Habermetrik
← Ana Sayfa
03 Kasım 2026 06:18
✍ Editör: Habermetrik · Editör Politikası

Sen isteseydin “O” verirdi!

Sen isteseydin “O” verirdi!
Görsel kaynağı: duzceninsesi.com.tr
⏱️ 5 dk okuma 🛡️ %85 Doğruluk · 1 Kaynak
WhatsApp Paylaş
⚡ 30 Saniyede Özet Habermetrik Yapay Zeka Özeti
  • Gelin bugün sizinle dertleşelim
  • Emekli olmazdan önce görev yaptığım kurumda başımdan geçen bir hikayeyi sizinle paylaşmak isterim

Gelin bugün sizinle dertleşelim. Emekli olmazdan önce görev yaptığım kurumda başımdan geçen bir hikayeyi sizinle paylaşmak isterim. Bir gün, Düzce Anaokulunda görev yapan bir öğretici arkadaşımız görev yaptığım kuruma geldi ve "Tezhip" kursu açmak istediğini söyledi.

Görev yaptığım kurumda o güne kadar böyle bir kursu bırakın açmayı adını bile duymamıştık.

E haliyle insan düşünüyor tabi, nasıl olacak bu iş diye? Arkadaşa açık açık sordum: "Hocam, biz bugüne kadar böyle bir kurs açmadık. Nasıl bir kurs olduğunu da bilmiyoruz. Kursiyeri nereden bulacağız?" Arkadaş hazırlıklı gelmiş.

Yaptığı bütün çalışmaları önüme koydu ve tek tek gösterdi. Bu kursu açmayı kabul ederseniz "Kursiyerleri ben bulurum müdürüm" dedi. Meğer çalıştığı anaokulundaki öğretmen arkadaşları ile daha önceden konuşmuş, hazırlıklı olarak gelmiş kuruma. "Böyle bir kurs açılırsa seve seve geliriz" demişler.

"Peki" dedim, "Siz anaokulunda öğreticisiniz, bu branşta kurs açmaya yetkiniz var mı?" Yüzünde kendinden emin bir tebessümle; "sayın müdürüm, siz benim orada öğreticilik yaptığıma bakmayın, ben Güzel Sanatlar Fakültesi mezunuyum!" dedi.

İşte o fedakar öğretmenimiz sayesinde Düzce’de o dönem, pek çok kişinin adını bile bilmediği Tezhip, Hat, Minyatür, Yağlı Boya Tekniği Resim, Kara Kalem vb. kursları açtık. Peki sonra ne mi oldu? O kurslar yaklaşık 35 yıldır sadece Düzce’de değil, tüm Türkiye’de açılan ve büyük rağbet gören kurumsal birer model haline dönüştü.

Başarılı olmanın tek şartının; kursu açmak isteyen öğreticinin de, o imkanı sunacak olan kurum idarecilerinin de gerçekten istekli ve gayretli olması gerektiğini gördüm. Gerisi çorap söküğü gibi geliyor.

İşin aslı, yürekten istemeyi ve inanmayı pek beceremiyoruz galiba. Birçok kişinin bildiğine inandığım eski bir köy kıssası bize bu teslimiyeti çok da güzel anlatır: Zamanın birinde bir Ağa, köyüne güzel bir konak ve ev yaptırır.

İş, kazasız belasız bitince içinden köylüye bir ziyafet vermek gelir. "Bütün köylüye güzel bir ziyafet sofrası hazırlayın ama herkes gelsin" der. Adamlarını da sıkı sıkı tembihler: "Köyün 7'den 70'ine, kadınından erkeğine, akıllısından delisine kim varsa çağırın." Yani lafın gelişi değil ha, hakikaten köyün delisini de masaya buyur eder.

Köylü gelir, izzet ikramla karınlarını bir güzel doyurur. Herkes dağılırken Ağa adamlarına seslenir: "Şu deliyi çağırın bakalım. Sorun ne istiyorsa, bugünün şerefine ona istediğini verin." Adamlar deliye sorar, "Var mı bir isteğin?" Deli şöyle bir etrafa bakınır, Ağa’nın bahçesinde duran bembeyaz, bakmaya doyulmaz, binmeye kıyamayacağınız kadar asil bir at görür. Doğrudan parmağıyla işaret eder: "Ben onu istiyorum."

