Yeni Antalya Müzesi 2027’de Açılacak, Sergi Alanları üç Katına çıkıyor
- Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, Antalya Kültür Yolu Festivali kapsamında gazetecilerle bir araya gelerek turizmdeki son gelişmelerden kültürel miras yatırımlarına kadar pek çok konuda değerlendirmelerde bulundu
Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, Antalya Kültür Yolu Festivali kapsamında gazetecilerle bir araya gelerek turizmdeki son gelişmelerden kültürel miras yatırımlarına kadar pek çok konuda değerlendirmelerde bulundu. Bakan Ersoy, Türkiye turizminin krizlere karşı dayanıklılığı, COP31 sonrası Antalya EXPO alanına yönelik planlar, Ayasofya ve Haydarpaşa’daki restorasyon çalışmaları, yeni Antalya Müzesi, arkeolojik kazılar ve yurt dışından iadesi sağlanan kültür varlıklarına ilişkin soruları yanıtladı.
“Turizmde Savaşların Etkisini Güçlü Tanıtım Hamleleriyle Sınırladık”Aslında 2026 yılına çok iyi bir başlangıç yapmıştık. Ancak şubat ayının sonunda Körfez bölgesinde başlayan savaş, turizm hareketliliğini de etkiledi. Türkiye’nin bulunduğu coğrafyayı düşündüğünüzde bu gelişmelerin bize doğrudan yansımaları oluyor.
Hem çatışmaların yaşandığı bölgenin yakınındayız hem de önemli kaynak pazarlarımızın bir kısmı bu bölgede bulunuyor. Bunun yanında enerji fiyatlarında ciddi artışlar yaşandı. Son yıllardaki savaşlara baktığınızda, önemli enerji üreticisi ve ihracatçısı ülkelerin de bu çatışmaların içinde olduğunu görüyorsunuz.
Rusya, İran ve Körfez ülkeleri bunun örnekleri. Enerji fiyatlarındaki artış, özellikle hava yolu ulaşımının maliyetlerini yükseltti. Burada dikkat edilmesi gereken bir durum var: Uçak yakıtındaki fiyat artışı, ham petrol fiyatındaki artışın da üzerine çıkabiliyor.
Özellikle rafinerilerin ve üretim altyapısının zarar görmesi, maliyetler üzerindeki baskının daha uzun süre devam etmesine neden olabiliyor. Türkiye’nin jeopolitik konumuna baktığınızda, adeta bir ateş çemberinin içinde olduğunu görüyorsunuz.
Ancak Cumhurbaşkanımızın liderliğinde yürütülen dış politika ve barışa yönelik diplomatik çabalar sayesinde Türkiye’nin bu coğrafyada bir istikrar adası olduğu bir kez daha ortaya çıktı. Geçmişte de bölgemizde krizler vardı, bugün de var.
Gelecekte de benzer gelişmelerle karşılaşabileceğimizin farkındayız. Biz bu gerçekliği görerek 2018 yılında turizm stratejimizde önemli bir değişikliğe gittik. O dönemde kendimize şu soruyu sorduk: Türkiye’nin turizm sektörünü krizlere karşı nasıl daha dayanıklı hâle getirebiliriz?
Bunun iki temel yolu var: Ürün çeşitliliği ve kaynak pazar çeşitliliği. Bu iki hedefe ulaşmak için de tanıtımın kurumsallaşması ve etkili biçimde yürütülmesi gerekiyordu. 2019 yılında Türkiye Turizm Tanıtım ve Geliştirme Ajansını kurduk.
Bugün dünyanın dört bir yanında yoğun ve kesintisiz tanıtım kampanyaları yürütüyoruz. Bu çalışmalar sayesinde hem turizm ürünlerimizi çeşitlendirdik hem de kaynak pazarlarımızı genişlettik. Örneğin Antalya’daki otelcilerimizle konuştuğunuzda, geçmişte misafir ağırlamadıkları ülkelerden artık ziyaretçi aldıklarını söylüyorlar.
