Balçova Belediyesi’nde hedef gösterilen memurlardan açıklama: Yoksullukta eşitlik değil, insanca yaşam!
- Balçova’da bir sosyal medya hesabından yayımlanan “En düşük memur maaşı 115 bin TL: Daha fazlasını istiyorlar!” başlıklı gönderi hakkında tartışmalar büyüyor
Balçova’da bir sosyal medya hesabından memurlarla ilgili olarak “en düşük memur maaşı 115 bin TL” başlıklı gönderiye yönelik tepkiler devam ediyor. Bordro paylaşan Tüm Bel-Sen, “Hedefiniz emekçinin maaşı değil, yoksulluğu üreten politikalar olsun!” dedi.
Emekçilerin hedef gösterildiğini belirten Sendika, “Halkı emekçiyle karşı karşıya getirmeyin! Yoksullukta eşitlik değil, insanca yaşam istiyoruz!” açıklamalarında bulundu.
Balçova’da bir sosyal medya hesabından yayımlanan “En düşük memur maaşı 115 bin TL: Daha fazlasını istiyorlar!” başlıklı gönderi hakkında tartışmalar büyüyor. Bu paylaşıma tepki gösteren Tüm Bel-Sen İzmir 2 Nolu Şube, “Balçova Belediyesi’nde toplu iş sözleşmesi yedi aydır imzalanmazken, emekçilerin geriye dönük iki ayrı TİS alacağı bulunurken neden bunlar haberin merkezinde değildir de emekçinin maaşı hedefe konulmaktadır?” diye sordu.
Yoksulluk sınırına dikkat çeken Sendika, “Resmi rakamlara göre yoksulluk sınırının 130 bin TL olarak ifade edildiği bir ülkede, emekçinin ücretini hedef göstermek hangi adalet anlayışının ürünüdür?” derken, “Enflasyonu kamu emekçileri mi yarattı? Kiraları kamu emekçileri mi yükseltti?
Gıda, ulaşım, eğitim ve barınma maliyetlerini kamu emekçileri mi belirledi? Hayır! Halkın yoksulluğunun sorumlusu, kendi emeğinin karşılığını isteyen çalışanlar değildir” dedi.
“7 aydır imzalanmayan TİS neden haberin merkezinde değil?” Tüm Bel-Sen İzmir 2 Nolu Şube Başkanı Nihat Filiz’in açıklamasının tamamı şu şekilde:
“Balçova Havadis’te yayımlanan ‘En düşük memur maaşı 115 bin TL: Daha fazlasını istiyorlar!’ başlıklı haberi, sıradan bir maaş haberi olarak değerlendirmiyoruz. Çünkü mesele yalnızca bir rakamdan ibaret değildir. Mesele, kamu emekçilerinin hangi koşullarda çalıştığı, hangi haklar için mücadele ettiği ve yaşanan ekonomik krizin sorumluluğunun kime yüklendiğidir.
Buradan açıkça soruyoruz: Balçova Belediyesi’nde toplu iş sözleşmesi yedi aydır imzalanmazken, emekçilerin geriye dönük iki ayrı TİS alacağı bulunurken neden bunlar haberin merkezinde değildir de emekçinin maaşı hedefe konulmaktadır? Neden haklarını isteyen emekçiler tartışmanın konusu yapılırken, ödenmeyen alacaklar ve geciken sözleşme geri planda bırakılmaktadır?
Bu soruların yanıtını kamuoyu adına istiyoruz. 39 yıllık emeği tartışmaya açmak kolay, yoksulluğun sorumlusunu sorgulamak zor mu? Söz konusu haberde en düşük memur maaşının 115 bin TL olduğu ileri sürülüyor. Oysa ücretler; unvana, kıdeme, dereceye, göreve ve çeşitli ödeme kalemlerine göre değişmektedir.
Farklı koşullardaki ücretleri tek bir rakamla genellemek, kamuoyunu yanıltabilecek bir tablo ortaya çıkarabilir. 39 yıllık kamu hizmeti bulunan bir uzman memurun hesabına yatan maaş 80.886 TL ise burada sorulması gereken soru, bu emekçinin neden daha fazla istediği değil; yıllarca çalışan insanların neden insanca yaşam koşullarına ulaşamadığıdır.
