“Denk bütçe” mi, “yamalı bohça” mı?
- Bugün sizi önce 89 yıl öncesine götüreceğim
- 1937 yılının son günlerinde Ulus Gazetesi’nin birinci sayfasında bir haber
Bugün sizi önce 89 yıl öncesine götüreceğim.
1937 yılının son günlerinde Ulus Gazetesi’nin birinci sayfasında bir haber.
Haber, bir sonraki yılın bütçe rakamını veriyor.
YENİ BÜTÇE: 229 MİLYON 676 BİN LİRA
Tabii asıl haber manşetin hemen altında.
BU SENE BÜTÇEDE 17 MİLYON LİRALIK FAZLALIK VAR
Dönemin “Maliye Vekili”nin beyanatı böyle.
Haberde can alıcı şu bilgiler var:
“Ne vergiler artırılacak, ne de yeni vergi konacak. Bütçe fazlasının 2.3 milyonu eğitime, 1.5 milyonu sağlığa, 900 bini ormanların ıslahına, 8 milyonu da sanayileşmeye ayrılacak.”
Ulus Gazetesi’nin 89 yıl önceki bu haberi, son derece ibretlik, adeta ders niteliğinde.
Yıl 1937, Mustafa Kemal Atatürk’ün yönettiği Türkiye’de devlet bütçesi 17 milyon lira “fazla” veriyor ve bu fazla paranın nerelere harcanacağı kalem kalem açıklanıyor…
Yıl 2026, Recep Tayyip Erdoğan’ın yönettiği Türkiye’de, devlet bütçesi 2024’te 2 trilyon 652 milyar lira, 2025’te 1 trilyon 799 milyar lira açık verdi, 2026 bütçe açığının ise 2.7 trilyon olması bekleniyor.
Hem denk bütçe yap, hem de Osmanlı’nın iç ve dış borçlarını öde
Yıl, 1937…
Türkiye Cumhuriyeti Devleti kurulalı daha 14 yıl olmuş, bütçe yönetimindeki şu başarıya bakar mısınız?
Bütçe, 17 milyon Lira fazla veriyor.
Peki, ne kadar dış borç almışıyız?
Ne dış borcu?
Türkiye o yıllarda bırakın dış borç almayı, Osmanlı döneminden kalma dış borçları ödüyor.
Osmanlı dış borçlarının yüzde 42.6’sı Atatürk döneminde ödendi.
Osmanlı dış borçlarının kalan bölümü ise İsmet İnönü döneminde ödendi, bu dış borçların eşdeğer alım gücü ise 225 milyar dolara denk.
Ve Osmanlı’nın bütün borçları 1954 yılında ödenen son taksitle kapanmış oldu.
Yine Atatürk döneminde 10.527.217 Lira tutarındaki Osmanlı iç borçları da ödendi.
Osmanlı’yı dilinden düşürmeyenler, her fırsatta Osmanlı Osmanlı diye atıp tutanlar, Osmanlı’dan Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne kalan bu borçları hiç dillendirmezler.
Sonuç olarak neymiş?
1937 yılında, Cumhuriyet henüz 14 yıllıkken, devletin bütçesi “fazla” verebiliyormuş.
Üstelik devlet, bir taraftan Osmanlı’dan kalan dış borçları kuruşu kuruşuna öderken, hiç yeni dış borç almadan, “denk bütçe” yapabiliyormuş.
Peki, Atatürk döneminde hep “denk bütçe” yapılabildi mi?
Birkaç yıl hariç, yapıldı.
Cumhuriyet’in ilk üç yılında, bütçe açık verdi.
1926 yılından 1938 yılına kadar, 1931 ve 1933 yılları hariç devlet bütçesi hep fazla verdi.
İsmet İnönü döneminde de 1944 yılı hariç 1950 yılına kadar “bütçe geliri fazlası” oluştu.
Özetle, 1923’ten 1950 yılına kadar geçen 27 yılda, 6 yıl “bütçe açığı”, 21 yıl ise “bütçe fazlası” yaşandı.
