Habermetrik
← Ana Sayfa
04 Kasım 2026 19:11
✍ Editör: Habermetrik · Editör Politikası

Trump’ın yenilgisinin arka planı: Netanyahu ve Erdoğan’ı zor günler bekliyor

Trump’ın yenilgisinin arka planı: Netanyahu ve Erdoğan’ı zor günler bekliyor
⏱️ 8 dk okuma 🛡️ %85 Doğruluk · 1 Kaynak
WhatsApp Paylaş
⚡ 30 Saniyede Özet Habermetrik Yapay Zeka Özeti
  • Donald Trump kariyerinin en ağır siyasi yenilgisini aldı: Dün yapılan ABD ara seçimlerinde Demokrat Parti, hem Temsilciler Meclisi’nde hem de Senato’da çoğunluğu Cumhuriyetçilerin elinden aldı
Hukuki not: Hassas içerik: doğrulama düzeyi editör onayından geçmiştir; detaylar adli/kurumsal açıklamalara bağlıdır.

Donald Trump kariyerinin en ağır siyasi yenilgisini aldı: Dün yapılan ABD ara seçimlerinde Demokrat Parti, hem Temsilciler Meclisi’nde hem de Senato’da çoğunluğu Cumhuriyetçilerin elinden aldı. Cumhuriyetçiler, Trump’ın kişisel ağırlığını koyduğu, seçim kampanyasını büyük ölçüde kendi başkanlığının bir referandumuna dönüştürdüğü seçimlerde ağır bir darbe yedi.

Amerikalı seçmenler Trump’ın ikinci başkanlık döneminin ilk iki yılına, özellikle ekonomik politikalarına, İran savaşına ve yönetim anlayışına güçlü bir tepki gösterdi. Bu yenilginin Washington’daki siyasi dengeler kadar Ortadoğu’daki savaş üzerinde de önemli sonuçları olacak.

Pek çok kimsenin beklemediği çok çarpıcı bir seçim sonucuyla karşı karşıyayız. Kongre’nin iki kanadını birden açık farkla ele geçiren Demokratlar Cumhuriyetçilerin geleneksel kaleleri sayılan eyaletlerde tarihi zaferler kazandı.

Teksas, Kansas ve Güney Carolina gibi Donald Trump’ın 2024 seçimlerinde açık farkla kazandığı eyaletlerde Senato seçimlerini Demokrat adaylar kazandı. Trump’ın 2024’te yaklaşık 18 puan farkla kazandığı Güney Carolina’da ve Cumhuriyetçilerin “sağlam” bir kalesi addedilen Teksas’ta Demokratların 1988’den bu yana ilk kez kazanması “deprem” etkisi yapan gelişmeler.

Trump’ın seçmen nezdindeki popülaritesi iyice düşmüş durumda. Anketlere göre Demokratlara oy verenlerin önemli bir bölümü Trump’a karşı çıkmak için sandığa gitti. Hayat pahalılığı Cumhuriyetçilerin en büyük zaaflarından biri haline geldi.

Trump, başkanlık kampanyasında enflasyonu düşürme ve Amerikalıların satın alma gücünü yükseltme sözü vermişti. Ancak bu gerçekleşmedi. Seçmenlerin yaklaşık üçte ikisi Trump’ın politikalarının ekonomiyi iyileştirmek yerine kötüleştirdiği kanaatinde.

Seçimlerin en önemli uluslararası sonuçlarından biri İran savaşıyla ilgili olacak. Çünkü Trump’ın karşı karşıya kaldığı siyasi yenilginin en önemli nedeni, İran’la yürütülen savaşın Amerikan ekonomisine ve seçmenin cebine çıkardığı maliyet.

Trump savaşı sürdürdükçe siyasi maliyeti artıyor. Fakat savaştan istediği sonucu alamadan çekilmesi de başkanlık otoritesi ve siyasi itibarı açısından ciddi bir sorun yaratıyor. Üstelik Demokratların Kongre’nin iki kanadını da ele geçirmesi, Trump’ın önündeki hareket alanını önemli ölçüde daraltacak.