Resmi rakamlara göre yoksulluk sınırının 130 bin TL olarak ifade edildiği bir ülkede, emekçinin ücretini hedef göstermek hangi adalet anlayışının ürünüdür? Enflasyonu kamu emekçileri mi yarattı? Kiraları kamu emekçileri mi yükseltti?
Gıda, ulaşım, eğitim ve barınma maliyetlerini kamu emekçileri mi belirledi? Hayır! Halkın yoksulluğunun sorumlusu, kendi emeğinin karşılığını isteyen çalışanlar değildir. Toplumsal bir yara haline dönüşen düşük ücret konusu, memurun da düşük ücret almasını gerektirmez.
Emeklinin geçinememesi, başka bir emekçinin hakkından vazgeçmesini haklı çıkarmaz. Adalet, herkesi yoksullukta eşitlemek değil; herkesin insanca yaşayabileceği bir düzen kurmaktır. Biz işçinin, memurun, emeklinin, asgari ücretlinin ve işsizin karşı karşıya getirilmesini değil, aynı hayat pahalılığına karşı dayanışmasını savunuyoruz.
Biz kimsenin daha az kazanmasını istemiyoruz. Herkesin insanca yaşayacak kadar kazanmasını istiyoruz! Peki, bu haberin arkasında kim var? Balçova Havadis’in haber başlığı ve sunum biçimi, belediye emekçilerinin hak arama mücadelesini itibarsızlaştırabilecek ve halkla emekçileri karşı karşıya getirebilecek bir etki yaratmaktadır.
Bu nedenle soruyoruz: Bu yayın yalnızca haber sitesinin kendi editoryal tercihi midir? Haberin hazırlanması veya yayımlanması sürecinde belediye yönetiminden ya da bürokrasisinden herhangi bir bilgi aktarımı, telkin veya yönlendirme olmuş mudur?
Açık konuşalım: Elimizde kesinleşmiş bir kanıt bulunmadan hiç kimseyi suçlamıyoruz. Ancak ortaya çıkan tablo karşısında bu soruların sorulmasını da engelleyemezsiniz. Gazetecilik, yalnızca bir rakamı manşete taşımak değil; o rakamın arkasındaki gerçeği de ortaya çıkarmaktır.
Kamuoyunun bu konuda açık, somut ve şeffaf bir açıklama bekleme hakkı vardır. Balçova Havadis’i, haberin dayanağını ve hazırlanma sürecini açıklamaya çağırıyoruz. Yedi aydır imzalanmayan TİS neden manşet değil? Balçova Belediyesi’nde 1 Nisan 2026 tarihinden itibaren geçerli olması gereken toplu iş sözleşmesi, aradan yedi ay geçmesine rağmen imzalanmamıştır.
Emekçilerin geriye dönük iki ayrı TİS alacağı bulunmaktadır. Bunlar hayalî talepler değil, emekçilerin çalışma yaşamından ve toplu sözleşme sürecinden doğan haklarıdır. Biz bu hakların verilmesini istiyoruz. Bunun için mücadele ediyoruz.
Eylem yapıyor, demokratik, meşru yasal ve anayasal hakkımızı savunuyor, sesimizi duyurmaya çalışıyoruz. Peki, bütün bunlar neden haberin asıl konusu olmuyor? İmzalanmayan sözleşmeyi değil de emekçinin maaşını, ödenmeyen alacakları değil de emekçinin taleplerini tartıştırmak kimin işine yarıyor?
Bir gazetecilik faaliyeti, olayın yalnızca bir yönünü öne çıkarıp diğer yönlerini görünmez kıldığında kamuoyunun gerçeği bütünlüklü biçimde öğrenmesini zorlaştırır. Kamu emekçilerini ayrıcalıklı, doyumsuz ve sürekli daha fazlasını isteyen bir kesim gibi sunan yaklaşımı kabul etmiyoruz.
Hak aramak ayıp değildir. Ücretlerin iyileştirilmesini istemek suç değildir. Toplu sözleşmenin imzalanmasını ve kazanılmış alacakların ödenmesini talep etmek meşru bir haktır. Basın özgürlüğü, emekçiyi itibarsızlaştırma özgürlüğü değildir!
Basın özgürlüğünü savunuyoruz. Gazetecilerin soru sormasını, araştırmasını, eleştirmesini ve kamuoyunu bilgilendirmesini demokrasinin vazgeçilmez koşullarından biri olarak görüyoruz. Ancak basın özgürlüğü, gerçeklerin eksik sunulmasına veya kişilerin ve toplumsal kesimlerin hedef hâline getirilmesine ilişkin her türlü eleştiriden muafiyet anlamına gelmez.
