PAPAZ OLMAK
Papaz, haham, imam olmak... Din görevlisi olmak anlamında... Dilimizde ‘papaz olmak’, iki kişinin arasının bozulması, aralarında bir anlaşmazlık, sürtüşme çıkması, husumet yaşanması, bir tartışma sonucunda bağların kopması anlamında...
Osmanlı döneminde farklı inançlara sahip topluluklar bir arada yaşarken, müslüman halkın kadı veya mahkemelerdeki hukukî süreçlerde ya da günlük ticarette gayrimüslim din adamlarıyla (papazlarla) bazen çıkar çatışması veya idarî sorunlar yaşanırmış... İki taraf arasında yaşanan bu didişmeler ve anlaşmazlıklar zamanla ‘papaz olmak’ şekline dönüşmüş...
‘Papaz olmak’ ifadesinin, iskambil oyunlarına (özellikle papazkaçtı gibi oyunlara) dayandırılması da söz konusu... Oyunda istenmeyen, ele geçmesi durumunda kaybedilen kartın ‘papaz’ olması, insanların bu kartı görünce gerginlik yaşaması veya ellerinde patlamasıyla ilişkili...
‘Papaz olmak’, kültürümüzde hoşnutsuzluk oluşturma, karşı karşıya gelme ve çatışma durumlarını dile getirmek maksadıyla kullanılmakta...
Günümüzde ‘papaz olmak’, dijital etkileşim hızıyla saatlere inmiş durumda... Bu, anlam yorgunluğuna neden... ‘Cavcav’, ‘papaz olmak’; dilimizin bir durumu en kestirme ve en renkli yoldan anlatma becerisinin bir kanıtı...
Bu, dilli düdük olan birinin, zembereğinin boşalıp kendisiyle aslında papaz olması... Manevî bir liderin toplum nezdinde itibar kazanması, güven inşa etmesi ve ‘imam, haham ve papaz’ olarak kabul edilmesi yıllar gerektiren bir vetire/süreç...
Teolojik eğitim, topluluk önünde vaazlar, düğünler, cenazeler ve birebir rehberlikler… Bu, sabır ve derinlik gerektiren bir durum... Günümüzde dijital etkileşim hızı, her bir geleneksel zaman algısını yerle yeksan etti...
Aynı şekilde işlerin, iletişimin, ilişkilerin bozulması (papaz olunması) da öyle... Artık ‘papaz olmak’ an meselesi... Papaz olmanın iyi ve kötü anlamdaki versiyonları için birçok dijital platform mevcut... YouTube kanalı, TikTok, WhatsApp, Telegram, X (Twitter) ve nicesi...
Birkaç saatlik bir etkileşim patlamasıyla ortalık toz duman oluvermekte... Dijital platformlar, geleneksel hiyerarşileri ve kurumsal onay mekanizmalarını devre dışı bırakmış... Üstüne üstlük ‘papaz olmak’, bir etkileşim ve beğeni ekonomisine dönüşmüş...
Günümüz insanın yalnızlığı, anlam arayışı ve hızlı tüketim alışkanlığı, her birimizi ‘dijital papaz olmak’ noktasına getirmiş... Bu denli papaz olmanın ve hızlı yükselmenin ya da alçalmanın ağır bedeli var elbette... Derinlik yerini popülizme, teolojik tutarlılık yerini duygusal tatmine, geleneksel manevî rehberlik yerini etkileşim metriklerine, işler iyiden kötüye ya da kötüden iyiye evrilmiş...
Fazla beğenilme ve tıklanma adına, iyi ve kötü birbirine karışmış... Lafın özü, kendimiz kendimizle papaz olmak aşamasına ulaşmışız... Her bir şey, kuru gürültüsüne ve alkış furyasına kurban edilmiş... Dijital papazlık, öylesine bir illet olmuş ki, birkaç saat içinde tavan yapan bir hâl, birkaç saat sonrasında dibe vurur duruma dönüşebilmekte...
Bir skandal, bir yanlış anlaşılma veya algoritma değişikliği, dijital papaz olmaklılığı, anında ‘sanal canavar’ hâline getirebilmekte...
Mutlu ve sağlıklı bir iletişim ve doğru ilişkiye dayalı bir hayat sürmek için ne yapmalı? Olur-olmaz her yerde papaz olmak mı, yoksa ilk gördüğümüz biriyle sarmaş dolaş olmak mı lâzım? He ikisi de uygun olmayan eylem... Hayat, birçok ikilemle dolu...
