Bükemediğin Bileği Öpmek
“Körfez başta olmak üzere Ortadoğu ve Batıasya’da Amerikan Rüyasının Sonu ve Yeni Düzen”
Tarih bize değişimleri en hızlı bir şekilde anlayarak, yeni duruma karşı stratejiler geliştirenlerin en az bedel ödediklerini öğretmektedir. Bölgede 7 Ekim’le başlayan fay kırılması, Washington’ın İran’a açtığı savaşla artık geriye dönülemez bir noktaya ulaştı.
Bugün Körfez’de tanık olduğumuz Abu Dabi-Tahran uzlaşması; masum bir diplomatik jest ya da ideolojik bir bahar havası değildir. Bu adım, değişimin faturasını ağır ödemek istemeyen Birleşik Arap Emirlikleri’nin, ABD’nin sunduğu güvenlik illüzyonunun çöküşü karşısında attığı zorunlu ve pragmatik bir geri adımdır.
Washington açısından değişim, İran’a karşı başlattığı operasyonlarla başladı. Ancak ABD yönetimi başarısızlığı kabullenmemekte ısrar ediyor. Bu durum ise onu ağır bedeller ödemeye mecbur bırakıyor. Kesin olan bir şey var ki o da artık ne bölge ABD varlığıyla daha güvenli olabilir ve ne de Amerikan birlikleri eski konforunun tadını çıkarabilir.
Yıllarca "Washington’ın çelik şemsiyesi altındasınız" masalıyla uyutulan Körfez monarşileri, son savaşla birlikte acı bir gerçekle yüzleşti: ABD üsleri onları koruyan birer kale değil, aksine doğrudan hedef hâline getiren birer canlı kalkan haline getirmiştir. Beyaz Saray, Körfez’i savunmak bir yana, kendi askerî varlığını bu rejimlerin coğrafyasıyla kamuflaj ediyor, savunma faturasını da yine bölge ülkelerine yüklüyordu. İran’ın İHA ve füze yağmuruyla ABD’nin hava savunma stoklarını eritmesi, Körfez başkentlerinde "Washington kimseyi koruyamaz" gerçeğini ortaya çıkardı.
Devletler bekasına dokunulmadığı sürece değişime uyum sağlama esnekliğine sahip olması gerekir. Fakat İsrail’in diğer tüm devletlerden ayrı bir temel sorunu vardır. İsrail, bölgesel ihtilaflı politikalarından ve sürekli savaş hâlinden beslenir. Bu yüzden İran karşısındaki başarısızlığı ve oluşan yeni dengeyi kabullenmesi, kendi varoluşsal kurgusunu tehdit eder.
Buna karşın Arap ve İslam devletleri için gelecek, çatışma kışkırtıcılığına kapılmaktan değil; yaklaşan fırtınalara hazırlanmak adına bölgesel değişime hızla uyum sağlamaktan geçmektedir.
Körfez’de olduğu gibi Yemen’de de çok köklü değişmeler gerçekleşiyor. Bu değişimin önüne kimse geçemez. Geçmişe tutunarak Eylül 2026 öncesine dönme istek ve arzuları arttıkça, Suudi Arabistan ve bölge aktörlerinin ödeyeceği bedel büyüyecektir. Yapılması gereken; gerçeği kabullenip çift taraflı ablukayı sona erdiren, karşılıklı güvenliği garanti altına alan bir uzlaşmaya varmaktır.
Tahran’ın Hürmüz Boğazı ve Umman Körfezi’nde kurduğu deniz kontrolü, Yemen üzerinden Kızıldeniz hatlarının kilitlenmesiyle birleşince BAE’nin ticari şah damarı kesildi. Limanlar işlevsizleşip finansal cazibe erimeye başlayınca, Batı ittifakının vadettiği hayali taahhütler kâğıt üzerinde kaldı.
Günün sonunda ortaya çıkan tablo net: Abu Dabi-Tahran anlaşması, Amerikan rüyasının bittiğinin ve bükülemeyen İran elinin öpüldüğünün resmî belgesidir.
BAE, değişimi ABD’den daha hızlı okuyarak çöküşü durdurmanın tek yolunun Tahran’la uzlaşmak olduğunu anlamıştır. Artık bölgesel ticaretin, limanların ve istikrarın kaderi Batı merkezli ittifakların vaatlerine değil; doğrudan Tahran’ın bölgesel rızasına ve sahadaki yeni güç dengelerine dayanmaktadır. Körfez’de eski defterler kapandı; yeni dönemin ilk imzası Abu Dabi’den geldi.
Bu aşamadan sonra bakalım hangi devletler hangi adımları atacaktır?

Kategori: Siyaset
Yayın: 16 Eylül 2026 18:16 · Kaynak: gumuskoza.com.tr