Bezdiren yoksulluk,azdıran varsıllık ikilemi
- Yıllar önce gittiğim bir Cuma Namazı’ydı sanırsam, janti giyimli hoca mikrofonik etkileyici sesiyle bu duayı etmiş, tüm cemaatte, hep bir ağızdan aminnn!
Yıllar önce gittiğim bir Cuma Namazı’ydı sanırsam, janti giyimli hoca mikrofonik etkileyici sesiyle bu duayı etmiş, tüm cemaatte, hep bir ağızdan aminnn! Demiştik:” Bezdiren fakirlikten olduğu kadar azdıran zenginlikten de bizleri muhafaza buyur ya Er Rezzak”
İlk kez o hocadan işittiğim dua üzerinde zaman zaman düşünüp durdum, bu duada vurgulanmak istenen neydi diye. Öncelikle fukaralığın bezdirici olanına kafa yordum, düşüncelerim beni rahatsız edici bir yere götürdü. Günlük,temel insani ihtiyaçlarını karşılamakta her gün zorluk yaşayanları aklıma getirdim.
Birini bulsa diğerlerini bulamayan, misalen; evinin yiyeceğini iyi kötü temin etse, kirasını yahut faturalarını çıkaramayan, üç günlük hayatlarını bitiş çizgisi olmayan bir engelli koşuda tüketenleri düşündükçe içimi hafakanlar bastı hala da basar. En nihayet; bezdirici yoksulluğun zamanla düzelip, refaha ve bolluğa evrilmeyen lanet bir yapısı olduğu sonucuna vardım.
Oysa hep demezler miydi;bugün olmazsa yarın olur diye,yoksulluğun bezdirenine mahkum olanların durumu yarınlarda da pek düzelmiyormuş demek onu anladım.
Olumsuz, sevimsiz, fakat yekpare bir kavram olarak bilinen fakirliğin kendi içinde dereceleri ve çeşitleri de varmış esasında. Sürelisi,süresizi, bir şekilde idare edilip alışılanı yahut idare edilip alışılması mümkün olmayanı,gizlisi açığı, yalanı gerçeği vesaire.
Hocanın ettiği duada anlatmak istediği fakirliğin en berbat hali galiba. İnsanların bir kısmı kendi yağıyla kavrulup giderken bu imkana dahi sahip olamayanların acıklı halini isabetle tasvir ediyor bu tanımlama. İçine düştüğü yoksulluk batağından yılan,bıkan, illallah deyip yaka silken ama kurtuluşun çaresini de bir türlü bulamayan bedbahtları işaret ediyor.
‘Azdıran zenginlik’ ise tam tersi ve bambaşka anlam alanına sahip bir kavram. Hoca’nın vaazında Allah’ın rızık dağıtıcı sıfatına vurgu yaparak belirttiği gruba dahil olanların durumu da bir başka fecaati anlatıyor. Bir parça ekmeği kolaylıkla bulamamaktan muzdariplerin karşısında nedensiz ve hesapsız bir bolluğun içinde ne yapacağını şaşırıp, izanlarını dengelerini yitirenlerin hali elbette ibretle seyre değer bir olgudur.
Zenginlik ve yoksulluk çelişkisi insanlık tarihiyle eş bir kavram. Tanrı bazı kullarına nimetlerini cömertçe yağdırırken, bazılarını niye mahrum bırakıyor sorusuna cevap aramak bu makalenin cüssesini aşacağından oralara girmemek en doğrusu. Kaldı ki bunun makul bir cevabı da yok bence, hayatın kanunu böyle deyip geçmekten başka.
Hocanın, yazımıza konu olan şahane duasının, hiç olmadığı kadar ağır ekonomik koşullar altında kitlesel olarak ve adım adım bezdirici bir fukaralığa doğru yürüdüğümüz şu zamanlarda ayrı bir değerinin olduğunu düşünmekteyim. Aldığı maaş kirasına yetmeyen dar ve sabit gelirlinin hali pür melalini anlatmak için çaresizlik ve bezginlik kelimelerinden başka hangi kelimeleri kullansak daha etkili olur sizce?
Napolyon’a atfedilen bir anektod var, duymuşsunuzdur. Mağrur imparator savaşı kaybeden bir generaline yenilginin nedenlerini sorar, general çok sebep var der, Napolyon ise ilkini söylemesini ister, adamcaz da cephanemiz tükendi deyince Napolyon gerisini anlatma artık karşılığını verir.
Gelirinin, barındığı evin kirasına bile yetmediğini söyleyen birine beslenmen,giyinmen,sosyaliten vb. ne durumda diye sormak akıl karı mıdır?
Bezdirici bir yoksulluğa giden yolu adım adım ve kitlesel olarak yürüdüğümüz günümüzde, zenginlikleri azdırıcı boyuta taşınmış bir acayip azınlığın marifetlerini dizi film izler gibi dalgın, şaşkın izlemekteyiz. Bu ‘nevzuhur’ azınlığın büyük oranda, kendisine ve namusuna emanet edilen kamu gücünü şahsi çıkarları için kullanan siyasetçi takımından oluşması duyulan acıyı daha da arttırıp katmerleştirmektedir maalesef.
Halkın ekonomik sorunlarını çözüp, onları mümkün olduğunca rahata ve refaha eriştirici politikalar,çalışmalar,eylemler yürütmek için seçilenlerin tüm motivasyonlarının şeytanın bile aklına gelmeyecek yol ve yöntemlerle kendilerini zenginleştirmek olduğunu görmek ne kadar hayal kırıcı değil mi?
Onu seçenler sefalet ve acı içinde kıvranırken kendisi şatafat ve debdebeyle, haramın saltanatını süren halkın temsilcisi olma ayrıcalık ve şerefini gayrı yitirmiştir,böylelerine küfür ve hakaretten başka edilecek söz ne yazık ki yoktur. Bir bakıma dünya; adaletin daima hüküm sürdüğü iyi bir yaşam yeri değildir, belki hiçbir zaman da olmamıştır, kötüdür,hoyrattır ve acımasızdır.
Dünyayı güzelleştirip, onu daha adil ve yaşanabilir mekan haline getirecek olan da namuslu yığınların bilinçli ve uzun soluklu mücadelesidir. Ama biz gene de duamızı kendimizce edelim: “Bezdiren yoksulluktan, azdıran varsıllıktan bizleri koru ve bizleri normalleştir Yarabbim”
Günde en fazla 3 kritik gelişme. Bildirim kirliliği yok, anında bilgi.
Kategori: Kültür-Sanat · Bölge: Bursa
Yayın: 30 Ekim 2026 06:38 · Kaynak: bursavar.com