Habermetrik
← Ana Sayfa
İstanbul/Beyoğlu 04 Kasım 2026 21:09
✍ Editör: Habermetrik · Editör Politikası

Boğaziçi Film Festivali Direktörü Enes Erbay ile konuştuk: Görünmeyen hikayeler seyirciyle buluşuyor

Boğaziçi Film Festivali Direktörü Enes Erbay ile konuştuk: Görünmeyen hikayeler seyirciyle buluşuyor
Görsel kaynağı: aydinlik.com.tr
⏱️ 5 dk okuma 🛡️ %85 Doğruluk · 1 Kaynak
WhatsApp Paylaş
⚡ 30 Saniyede Özet Habermetrik Yapay Zeka Özeti
  • Dünya sinemasının Batı eksenli anlatılarından sıyrılarak kültürel çeşitliliğin merkeze alındığı Boğaziçi Film Festivali, 8-15 Kasım tarihleri arasında İstanbul'da sinemaseverleri ağırlayacak

Dünya sinemasının Batı eksenli anlatılarından sıyrılarak kültürel çeşitliliğin merkeze alındığı Boğaziçi Film Festivali, 8-15 Kasım tarihleri arasında İstanbul'da sinemaseverleri ağırlayacak. Festival filmleri Beyoğlu kültür hattındaki Atlas 1948, AKM Yeşilçam ve Cinezone sinemalarında perdede olacak.

Yalnızca usta yönetmenlerin eserlerini değil, genç yeteneklerin keşiflerini de barındıran festival; İranlı usta yönetmen Mecid Mecidi’nin ustalık sınıfı ve sinemanın dekolonizasyonunun tartışılacağı “Bosphorus Talks” panelleriyle de dikkat çekiyor. Festivalin “köprü” işlevini ve programın arka planındaki estetik tercihleri, Artistik Direktör Enes Erbay ile konuştuk.- Festival’in açılışını, Mısır-Suudi Arabistan ortak yapımı olan ve Doğu'nun efsanevi sesi Ümmü Gülsüm’ün hayatını anlatan “Diva” filmiyle yapıyorsunuz.

Küresel sinema pazarında genellikle Batı'nın ikonları dayatılırken, böylesi güçlü bir Doğu figürünü merkeze almak nasıl bir mesaj taşıyor? Açılış filmimizi belirlerken öncelikle güçlü bir sinema eseri olmasına, Festival’in ruhunu yansıtmasına ve seyirciyle etkili bir şekilde buluşabilmesine önem veriyoruz.

Ümmü Gülsüm yalnızca Arap dünyasının değil, 20. yüzyılın en önemli kültürel figürlerinden biri. Müziğiyle sınırları aşmış, toplumsal hafızada derin izler bırakmış bir sanatçı. Film onun hikâyesini biyografik bir anlatıdan çok, bir kadının kendi sesini bulma ve dönemin toplumsal sınırlarını aşma mücadelesi üzerinden ele alıyor.

Dünya sinemasında uzun yıllar belirli coğrafyaların ve kültürel figürlerin daha görünür olduğu bir gerçek. Ancak bugün farklı coğrafyalardan yükselen güçlü sinema örnekleri bu alışkanlıkları değiştiriyor. Bizim açımızdan önemli olan, hikâyeleri birbirleriyle yarıştırmak ya da Doğu-Batı karşıtlığı kurmak değil; dünya sinemasının kültürel çeşitliliğine dikkat çekmek.

Boğaziçi Film Festivali'nin isminde taşıdığı köprü fikrini de böyle yorumluyorum. Birbirinden farklı kültürlerin, anlatı geleneklerinin ve sinema dillerinin aynı perdede buluşabilmesi.‘HIZLI TÜKETİM HAFIZAYI ZAYIFLATIYOR’- Özel seçkisine baktığımızda “Thirteen in Gaza” ve “Doğu Guta: Zehirli Sessizlik” gibi coğrafyamızın kanayan yaralarına ayna tutan belgeseller görüyoruz.

Keskin bir kutuplaşma ikliminde, bir film festivali "hafıza kurma" sorumluluğunu nasıl taşıyor? Sinemanın en önemli özelliklerinden biri, yaşananları belgelemekle kalmayıp onların insani boyutunu da görünür kılması. Savaşlar ve zorunlu göçler söz konusu olduğunda, haberlerde karşılaştığımız istatistiklerin arkasındaki insan hikâyelerini anlamamıza yardımcı oluyor.

Bugün çok yoğun bir görüntü akışı içerisinde yaşıyoruz ve trajedilere anlık tanıklık ediyoruz. Ancak bu hızlı tüketim, toplumsal hafızanın da hızla zayıflamasına neden olabiliyor. Bence sinema burada farklı bir imkân sunuyor; bir olayın içerisinde durmamızı, bir insanın hikâyesine yakından bakmamızı sağlıyor.

"Thirteen in Gaza" ve "Doğu Guta" gibi belgeselleri bu açıdan kıymetli buluyorum. Bir film festivalinin görevi tarih yazmak ya da tek bir hakikat anlatısı oluşturmak değil. Ancak görünürlüğü sınırlı kalmış hikâyeleri seyirciyle buluşturmak ve tartışma ortamı sağlamak kültürel bir sorumluluktur.