Yeni Kongre Ocak ayında göreve başladığında Trump yönetimi bütçe, askeri harcamalar ve savaşın yürütülmesi konusunda çok daha sert bir denetimle karşılaşacak.

Bununla birlikte, seçim sonuçlarının otomatik olarak savaşı sona erdireceğini söylemek maalesef pek mümkün değil. Demokratların Kongre’de çoğunluğu elde etmesi, Trump’ın istediği zaman askeri operasyon başlatmasını tek başına engellemez.

Ayrıca başkanın veto yetkisini aşmak için her iki kanatta üçte iki çoğunluk gerekiyor. Dolayısıyla önümüzdeki dönemde birkaç senaryonun gündeme gelmesi beklenebilir.

En önemli senaryolardan biri, Washington ve Tahran’ın yeniden müzakere masasına oturarak savaşı sona erdirecek bir anlaşmaya yönelmesi. Trump Amerikan kamuoyuna İran’ın geri adım attığını ve kendisinin savaşı kazandığını anlatabileceği bir siyasi formül bulmaya çalışacaktır.

İran açısından da seçim sonuçları müzakere sürecini kolaylaştırabilir. Hürmüz Boğazını kapatarak kendilerine karşı savaş başlatan Trump’ın seçimde ağır bir yenilgi almasını sağladılar. Bundan sonra ABD başkanları İran’la yeni bir savaş başlatmaya cesaret edemeyecektir.

Bu, İran’ın hedeflediği “caydırıcılığa” ulaştığı anlamına geliyor. Tahran, Trump’ın siyasi açıdan zorlandığı bir dönemde masaya daha güçlü oturacak ve halkına savaşın sona ermesini kendi zaferi olarak sunabilecek. İran rejimi, Hürmüz Boğazı üzerinden yarattığı ekonomik baskı ile Amerikan siyasetini etkilediğini ve Trump’ın savaş politikasını sürdüremez hale getirdiğini söyleyecektir.

Fakat Trump’ın seçim yenilgisinin ardından daha da öfkelenerek askeri tırmanmayı tercih etmesi bir başka ihtimal. Bu senaryoya göre Trump, önümüzdeki haftalarda İran’a karşı daha kapsamlı bir saldırı düzenleyebilir. Amacı Tahran’ı ağır bir askeri baskı altına alarak müzakerelerde taviz vermeye zorlamak ve ardından savaşı kendi koşullarında sona erdirdiğini ilan etmek olacaktır.

Trump, Demokratlar Ocak ayında Kongre’nin kontrolünü devralmadan önce böyle bir askeri operasyonu gerçekleştirebilir. Aynı şekilde Netanyahu da önümüzdeki birkaç haftayı yeni bir askeri operasyon için son fırsat olarak görerek Trump’a bu yönde baskılarını artırabilir.

Bir başka senaryo ise savaşın ne sona ermesi ne de kapsamlı bir askeri zaferle sonuçlanması. Bunun yerine mevcut durumun, yani karşılıklı saldırıların, deniz ablukasının ve enerji sevkiyatındaki aksamaların sürmesi. Bu durumda petrol fiyatları düşmeyecek demektir, bu ise yalnızca ABD’de değil dünya ekonomisinin tamamında ağır sonuçlar doğurur.

Mevcut durumun devam etmesi, tarafların herhangi birinin kesin bir zafer elde edemediği, fakat dünya ekonomisinin giderek daha ağır bir bedel ödediği bir çıkmaza dönüşür.

Amerikalı gazeteci Tucker Carlson hafta başında attığı uzun bir twitte Trump yönetiminin İran’a yönelik taktik bir nükleer saldırı yapmayı planladığını iddia etmişti. Seçim sonuçları böyle bir saldırıyı rafa kaldırmış gözüküyor.

Ancak bütün muhtemel senaryoların ortak noktası şu: Trump’ın İran savaşını istediği koşullarda, istediği süre boyunca sürdürmesi artık çok daha zor.