Bir haberin hukuki sorumluluk doğurup doğurmadığı, içeriği ve somut koşulları çerçevesinde değerlendirilmelidir. Türk Ceza Kanunu’nun 216. maddesinin uygulanıp uygulanamayacağı konusunda peşinen hüküm vermiyoruz. Bununla birlikte, haberin içeriğinin ve sunuluş biçiminin hukuki yönden değerlendirilmesi gerekirse yasal başvuru haklarımızı kullanacağımızı belirtiyoruz.
Ayrıca 5187 sayılı Basın Kanunu’nun 14. maddesi kapsamında düzeltme ve cevap hakkımızı kullanacağız; kanunda öngörülen koşullar ve usul çerçevesinde açıklamamızın yayımlanmasını talep edeceğiz. Balçova Havadis’e çağrımız nettir: “115 bin TL” iddiasının hangi verilerle ve hangi ücret unsurları esas alınarak hesaplandığını açıklayın.
Yedi aydır imzalanmayan toplu iş sözleşmesini ve geriye dönük alacakları haberin bütünlüğü içinde ele alın. Haberin hazırlanmasında belediye yönetiminden veya bürokrasisinden herhangi bir yönlendirme olup olmadığına ilişkin sorulara açıklık getirin.
Kamu emekçilerini toplumun karşısına koyan bir yaklaşım yerine, gerçekleri tüm yönleriyle araştıran bir gazetecilik anlayışı sergileyin. Biz halkın karşısında değil, halkın içindeyiz! Biz bu ülkenin emekçileriyiz. Biz de kira ödüyoruz, pazara gidiyoruz, faturalarla boğuşuyoruz.
Biz de hayat pahalılığını yaşıyoruz. Bizim talebimiz başkasının ekmeği değil, kendi emeğimizin karşılığıdır. Halkın öfkesini anlayabiliyoruz. Geçinememenin, borçlanmanın, işsizliğin ve geleceğe güvenle bakamamanın yarattığı çaresizliği biliyoruz.
Ancak bu öfkenin, kendi hakkını arayan başka emekçilere yöneltilmesi hiçbir sorunu çözmez. Birbirimizin ücretini tartışarak değil, yoksulluğu üreten politikaları sorgulayarak yol alabiliriz. Unutulmasın: Bir kesimin ücretini aşağı çekmek, diğer kesimin sofrasına ekmek koymaz.
Emekçilerin haklarını budamak, halkın refahını artırmaz. Birbirimize düşman edilmemizden kazançlı çıkacak olanlar, emeğin hakça paylaşımını istemeyenlerdir. Bizim mücadelemiz, herkesin bizim kadar kazanması için değil; herkesin insanca yaşayabilmesi içindir.
Biz yoksullukta eşitlenmek değil, insanca yaşamak istiyoruz. Halkın yoksulluğunun emekçilerin haklarıyla giderilemeyeceğini herkes bilmelidir. Balçova Havadis’e ve bu tartışmayı izleyen herkese bir kez daha sesleniyoruz: Hedefiniz emekçinin maaşı değil, yoksulluğu üreten politikalar olsun!
Hedefiniz emekçinin hakkı değil, emeği değersizleştiren düzen olsun! Halkı emekçiye karşı kışkırtmak yerine, halkın neden geçinemediğini sorgulayın! Biz haklarımızı aramaktan vazgeçmeyeceğiz. Ne maaşlarımız üzerinden yürütülen tartışmalar ne de bizi halkla karşı karşıya getiren yayınlar mücadelemizden geri adım attırabilir.
Buraya iki adet bordro bırakıyoruz. Biri 39 yıllık 1/4'ü derecesinde ünvanlı bir memur, diğeri memuriyetinin başında beş yıllık bir kamu emekçisi. Gerçekler bu kadar açık ve net iken asparagas haber yapmak basın etiği, ilkeleri ve ahlakı ile çelişmektedir. Basına ve kamuoyuna saygıyla duyurulur.
Günde en fazla 3 kritik gelişme. Bildirim kirliliği yok, anında bilgi.
Kategori: Genel · Bölge: İzmir/Balçova
Yayın: 28 Ekim 2026 11:06 · Kaynak: gazeteyenigun.com.tr