Bugün izlediğimiz bir belgesel, yıllar sonra geçmişe nasıl baktığımızı etkileyebilir. Festivaller yalnızca bugünün seyircisine değil, geleceğin kültürel hafızasına karşı da sorumludur.‘İRAN SİNEMASI GÜCÜNÜ SADELİKTEN ALIYOR’- İran sinemasının ciddi bir ağırlığı var ve Mecid Mecidi de Uluslararası Uzun Metraj Jüri Başkanı olarak programda.

Ambargolara rağmen Doğu sinemasının, kendi anlatı dilini bu denli güçlü koruyabilmesini nasıl okuyorsunuz? İran sineması, gündelik hayatın içinden çıkan küçük hikâyelerle büyük insani meselelere ulaşabilmesiyle dünya sinema tarihinde özgün bir yere sahip.

Sınırlı mekânlarla ve sıradan insanların hayatlarından hareketle evrensel bir dil kurmayı başarıyor. Gücü de biraz bu sadelikten geliyor; büyük dramatik olaylara ihtiyaç duymadan insanın vicdanına, çocukluğa, aileye ve toplumsal ilişkilere odaklanabiliyor.

İran'daki ekonomik ve siyasi zorlukları göz ardı edemeyiz fakat bu sinemanın başarısını sadece zorluklarla açıklamak eksik kalır. Arkasında çok güçlü bir edebiyat, şiir ve anlatı geleneği var. Mecid Mecidi de bu geleneğin en çok tanınan temsilcilerinden biri.

Jüri Başkanlığı’nı üstlenmesi ve Festival’deki masterclass’ı, bu sinema geleneğini seyircimizle daha yakından ele almamızı sağlayacak. KUŞAKLAR ARASI SİNEMATOGRAFİK DİYALOG- Andrey Zvyagintsev gibi ustaların eserlerinin yanı sıra ilk filmini çeken yönetmenler de var.

Ustaların gövde gösterisiyle yeni yeteneklerin keşfi arasındaki o hassas dengeyi nasıl kuruyorsunuz? Bir film festivalinin en önemli işlevlerinden biri, farklı kuşaklardan sinemacıları ve sinema anlayışlarını bir araya getirebilmesi.

Bir tarafta dünya sinemasında kendine güçlü bir yer edinmiş yönetmenler, diğer tarafta kendi anlatım dilini arayan genç sinemacılar var. Sinema, kuşaklar arasında sürekli devam eden bir diyalog. Bugünün genç yönetmenleri kendilerinden önce gelen sinemacılardan beslenirken, yeni anlatım biçimleriyle de sinemanın geleceğini şekillendiriyorlar.

Biz programı oluştururken yönetmenlerin tanınırlığından ziyade filmlerin kendi sinemasal değerlerine odaklanıyoruz. Anlatımda özgünlük, güçlü bir bakış açısı ve sinema dilini geliştirme arayışı en önemli kriterlerimiz. Boğaziçi Film Festivali'nde yalnızca bugünün ustalarını ağırlamayı değil, geleceğin önemli sinemacılarının da uluslararası yolculuğuna katkıda bulunmayı hedefliyoruz.‘EKONOMİK SORUNLAR YARATICILIĞI ETKİLİYOR’- Son yıllarda Türk sinemasında içerik ve biçim açısından bir tekdüzeleşme eleştirisi sıkça yapılıyor.

Bu yılki yerli seçkiyi hazırlarken, ulusal sinemamızın güncel damarında ne gibi yeni yönelimler gözlemlediniz? Türkiye'de film üretiminin özellikle finansman ve dağıtım açısından ciddi zorluklar yaşadığı bir gerçek. Bu durum yaratıcı süreçleri, hikâye tercihlerini etkiliyor.

Ancak Türk sinemasının bütünüyle tekdüzeleştiğini düşünmüyorum. Bütün bu zorlukların içerisinde kendi anlatım dilini arayan güçlü sinemacılar var. Ulusal Uzun Metraj yarışmamızda bu yıl aile ilişkileri, geçmişle hesaplaşma, yoksulluk ve dayanışma gibi konular öne çıkıyor.

Benim için dikkat çekici olan, bu temaların farklı sinemasal yaklaşımlarla ele alınması. Örneğin Reis Çelik'in "Kör Gece" filmi 12 Eylül döneminin karanlık atmosferinde toplumsal hafızayı işlerken; Biket İlhan'ın "Tatlı Maya" filmi iki kadın arasındaki ilişki üzerinden dayanışmaya odaklanıyor.

Sinan Sertel'in "Elisa" filmi ise bilim kurgu unsurlarıyla farklı bir anlatı dünyası kuruyor. Birbirinden oldukça farklı bu filmlerin aynı yarışmada yer alabilmesi, ulusal sinemamızdaki çeşitliliğin de bir göstergesidir.

Yalnızca görünürlük kazanmış filmleri değil, farklı estetik arayışları da seyirciyle buluşturarak bu çeşitliliği korumaya özen gösteriyoruz.

💬 Habere Tepkinizi Belirtin:
Habermetrik WhatsApp Kanalına Katılın

Günde en fazla 3 kritik gelişme. Bildirim kirliliği yok, anında bilgi.

Kanalı Takip Et →
Kaynaklar: aydinlik.com.tr
Haber metni ve görseller aydinlik.com.tr sitesine aittir; tam içerik kaynak sitede yayınlanır.
Haber Künyesi
Kategori: Kültür-Sanat · Bölge: İstanbul/Beyoğlu
Yayın: 04 Kasım 2026 21:09 · Kaynak: aydinlik.com.tr
Kaynağı Oku ↗