Seçimlerin ikinci büyük kaybedeni Netanyahu. Aslında Netanyahu açısından tehlike yalnızca Demokratların Kongre’de çoğunluğu kazanması değil. İsrail’in Amerikan siyasetinde iki partiden de birden artık destek görme lüksünü kaybediyor, Demokrat Parti içerisinde İsrail’e koşulsuz destek veren geleneksel çizgi zayıflıyor.

Oysa Amerikan Yahudilerinin yüzde 60-70’i seçimlerde genellikle Demokratlara oy veriyor. Netanyahu hem İsrail’de hem de Amerikan Yahudileri nezdinde bu neticenin sorumlusu olarak görülüyor. Özellikle Gazze’deki katliamlar ve İran’la savaş, Demokrat seçmenler arasında İsrail’e yönelik ciddi bir tepki oluşturdu.

Parti içinde İsrail’e askeri yardımların tamamen kesilmesini isteyenler olduğu gibi, bu yardımların insan hakları ve uluslararası hukuk koşullarına bağlanmasını savunan geniş bir kesim bulunuyor.

Bu nedenle Demokratların Kongre’deki zaferi, İsrail’e yönelik Amerikan politikasında önemli değişikliklerin önünü açabilir. İsrail’e silah satışları ve askeri yardımlar daha sıkı denetime tabi tutulacaktır. İsrailli yetkililere yönelik yaptırım önerileri de Kongre’de daha fazla destek bulacaktır.

Nitekim Trump seçmenin kendisini Netanyahu’ya uyup İran’la savaş başlattığı için cezalandıracağına fark edince seçimden bir gün önce İsrail’e yapılan yıllık 4 milyar dolarlık askeri yardımın 2027’den itibaren sona erdirileceğini duyurdu. Fakat Amerikalıların deyişiyle bu “too little, too late”, yani “çok az, çok geç” bir girişimdi. (Bu deyim, İngilizcede kötü bir durumun daha da kötüye gitmesini engellemek için yeterince erken veya yeterince güçlü bir şekilde müdahalede bulunulmamasını ifade etmek için kullanılır.)

Kongre komitelerinde düzenlenecek oturumlar, yayımlanacak raporlar ve gündeme getirilecek yaptırım tasarıları Netanyahu iktidarda kalırsa İsrail’in Washington’daki itibarını iyice zedeleyecektir. Netanyahu Amerikan siyasetinde her iki parti açısından da bir yük haline geldi.

İsrail’le askeri işbirliği, ortak ekonomik programlar ve savunma sanayii projeleri üzerinde yeni kısıtlamalar gündeme gelebilir.

Burada çok önemli bir siyasi değişim yaşanıyor. Netanyahu Cumhuriyetçi Parti’nin kendisine verdiği güçlü desteğe dayanıyordu. Demokrat başkanlarla yaşadığı anlaşmazlıklara rağmen, Cumhuriyetçilerin İsrail’e desteği sayesinde Washington’da hareket alanı bulabiliyordu.

Şimdi Cumhuriyetçi seçmenlerin de savaşın ekonomik maliyetlerinden dolayı partisini cezalandırması, Trump’ı uzun ve pahalı bir çatışmaya sürüklediği için Netanyahu’ya yönelik tepkileri artırıyor. Özellikle Başkan Yardımcısı JD Vance’e yakın çevrelerde bu yönde bir siyasi hesaplaşma beklentisi var.

Nitekim Vance seçim sonrası paylaştığı ilk yazılı açıklamada seçmenin verdiği mesajı şöyle sıraladı: 1- Savaşı bitirin, 2- Enflasyon ve geçim meselesine odaklanın, 3- Amerika’yı öncelikli yapın ve 4-İsrail’le ilişkilerimizi değiştirin.