Farklı pazarlardan gelen ziyaretçileri eskiden daha çok İstanbul’da görürdük. Ulaşım altyapısının ve hava yolu bağlantılarının gelişmesiyle Antalya da çok geniş bir uluslararası erişime kavuştu. Antalya, güçlü konaklama altyapısı ve hizmet kalitesiyle zaten dünyanın önemli turizm şehirlerinden biri.
Savaş başladığında yalnızca enerji fiyatlarından etkilenmedik. Önemli kaynak pazarlarımızda da sorunlar yaşadık. Rusya-Ukrayna savaşı zaten devam ediyordu. İran da bizim önemli kaynak pazarlarımızdan biri. Körfez pazarında ise Suudi Arabistan’ın önemli bir yeri var.
Savaş ortamında havalimanları kapanabiliyor, uçuşlar durabiliyor, hava sahalarının kullanımı kısıtlanabiliyor. Yaptırımların genişlemesi de ulaşım bağlantılarını etkiliyor. Bütün bu olumsuzluklara rağmen Türkiye, turizmde yıllardır yaptığı yatırımların karşılığını almayı başardı.
Dün üçüncü çeyrek ve ilk dokuz aylık turizm sonuçlarımızı açıkladık. Üçüncü çeyrekte turizm gelirimiz, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 5 artarak 25 milyar 526 milyon dolara ulaştı. İlk dokuz aylık turizm gelirimiz ise yüzde 2,4 artışla 51 milyar 278 milyon dolar oldu.
İkinci çeyrekte savaşın etkilerini daha yoğun hissetmiştik. O dönemde yaptığımız açıklamada, en kötüsünün geride kaldığını ve bundan sonra toparlanma beklediğimizi söylemiştim. Nitekim turizm sektörümüzle birlikte çok hızlı hareket ettik.
Güçlü tanıtım ve satış kampanyalarını devreye aldık. Türkiye’nin güvenli ve istikrarlı bir destinasyon olduğunu uluslararası kamuoyuna etkili biçimde anlattık. Başta Türk Hava Yolları olmak üzere hava yolu şirketleri ve tur operatörleriyle rezervasyon eğilimlerini, uçuş planlamalarını ve kapasite ihtiyaçlarını birlikte değerlendirdik.
Bir pazarda talep yavaşladığında diğer pazarlardaki çalışmalarımızı yoğunlaştırdık. Türkiye’nin yeniden Formula 1 takvimine alınması, NATO Zirvesi’ne başarıyla ev sahipliği yapması ve Antalya’nın COP31 için seçilmesi de ülkemize duyulan güveni güçlendirdi.
Türkiye’nin büyük uluslararası organizasyonlara ev sahipliği yapabilecek kapasitesini gösterdik. Kültür ve sanat etkinlikleriyle de bu süreci destekledik; bunların yurt dışındaki tanıtımlarını gerçekleştirdik. Dijital tanıtımda önemli sonuçlar elde ettik.
Bu yıl dijital kampanyalarımızla 74 ülkede 7,1 milyar gösterime ulaştık. Mini diziler de yeni tanıtım stratejimizin önemli bir parçası oldu. Biliyorsunuz, Türk dizileri ve sanatçılarımız uluslararası pazarlarda çok popüler.
Biz de sanatçılarımızın güçlü olduğu pazarlara yönelik, onların yer aldığı mini diziler hazırlamaya başladık. Yaklaşık ikişer dakikalık bölümlerden oluşan serilerle destinasyonlarımızı hikâyenin içinde anlatıyoruz.2025 ve 2026 yıllarında yayımlanan on mini dizimiz toplam 10,5 milyar gösterime ulaştı.