Böylesi ahvâlde ikilemler, bireylerin kimliklerini, değerlerini ve hayatlarını şekillendiren önemli unsurlar... ‘Papaz olmak’ ve ‘sarmaş dolaş olmak’, irade eksiliğinin kanıtı olsa gerek... ‘Papaz olmak’; bir kişinin geleneksel, kuralcı ve disiplinli bir hayat tarzının dışında hareket etmesi bir bakıma...
‘Papaz olmak’, toplumun belirlediği normlara uygun olmayan bir hayat sürmenin, sorumluluktan kaçmanın, kavga etmenin ve etik değerlere ters düşmenin adı... Her konuda papaz olmayı marifet zanneden; toplumsal saygınlığını yitirir, kendini kendisi bitirir...
Kurallara ters düşer, bireylere güvensizlik ve istikrarsızlık hissi verir... Belirli bir düzene sahip olamaz... Hayatın belirsizliklerine karşı hazırlıksız olur... Kendini geliştiremez... Onunla bununla sürekli papaz olan, kendi dünyasını cehenneme dönüştürür...
Kavga üzerine kurgulanan ve konuşlandırılan bir hayatın esiri olur... Sarmaş dolaş olmak da öyle... ‘Sarmaş dolaş olmak’, her ne kadar daha özgür, spontane ve duygusal bir hayat tarzı gibi de olsa, aslında, papaz olmanın farklı bir versiyonu...
‘Sarmaş dolaş’ hayat tarzı; bireylerin kendi arzularını, duygularını ve içsel ihtiyaçlarını ön planda tutmalarına neden durum... Papaz olmak ve sarmaş dolaş olmak arasındaki gelgitler; bireylerin, hayatlarında çokça karşılaştıkları hâl...
Önemli olan, dengeli ve istikrarlı bir hayat tarzı... Bu; toplumsal normlara uyum sağlayabilmek demek... Sosyal ilişkilerde, iletişimde ‘papaz olmamak’ ve iletişimi yıpratıcı kavgalardan uzak tutmak; hiç tartışmamak demek değil...
Aksine, tartışmayı bir güç savaşına dönüştürmemek... Sağlıklı bir iletişim için, köprüleri yakmadan konuşabilmek gerek... ‘Sen’ dilini bırakıp ‘ben’ diline geçmek lâzım... Kavgaların en büyük tetikleyicisi, karşı tarafta doğrudan savunma mekanizmasını uyandıran suçlayıcı ifadeler...
Sözlerimizi muhatabımızın açıkları üzerinden değil, kendi hislerimiz üzerinden kurmak ortamı sakinleştirir... Haklı çıkmaya değil, karşımızdakini anlamaya çalışmalıyız... Tartışma, kazananı ve kaybedeni olan bir yarış gibi algılanmamalı...
Karşı taraf konuşurken vereceğimiz cevabı tasarlamak yerine, gerçekten ‘ne hissetti de bu noktaya geldi?’ sorusuna odaklanmak gerekli... Tartışma, haklı çıkmak için değil, bir çözüme ulaşmak için yapılmalı... Tartışmada ‘tencere kapak’ sendromundan (rol kilitlenmesinden) kaçınılmalı...
İlişkilerde zamanla roller kemikleşebilmekte... Bu yüzden, biri sürekli talep eden/eleştiren, diğeri ise sürekli kaçan/duvar ören konumuna gelebilmekte... Bu kilitlenme fark edildiğinde, hemen bu döngü kırılmalı... Karşı taraf geri çekildiğinde üzerine gidilmemeli...
Öfke, beynimizin mantıklı düşünen kısmını devre dışı bırakır ve bizi ilkel bir ‘savaş ya da kaç’ moduna sokar... Nabzımızın yükseldiğini ve kelimelerin sertleştiğini fark ettiğimizde, papaz olmaktan vazgeçmemiz gerekli...
‘İkimiz de gerginiz ve birbirimizi kırmamız doğru değil.’ deyip, tartışmayı ertelemek/ötelemek, mola vermek, kahve içmek en doğrusu... Mesele, aslında, geçmişin defterlerini açmamak olmalı... Tartışırken, dağarcığımızdaki eski kırgınlıkları, eski hataları-yanlışları ortaya dökmek; ‘papaz olmak’ demek...
Varsayımlarla değil, gerçeklerle hareket edilmeli... Zihnimizi, kötü senaryolarla doldurmaya gerek yok... İlişkiyi ayakta tutan şey, kriz anında gösterilen hassasiyet ve üsluptur... Karşımızdaki insanı düşman olarak değil, aynı ekibin bir paydaşı olarak görmeye başlayabilmek mühim...
Günde en fazla 3 kritik gelişme. Bildirim kirliliği yok, anında bilgi.
Kategori: Yangın · Bölge: Aydın/Efeler
Yayın: 28 Ekim 2026 08:21 · Kaynak: mansetaydin.com