkin katılımı sağlanmalıdır.
Türkiye’nin demokratikleşmesi, Kürt sorununun çözümünden ayrı düşünülemez. Kürtlerin eşit ve özgür yurttaşlar olarak yer almadığı, farklı kimliklerin ve inançların baskı altında tutulduğu bir düzende gerçek demokrasi kurulamaz.
Aynı şekilde barışın toplumsallaşması, Türklerin, Kürtlerin, Alevilerin ve bütün toplumsal kesimlerin ortak demokratik mücadele yürütmesini gerektirir.
Barış, bir kesimin diğerine kabul ettirdiği bir sonuç değil; eşitlik, karşılıklı güven ve ortak iradeyle kurulan yeni bir toplumsal sözleşme olmalıdır.
Komünal yaşam: Halkın kendi geleceğini örgütlemesi;
Demokratik toplumun inşası, halkın yalnızca seçimlerde oy kullanan değil, yaşadığı çevrenin ve ülkenin geleceği hakkında karar veren etkin bir özne hâline gelmesidir. Komünal yaşam, ortak sorunların dayanışma, eşitlik ve doğrudan katılım yoluyla çözülmesini esas alır.
Mahalle ve köy meclisleri, işyeri örgütlenmeleri, kooperatifler, kadın dayanışma ağları ve ekoloji toplulukları bu anlayışın somut araçları olabilir. Bu yapılar göstermelik olmamalı; karar alma, kaynakları kullanma ve yönetenleri denetleme olanaklarına sahip olmalıdır.
Türkiye’de komünal yaşamın inşası için yerel yönetim bütçeleri halkın katılımıyla hazırlanmalı; mahallelerin barınma, ulaşım, su, eğitim ve sağlık ihtiyaçları ortaklaşa belirlenmelidir. İşçilerin işyerlerinde söz hakkı güçlendirilmeli, üretici ve tüketici kooperatifleri desteklenmeli, kamusal kaynakların kullanımı şeffaflaştırılmalıdır.
Yerel yönetimler halkın denetimine açılmalı; kamu hizmetleri kişisel çıkara, rant ilişkilerine ve siyasi ayrıcalıklara teslim edilmemelidir.
Kadınların eşit temsili ve karar gücü, gençlerin katılımı ve engelli bireylerin yaşamın bütün alanlarına erişimi güvence altına alınmadan demokratik toplum kurulamaz. Ev içi emek görünür kılınmalı, kadına yönelik şiddetle mücadele edilmeli, bakım hizmetleri toplumsal sorumluluk olarak ele alınmalıdır.
Komünal yaşamın bir diğer temel boyutu ekolojik adalettir. Ormanların, derelerin, tarım alanlarının ve kentlerin rant uğruna tahrip edilmesine karşı halkın karar süreçlerine katılması sağlanmalıdır. Üretim ve tüketim, sınırsız kâr anlayışına göre değil, toplumsal ihtiyaçlar ve doğanın sınırları gözetilerek yeniden düzenlenmelidir.
Komünal yaşam, bireyin özgürlüğünü yok sayan kolektivizm değildir. Farklılıkları koruyan, bireysel hakları güvence altına alan ve ortak yaşamın sorumluluğunu paylaşan demokratik bir örgütlenme anlayışıdır.
Sosyalizm ve demokrasi: Geleceği birlikte kurmak;
Ekim Devrimi’nin tarihsel deneyimi, ekonomik eşitliğin siyasal özgürlükle birlikte kurulması gerektiğini ortaya koyuyor. Toplumsal kaynakların adil paylaşımı kadar, bu kaynaklar üzerinde kimin karar verdiği de önemlidir.
Karar gücü bürokraside toplandığında halkın öz yönetimi zayıflar; demokrasi olmadan eşitlik kalıcılaşamaz.
Bugünün sosyalist anlayışı, sınıf sömürüsüne karşı mücadeleyi halkların eşitliği, kadın özgürlüğü, ekolojik adalet ve demokratik öz yönetimle birleştirmelidir. Bu mücadele tek bir partiye, lidere veya devlet aygıtına havale edilemez.
Örgütlü toplumun gücü; özgür tartışmada, çoğulculukta, demokratik denetimde ve halkın kendi örgütlerini kurabilmesinde yatar.
Türkiye’de barışın ve demokratik toplumun inşası da emekçilerin ekonomik haklarını, halkların kimlik ve özgürlük taleplerini, kadınların eşitlik mücadelesini ve ekolojik yaşam savunusunu ortak bir demokratik zeminde buluşturmalıdır. Ekmek, barış, özgürlük ve adalet birbirinden koparılamaz.
Sonuç: Barışı toplumsallaştırmak, komünal yaşamı büyütmek;
1917 Büyük Ekim Devrimi, ezilenlerin tarihi değiştirebileceğini gösterdi. Bugün bu mirası ileriye taşımak, geçmişin kalıplarına bağlı kalmakla değil; eşitliği özgürlükle, sosyalizmi demokrasiyle, barışı halkların kendi iradesiyle buluşturmakla mümkündür.
Türkiye açısından temel görev, Kürt sorununun demokratik çözümünü sağlamak, bütün halkların ve inançların eşitliğini güvence altına almak, demokratik siyasetin önünü açmak ve toplumsal karar gücünü büyütmektir. Bu dönüşüm, yalnızca hukuki düzenlemelerle sınırlı kalmamalı; işyerlerinden mahallelere, köylerden kentlere kadar yaşamın bütün alanlarında örgütlü katılımla güçlenmelidir.
Büyük Ekim’in eşitlik arayışı, Barış ve Demokratik Toplum hedefiyle; demokratik toplum hedefi de komünal yaşamın somut inşasıyla buluşmalıdır. Savaşın yerine barışı, sömürünün yerine emeğin hakkını, tekçiliğin yerine halkların eşitliğini, rantın yerine ekolojik yaşamı ve yönetilen toplumun yerine kendi geleceğini belirleyen örgütlü toplumu koymalıyız.
Çünkü kalıcı barışın güvencesi demokratik toplum, demokratik toplumun gücü örgütlü halk iradesi, ortak geleceğimizin yolu ise eşitlik, özgürlük ve dayanışmadır.
Günde en fazla 3 kritik gelişme. Bildirim kirliliği yok, anında bilgi.

Kategori: Siyaset · Bölge: Diyarbakır/Bismil
Yayın: 28 Ekim 2026 08:46 · Kaynak: politikahaber.com