Atatürk’ün “denk bütçe” talimatı
Mustafa Kemal Atatürk’ün “denk bütçe” yapılması konusundaki talimatı kesindir:
Bugünkü savaşmalarımızın gayesi tam bağımsızlıktır. Bağımsızlığın bütünü ise ancak mali bağımsızlıkla mümkündür. Mali bağımsızlığın korunması için ilk şart bütçenin ekonomik bünye ile orantılı ve DENK olmasıdır.
Milli paranın kudretini beynelmilel buhrana karşı masun bulundurmak (korumak), başlıca gayemizdir.
Açık bir bütçenin sayısız sakıncalarını iyi bilen TBMM’nin DENK BÜTÇE yönünde kesin karar sahibi bulunması devletin mali ve hatta genel politikası için büyük güvencedir.
“Denk bütçe” konusunda İsmet İnönü de çok hassastır.
İnönü’nün bu hassasiyeti “Bütçe açığı, bir milleti, rutubetin bir binayı çökertmesi gibi yok eder” sözüyle tarihe geçmiştir.
Ya bugün?
Önce “açıklardan” söz edeyim.
2018 bütçe açığı, 72.8 milyar lira.
2019 bütçe açığı, 123.7 milyar lira.
2020 bütçe açığı, 172.7 milyar lira.
2021 bütçe açığı, 192.2 milyar lira.
2022 bütçe açığı, 278 milyar Lira.
2023 bütçe açığı, 1 trilyon 760 milyar lira.
2024 bütçe açığı, 2 trilyon 652 milyar lira.
2025 bütçe açığı, 1 trilyon 799 milyar lira.
Bugünkü döviz kuru ne kadar?
Durum böyle.
89 yıl önce, 89 yıl sonra
Gördüğünüz gibi, devlet yönetimi anlayışı böylesine farklı.
Bir tarafta ayağını yorganına göre uzatan, sürekli iki yakasını bir arada tutabilen, “borç alan, emir alır” kuralını aklından çıkarmayan, çalışan ve üreten bir devlet anlayışı…
Diğer tarafta ülkeyi “üretim ekonomisi” yerine “borç ekonomisi” ile yöneten, kurda kuşa herkese borcu olan, bu nedenle de emperyalist ülkelerce kıskaçta tutulan bir devlet anlayışı.
Düne göre bugün, durumumuz tam böyle!
“Kul” idik, “vatandaş” olduk…
“Ümmet” idik, “millet” olduk…
Ama birileri hâlâ Osmanlı kafasını bırakmadı, saltanat ve hilafet özlemi içinde.
“Denk bütçe” yapmadan Türkiye’nin iki yakası bir araya gelmez.
“Denk bütçe” yapmadan hiçbir sorunumuzu çözemeyiz.
Atatürk döneminde; 1929 dünya ekonomik bunalımı yaşanırken, Osmanlı borçları ödenirken, yabancı işlemeler millileştirilirken, yerli sanayi hamlesi başlatılmışken, o güç şatlarda, birkaç yıl hariç devlet bütçemiz fazla hep vermiş.
Ne dış borç alınmış, ne de enflasyon yaşanmış.
Türkiye, “denk bütçe” ile yönetilmiş.
1950’den sonra ise emperyalizmin etkisiyle ipler iyice kopmuş.
Gelsin dış borç, gelsin yabancı mallar, diz boyu savurganlık!
Türkiye, uzun yıllardır iyi yönetilmiyor.
Denk bütçe yapamadığı için de iki yakası bir araya gelmiyor.
Battıkça batıyor…
Ve işin en acı tarafı, bu yolun sonunun uçurum olduğunu ya bilmiyor, ya da bildiğimiz halde umursamıyoruz.
Günde en fazla 3 kritik gelişme. Bildirim kirliliği yok, anında bilgi.
Kategori: Ekonomi · Bölge: Kocaeli
Yayın: 04 Kasım 2026 15:03 · Kaynak: Kocaeli Gazetesi, kocaeligazetesi.com.tr