Bu sonuç beklentilerimizin çok üzerinde. Bu çalışmanın iki yönlü faydası var. Sanatçılarımızın uluslararası bilinirliğini destekliyoruz. Aynı zamanda ülkemizin turizm değerlerini çok daha etkili anlatıyoruz. Çünkü kısa bir reklam filminde anlatabilecekleriniz sınırlı.
Bir destinasyon için hazırladığınız mini dizide ise çok daha güçlü bir hikâye kurabiliyorsunuz. Ege, Antalya, İstanbul, Doğu Karadeniz ve diğer bölgelerimiz için farklı içerikler üretiyoruz. Bütün bu çalışmaların sonuçlarını üçüncü çeyrek rakamlarında da görüyoruz.“Turizmde Niteliğe Odaklanan Stratejimizin Sonuçlarını Alıyoruz”2018 yılında göreve geldiğimde turizm stratejimizi anlatırken önemli bir şey söylemiştim: Artık nicelik kadar niteliğe de odaklanacağız.
Buradan ziyaretçi sayısını önemsiz gördüğümüz anlaşılmasın. Türkiye büyük bir turizm ülkesi ve biz her gelir grubundan ziyaretçiyi hedefliyoruz. Turizmi 81 ilimize yaymak gibi büyük bir hedefimiz var. Dolayısıyla yalnızca yüksek gelir grubuna hitap eden bir destinasyon olmak istemiyoruz.
Ancak harcama kapasitesi yüksek ziyaretçileri de ülkemize çekmek ve onların beklentilerine uygun hizmet standartlarını geliştirmek istiyoruz. Hem ziyaretçi sayısını artırmaya hem de turizm gelirlerini yükseltmeye odaklanan bir strateji yürütüyoruz.
Bu yıl bölgemizdeki savaşlar ziyaretçi hareketliliğini de etkiledi. Yılın başındaki göstergeler daha güçlü bir büyümeye işaret ediyordu. Savaşın ilk döneminde ciddi rezervasyon iptalleriyle karşılaştık. Ancak hızla yeni kampanyalar başlattık ve bu iptallerin büyük bölümünü yeni rezervasyonlarla telafi ettik.
Özellikle yüksek harcama potansiyeline sahip ziyaretçilere yönelik çalışmalarımızla turizm gelirlerimizi artırmayı başardık. Burada her zaman vurguladığım bir konu var: Turizm verilerini değerlendirirken yalnızca kişi başı toplam gelire bakmamak gerekiyor.
Bizim için önemli göstergelerden biri kişi başı gecelik harcamadır. Çünkü kişi başı toplam harcama, ortalama kalış süresinden doğrudan etkileniyor. Bu yılın ilk dokuz ayında ortalama kalış süresi 10,34 gece olarak gerçekleşti.
Ziyaretçilerimizin ülkemizde geçirdikleri süreyi korumayı ve farklı deneyimlerle uzatmayı önemsiyoruz. Kişi başı gecelik harcamada ise büyümeye devam ediyoruz. İlk dokuz ayda yabancı ziyaretçilerin kişi başı ortalama gecelik harcaması 119,9 dolara ulaştı.
Tüm ziyaretçi grupları birlikte değerlendirildiğinde ise kişi başı ortalama gecelik harcama, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 4,6 artarak 107,7 dolar oldu. Bu rakamlar, sektörün doğru bir istikamette ilerlediğini gösteriyor.
Yıl sonuna kadar çok büyük bir sürprizle karşılaşmazsak 65 milyar doların üzerinde turizm geliri elde edeceğimizi düşünüyorum. Ancak mevcut jeopolitik gelişmeleri de dikkate alarak ihtiyatlı davranmamız gerekiyor. “Kültür Varlıklarının İadesinde Türkiye Artık Dünyaya Eğitim Veriyor”Kültür varlıklarının iadesi gerçekten zor ve çok boyutlu bir çalışma.