İsrail’deki son seçimlerde Netanyahu’nun koalisyonunun çoğunluğunu kaybetmiş olması da bu gelişmelerin önemini artırıyor. İsrail muhalefeti, seçim sonuçlarını Netanyahu’nun ülkenin en büyük müttefiki ABD’yle ilişkilere verdiği zararın kanıtı olarak hemen kullanmaya başladı.

İsrail’de hükümet kurma sürecinin belirsizliği sürerken, Washington’daki siyasi değişim Netanyahu’nun iktidarda kalmasını daha da zorlaştıracaktır.

ERDOĞAN’IN F-35 HAYALLERİ ARTIK SUYA DÜŞTÜ

ABD seçimlerinin bir diğer kaybedeni ise Erdoğan. AKP liderine, Trump’ın Beyaz Saray’a dönmesiyle birlikte Washington’daki sorunlarını kişisel ilişkiler üzerinden çözebilme fırsatı çıkmıştı. Bu sayede Halkbank davasını kapattırmayı başarmıştı.

Fakat onun dışında iki ülke arasında çözüm bekleyen diğer önemli konularda Trump, Erdoğan’ın sırtını sıvazlayıp bolca umut vermek dışında somut hiçbir adım atmamıştı.

Türkiye’nin F-35 programına yeniden dahil edilmesi, Erdoğan’ın Washington’dan elde etmek istediği en önemli kazanımlardan biri. Trump, daha önce Türkiye’ye F-35 satışının değerlendirilebileceği ve CAATSA yaptırımlarının kaldırılabileceği yönünde açıklamalar yapmıştı, ama Cumhuriyetçiler Kongre’nin iki kanadını da kontrol ettiği halde bu konuda bir girişimde bulunmadı.

Şimdi Demokratların çoğunluğu ele geçirmesiyle birlikte artık istese de böyle bir kararı Kongre’den çıkarması pek mümkün gözükmüyor.

Aynı şekilde KAAN savaş uçağında kullanılan Amerikan yapımı F110 motorlarının satışı da çıkmaza girecektir. Demokrat Kongre üyesi Dina Titus, Temmuz 2026’da Türkiye’ye motor satışını engellemeyi amaçlayan bir karar tasarısı sunmuştu.

Dokuz Demokrat temsilcinin desteklediği H.J.Res. 200 numaralı tasarı, KAAN için yaklaşık 80 F110 motorunun ve ilgili teknik hizmetlerin Türkiye’ye aktarılmasını engellemeyi amaçlıyordu. Bu girişim sonuç vermemişti, ancak şimdi Demokratların Kongre’de çoğunluğu elde etmiş olması, Türkiye’ye bundan sonraki motor ve teknoloji transferlerinin çok daha sıkı inceleneceğini gösteriyor.

Erdoğan açısından tablo pek iç açıcı değil. Trump’ın kişisel desteğine güvenerek F-35 ve KAAN motorları gibi konularda ilerleme sağlama ihtimali düştü. Türkiye’deki demokratik gerileme ve Erdoğan’ın otoriter yönetimi de Demokratların kontrolündeki Kongre’de daha fazla gündeme gelebilir.

Bu seçim yenilgisiyle Trump’ın Amerikan siyasetinde neredeyse her şeye hükmettiği dönem kapandı. Bunun etkileri yalnızca Washington’da hissedilmeyecek. Trump’ın siyasi gücüne bel bağlayan Netanyahu ve Erdoğan gibi liderler de önümüzdeki dönemde kendilerini çok daha zor bir uluslararası ortamda bulacaklar.

💬 Habere Tepkinizi Belirtin:
Habermetrik WhatsApp Kanalına Katılın

Günde en fazla 3 kritik gelişme. Bildirim kirliliği yok, anında bilgi.

Kanalı Takip Et →
Kaynaklar: kronos41.news
Haber metni ve görseller kronos41.news sitesine aittir; tam içerik kaynak sitede yayınlanır.
Haber Künyesi
Kategori: Siyaset
Yayın: 04 Kasım 2026 19:11 · Kaynak: kronos41.news
Kaynağı Oku ↗