Ağa’ya durumu ilettiklerinde Ağa hemen nefsine kapılarak; "Olur mu öyle şey? O benim en kıymetlim, göz bebeğim, vermem!" der. Deliye başka şeyler teklif ederler ama o inatçıdır: "Yok, başka bir şey istemem. Verecekse onu versin." Mudanasızdır da, arkasını dönüp yürür gider.

Gider ama bir yandan da kendi kendine bir şeyler mırıldanmaktadır. Ağa meraklanır, adamlarına "Gidin arkasından dinleyin, ne diyor bu?" der. Adamlar peşinden gidip dinlerler ki deli sürekli şunu tekrarlıyor: "Sen isteseydin verirdi. Ağa da kim oluyor ki? Sen isteseydin verirdi. Ağa da kim oluyor ki?"

Bunu duyan Ağa’nın yüreği titrer, adeta gerçeğe uyanır. "Çağırın şu deliyi, verin atı ona!" der. Sevinçle koşan deliye atın yularını teslim ederler. Deli atı almış giderken, Ağa adamlarına yine "Bakın bakalım, şimdi ne söylüyor?" der.

Adamlar arkasından yürür, deli bu kez atın yularını tutmuş yürürken şunları mırıldanmaktadır: "Sen istedin de verdi. Ağa da kim oluyor ki? Sen istedin de verdi. Ağa da kim oluyor ki?!"

İşte insan hayatı tam olarak budur. Biz bir şeyleri isteriz ama hemen "şunun yüzünden olmaz", "bunun yüzünden imkansız" diyerek dünyevi sebeplere takılıp kalırız. Oysa o meczubun safiyetiyle, adanmışlığıyla istemek lazım.

"Sen isteseydin verirdi; o, bu, şu, o sebepler ne oluyor ki?" diyebilmek ve işimiz olduğunda da "Sen istedin de verdi; karşıma çıkan o suni engeller ne oluyor ki?" diyerek şükretmek gerekir. Niyetimiz hayır olsun ki, akıbetimiz de hayır olsun.

Sözün özü, neyin bizim için hayırlı olduğunu her zaman kestiremeyiz. Hani derler ya: Bir zamanlar birisi Allah’tan bir çiçek ve bir de kelebek dileyerek dua etmiş. Fakat Allah bunların yerine ona bir kaktüs ve bir tırtıl vermiş.

Adam ilk başta hayal kırıklığına uğramış, "Ben ne istedim, bana ne geldi" diye üzülmüş. Gel zaman git zaman, o batan kaktüsün tepesinde dünyanın en nadide çiçeği açıvermiş; o çirkin gördüğü tırtıl ise kabuğunu yırtıp rengarenk bir kelebeğe dönüşmüş. “İstekleriniz, her zaman ihtiyaçlarınız değildir!”

Anlayacağınız, bugün canınızı acıtan diken, aslında yarın açacak olan o çiçeğin koruyucu zırhıdır. Bugün gözünüze hoş gelmeyen o böcek, yarının estetik harikası kelebeğidir. Hayatın akışında sebepler dairesinde boğulmadan, elimizden gelen tüm gayreti gösterip gerisini Mutlak İradeye yani Allah’a bırakmak gerekir. Çünkü Allah, seçimi ve sonucu O’na bırakanlara her zaman en iyisini verir! Hoşça kalın.

💬 Habere Tepkinizi Belirtin:
Habermetrik WhatsApp Kanalına Katılın

Günde en fazla 3 kritik gelişme. Bildirim kirliliği yok, anında bilgi.

Kanalı Takip Et →
Kaynaklar: duzceninsesi.com.tr
Haber metni ve görseller duzceninsesi.com.tr sitesine aittir; tam içerik kaynak sitede yayınlanır.
Haber Künyesi
Kategori: Ekonomi
Yayın: 03 Kasım 2026 06:18 · Kaynak: duzceninsesi.com.tr
Kaynağı Oku ↗