Çünkü uluslararası bir süreçten söz ediyoruz. Türkiye’de kendi idari yapınızı güçlendirebilirsiniz ancak yabancı ülkelerdeki hukuk sistemlerini ve süreçleri tek başınıza hızlandıramazsınız. Biz bu nedenle öncelikle kurumsal kapasitemizi güçlendirdik.
Kaçakçılıkla mücadele birimimizi daire başkanlığı seviyesine yükselttik. Böylece hem personel kapasitemizi hem de birimin kurumsal temsil gücünü artırdık. Uluslararası ilişkilerde kurumunuzun temsil düzeyi de önemli. Biriminizi üst seviyeye taşıdığınızda, karşı taraftaki muhataplarınızla daha güçlü bir kurumsal ilişki kurabiliyorsunuz.
İkinci olarak uluslararası ikili anlaşmalarımızı artırdık. Burada özellikle iki grup ülkeye odaklandık. Birincisi, kaçırılan eserlerin alıcılarının bulunduğu ülkeler. İkincisi ise bu eserlerin kaçakçılık güzergâhlarında yer alan transit ülkeler.
Çünkü eseri henüz satışa çıkmadan veya nihai varış noktasına ulaşmadan tespit edebilmek çok önemli. Bu alanda anlaşma yaptığımız ülke sayısını 14’e çıkardık. Bu ülkeler; Özbekistan, Türkmenistan, Çin Halk Cumhuriyeti, Peru, Bulgaristan, Yunanistan, İran, Romanya, ABD, Ekvator, Sırbistan, İsviçre, İtalya ve Macaristan.
Üçüncü olarak ülke içindeki uzmanlık kapasitemizi geliştirdik. Yurt dışında bir eser sergilendiğinde veya müzayedeye çıkarıldığında bunu hızla tespit etmeniz gerekiyor. Ardından satışın durdurulması ve hukuki sürecin başlatılması için girişimde bulunuyorsunuz.
Bu aşamada Dışişleri Bakanlığımız, büyükelçiliklerimiz ve konsolosluklarımızla çok yakın çalışıyoruz. İşin en zor kısmı ise çoğu zaman eserin Anadolu’dan kaçırıldığını ortaya koymak. İlgili ülkenin hukuk sistemine ve dosyanın özelliklerine göre farklı süreçler yürütülüyor.
Eserin kökenini ve ülkemizden hukuka aykırı biçimde çıkarıldığını güçlü delillerle göstermeniz gerekiyor. Bu nedenle her eser için ayrı bir bilimsel çalışma yürütüyoruz. Uzman ekiplerimiz, eserin hangi bölgeden çıktığını ve hangi arkeolojik alana ait olduğunu araştırıyor.
Arşiv kayıtları, kazı belgeleri, eski fotoğraflar, tanık ifadeleri ve bilimsel analizler bu dosyaların temelini oluşturuyor. Bazen onlarca yıl önce tutulmuş bir tutanak, bazen bir bilim insanımızın araştırması, bazen de bir tanığın anlatımı iadenin önünü açabiliyor.
Boubon kökenli eserler için yürüttüğümüz çalışmalar bunun önemli örneklerinden biri. Heykellerin bulundukları alanla ilişkisini ortaya koyan en küçük ayrıntı bile dosyalarımız açısından büyük önem taşıyor. Bu konuda ciddi bir uzmanlık kazandık.
Bugün dünyanın farklı ülkelerinden uzmanlar Türkiye’ye gelerek eğitim alıyor, kültür varlıklarının iadesi konusundaki tecrübemizden yararlanıyor. Uluslararası kolluk kuvvetleriyle ve adli makamlarla kurduğumuz ilişkiler de çok önemli.
Bugün birçok ülkede birlikte çalıştığımız ekipler var. Bu ilişkiler sayesinde sonuçları daha hızlı almaya başladık. Şu anda üzerinde çalıştığımız çok sayıda operasyon var. Ancak bunların ayrıntılarını açıklayamam. Çünkü devam eden bir operasyon hakkında bilgi verirseniz süreci riske atabilirsiniz.
