Habermetrik
← Ana Sayfa
Kocaeli/Başiskele 18 Ekim 2026 18:38
✍ Editör: Habermetrik · Editör Politikası

Onların mazeretleri, halkın TKP'si var

Onların mazeretleri, halkın TKP'si var
Görsel kaynağı: kocaelihalkgazetesi.com

Bir memleketi sel götürüyor. Evler, iş yerleri sular altında kalıyor; insanlar yaşamını yitiriyor. Yakınlarından haber bekleyen aileler umutla arama çalışmalarını izliyor. Ardından çamur temizleniyor, hasar tespiti yapılıyor ve hayatın normale dönmesi bekleniyor.
Peki ya sorumluluk? Onu kim üstlenecek?
Her felaketin ardından yağışın şiddetinden, doğanın gücünden, beklenmedik koşullardan söz ediliyor. Elbette doğanın gücünü küçümseyemeyiz. Ancak yağmurun yağmasıyla insanların ölmesi aynı şey değildir. Bir doğa olayının felakete dönüşmesinde alınmayan önlemlerin, yanlış kentleşme kararlarının, ihmalin ve denetimsizliğin payını sorgulamak zorundayız.
Dereler taşarken dere yataklarına kurulan yapıları, suyun doğal akışını bozan betonlaşmayı, kenti yaşam alanı olmaktan çıkarıp rant alanına dönüştüren anlayışı konuşmayacak mıyız? Yıllarca verilen imar izinlerini, yapılmayan altyapıyı, kâr uğruna gözden çıkarılan yaşamları sormayacak mıyız?
Kentler kendiliğinden bu hale gelmedi. Buralara yollar yapıldı, binalar yükseldi, derelerin çevresi dolduruldu. Birileri karar aldı, birileri kazandı. Felaket geldiğinde ise bedeli, o kararları almayan halk ödedi.
Tam da bu yüzden, selin ardından yalnızca "geçmiş olsun" dilemek yetmez. Felakette kayıp verenlerin acısını paylaşmak elbette insani bir sorumluluktur; ancak aynı acıların tekrar yaşanmasını önlemek siyasi bir sorumluluktur. Hangi kurum neyi yapmakla yükümlüydü? Hangi önlemler alınmadı? Hangi kararlar kentleri savunmasız bıraktı? Bunların yanıtı verilmeden, sorumlular hesap vermeden ve gerekli adımlar atılmadan hiçbir felaket gerçekten geride kalmış sayılmaz.
Böyle zamanlarda, siyasetin ne anlama geldiğini yeniden düşünmek gerekiyor.
TKP, selin ardından ağır etkilenen bölgelerde yurttaşlarla dayanışmak için sokağa çıktı. Kapı kapı dolaştı, çorba dağıttı, insanların yaralarını sarmak için sorumluluk aldı. TKP bunu ilk kez yapmıyor; 6 Şubat depremlerinde de benzer görüntülere tanık olmuştuk. Komünistler, bu memleketin en sağlam omurgası olduklarını bir kez daha gösterdiler.
İnsanlar bunu görüyor ve takdir ediyor. Komünist olmayan yurttaşların bile “Sizi Defne'den tanıyorum, ben de yardıma geldim” diyerek TKP'nin etrafında toplanması tesadüf değil. Birbirinden başka güvenecek kimsesi bırakılmamış insanların partisi haline geliyor TKP. Doktoru, avukatı, öğretmeni, eczacısıyla; her iş kolundan emekçisi ve işçisiyle... Halkın içinden, halkın derdini bilen ve o dert karşısında elini uzatan bir örgütlülük bu.
Bir yanda halk için elini taşın altına koyanlar, diğer yanda bitmeyen mazeretler...
Bütün bunları düşünürken İzmir'de yaşananları hatırlamamak mümkün mü? Cemil Tugay'ın dün söylediklerini bugün inkâr ederek, dün karşısında durduğu siyasi iktidarın saflarına geçmesini ve hiçbir şey olmamış gibi makamında oturmasını izlememiz bekleniyor. Onur Emrah Yıldız'ın da dahil olduğu İzmir siyasetindeki hesaplaşmalar, pazarlıklar ve koltuk mücadeleleri gözlerimizin önüne seriliyor. İnsan, Aziz Nesin'in Zübük eserini hatırlamadan edemiyor.
Dün başka, bugün başka konuşan; dün sövdüğüne bugün övgüler dizen ve tüm bunları yaparken mağduriyet maskesini yüzünden düşürmeyen siyasetçiler...
Hep bir mağduriyet, hep bir mazeret! Halk sizin kişisel ikbal hesaplarınızı mı çözsün, kendi canını mı kurtarsın? Siz koltuk kavgalarınızın içinden çıkamazken insanlar evlerini, işlerini, yakınlarını kaybediyor. Siyasi hesaplaşmalarınızın bedelini neden halk ödesin?
Seçilmiş bir siyasetçinin partisini değiştirmesi, yalnızca bir fikir değişikliği değildir. Asıl sorun, seçmenin iradesinin ve temsil sorumluluğunun kişisel çıkarlara feda edilmesidir. Dün iktidarı eleştirirken bugün o iktidarın saflarına katılan birinin, kendisini seçen insanlara karşı hiç mi sorumluluğu yoktur? Bir fikir değiştiyse gerekçesi halka anlatılır. Ancak oy bir siyasi pazarlık malzemesine dönüştürülmüşse, o makamda meşru bir şekilde oturmaya devam edilemez.
İşte sel felaketinin ardından sokağa çıkan TKP ile İzmir'de yaşanan bu siyasi çürüme arasındaki temel karşıtlık burada belirginleşiyor. Bir tarafta her koşulda anlatacak bir mağduriyeti olanlar; diğer tarafta yapılacak işi olanlar. Bir tarafta makamını düşünenler; diğer tarafta halkın derdini kendi derdi bilenler.
Çünkü bu anlayış insanlara yalnızca neye karşı olduğunu söylemiyor; ne yapılması gerektiğini de eylemiyle gösteriyor.
Mesele yalnızca yağmur değil. Mesele, nasıl bir kentte yaşadığımız ve bu kentin kimin çıkarlarına göre kurgulandığıdır. Mesele, halkın yaşamını ve güvenliğini mi, yoksa sermayenin kârını mı öncelediğimizdir. Mesele; siyasetin koltukları korumak mı, yoksa insanların hayatına sahip çıkmak mı olduğudur.
Yağmur dinince hayat devam edecek ama yakınlarını, evini, yılların emeğini yitirenler için hiçbir şey eskisi gibi olmayacak. Bizim görevimiz birkaç gün sonra her şey unutulmuş gibi davranmak değil; bir sonraki yağmurda aynı acıların yaşanmaması için hesap sormak, kentlerin rantın insafına bırakılmasına karşı durmaktır.
Paranın saltanatı varsa, halkın da TKP'si var.

Kaynaklar: kocaelihalkgazetesi.com
Haber metni ve görseller kocaelihalkgazetesi.com sitesine aittir; tam içerik kaynak sitede yayınlanır.
Haber Künyesi
Kategori: Hava · Bölge: Kocaeli/Başiskele
Yayın: 18 Ekim 2026 18:38 · Kaynak: kocaelihalkgazetesi.com
Kaynağı Oku ↗
Paylaş: X WhatsApp