Şunu söyleyebilirim: Bu hafta Amerika Birleşik Devletleri’nden yeni eserlerimiz geldi. Bunun açıklamasını da yapacağız. ABD, İsviçre, Japonya, Özbekistan, Yunanistan, Danimarka ve Çin gibi çok sayıda ülkeyle çalışmalarımız devam ediyor.
Bizim için bir eserin kaçırılmasının üzerinden kaç yıl geçtiği, o eserin peşini bırakmak için bir gerekçe değil. Kültür varlıklarımızın izini sürmeye ve onları doğdukları topraklarla buluşturmaya devam edeceğiz.“Diyarbakır Cezaevi’ndeki Çalışmaları Yıl Sonuna Kadar Tamamlamayı Hedefliyoruz”Projenin son aşamasına geldik.
Hedefimiz, çalışmalarımızı yıl sonuna kadar tamamlamak. Biliyorsunuz, burayı yalnızca bir müze olarak düşünmedik. Bir taraftan geçmişte yaşanan acıların unutulmaması, demokrasinin, hukuk devletinin ve insan haklarının öneminin gelecek kuşaklara aktarılması için bir hafıza müzesi oluşturuyoruz.
Diğer taraftan gençlerimizin ve vatandaşlarımızın yararlanabileceği kapsamlı bir kültür ve sanat merkezi hazırlıyoruz.47 dönümlük alanda yürüttüğümüz projede, 18 bin 500 metrekarelik bölüm hafıza müzesi ve kütüphane olarak değerlendirilecek. Beş bloktan oluşan kompleksin ilk üç bloğunda hafıza müzesi ve çok amaçlı sergi salonları, diğer iki bloğunda ise kütüphaneler yer alacak.
İstiyoruz ki geçmişte acı olayların yaşandığı bu yapı, hafızasını korurken gençlerimizin bilimle, bilgiyle, kültürle ve sanatla buluştuğu bir yer olsun. Cezaevinin eski kapalı spor salonunu da 520 kişilik çok amaçlı bir gösteri ve etkinlik salonuna dönüştürüyoruz.
Burada tiyatro gösterileri, konferanslar ve farklı kültür-sanat etkinlikleri gerçekleştirilebilecek. Açık alanları da etkinliklere uygun biçimde düzenliyoruz. Bahçesiyle birlikte Diyarbakır’ın önemli kamusal yaşam alanlarından biri olacak.
Hafıza müzesinin hazırlanma sürecinde çok hassas davrandık. Geçmişte burada bulunmuş kadın ve erkeklerle görüşmeler gerçekleştirildi. Dönem tanıklarının, tarihçilerin, akademisyenlerin ve sivil toplum temsilcilerinin katkılarından yararlandık.
Danışma kurulunun çalışmaları doğrultusunda arşiv belgelerini değerlendirdik. Tanıklıkları ve tarihî belgeleri birlikte ele alarak müzenin içeriğini hazırladık. Yaşananları, o dönemin tanıklarını dinleyerek gelecek nesillere aktarmayı önemsiyoruz.
Burası hem geçmişte yaşananları unutturmayacak bir hafıza mekânı hem de Diyarbakır’ın kültür ve sanat hayatına yeni bir soluk kazandıracak önemli bir merkez olacak. Gençlerimizin kitapla, kültürle ve sanatla buluşabileceği, günün farklı saatlerinde yaşayan bir alan oluşturuyoruz.
“Ayasofya’nın Yer Altındaki Tarihî Mekânlarını da Ziyaretçilerle Buluşturmayı Hedefliyoruz”Ayasofya’
Günde en fazla 3 kritik gelişme. Bildirim kirliliği yok, anında bilgi.
Kategori: Kültür-Sanat
Yayın: 01 Kasım 2026 07:09 · Kaynak: bandirmamanset.com