Sürecin dili, Hatimoğulları’nın rolü
- Öcalan’’a atfedilen “Yavuz-İdris-i Bitlisi ittifakı” referansı büyük tartışmalara yol açtı
- Bu tartışmayı sadece “kim ne dedi” polemiği olarak görmek, meselenin asıl önemini kaçırmak olur
Türksat: 4A Frekans: 12457,5 Sembol: 30000 Polarizasyon: V(Dikey) FEC: 2/3 Öcalan’’a atfedilen “Yavuz-İdris-i Bitlisi ittifakı” referansı büyük tartışmalara yol açtı. Bu tartışmayı sadece “kim ne dedi” polemiği olarak görmek, meselenin asıl önemini kaçırmak olur.
Çünkü konuşulan şey, yaşadığımız tarihsel sürecin, dönemecin hangi dille, hangi hafızayla inşa edileceği. Yavuz Sultan Selim ile İdris-i Bitlisi arasındaki 16. yüzyıldaki işbirliği, kuru bir tarih sayfası değil. Bu işbirliği Anadolu’daki Alevi nüfusa yönelik ağır bir şiddet dönemiyle de anılır – ki Alevilerin coğrafyanın tümünde çeşitli tezahürler ile zulme uğramasının başladığı ve yüzyıllardır müesseseleştiği bir işbirliğidir.
Bugün bu ittifaka olumlu bir atıf yapıldığında, bunu duyan bir Alevi vatandaş için mesele akademik bir tartışma değildir; atalarının hafızasından kendi hafızasına aktarılan bir travmanın yeniden canlanmasıdır. Bu nedenle, kaynağı ve bağlamı ne olursa olsun, bu tür tarihsel referansları güncel bir siyasi model ya da örnek olarak sunmaktan kaçınmak gerekiyor.
Ama bu referans (kaynağı ne / kim olursa olsun) gündeme geldiğinde bunu tartışan, görüş bildiren, tartışmanın muhatabı olanlara yönelik olarak ifrat ile tefrit arasında gidip gelmekten de kaçınılmalı. Elli üç Alevi aydının yayınladığı bildirge, “sürece karşı çıkış” değil, meşru kaygılar taşıyan ve süreçte alınacak yol düşünüldüğünde zamanlaması uygun bir uyarıdır.
Ne var ki Alevilerin bu haklı hassasiyetinin, yanlış bir hedefe yönlendirilmesi riski de var (bunu yapmak isteyenler var). İddia konusu tartışmalı tutanakların doğruluğu belirsizken ve DEM Parti bizzat bu yaklaşımı benimsemediğini açıkça ifade etmişken, partiyi ya da yetkililerini bu söylemin sahibi ilan etmek stratejik bir hatadır.
DEM Parti, kuruluşundan bu yana toplumsal çeşitliliğe (Kürt, Alevi, sosyalist, laik kesimlere) dayanan geniş bir tabana yaslanıyor. Bu partiyi “Sünni-Kürt ittifakı”nın taşıyıcısı gibi göstermek, hem gerçeği çarpıtır hem de sürecin en güçlü toplumsal destekçilerinden birini gereksiz yere yıpratır.
Eleştiri, isabetli bir şekilde söyleme yönelmeli; kişilere ya da partiye değil. Bu noktada özellikle DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları’’nın hedef gösterilmesi, hem haksız hem de stratejik açıdan büyük bir hata.
Hatay Samandağ doğumlu bir Arap Alevi olan Hatimoğulları, tartışmalı referansın failiymiş gibi sunulmak yerine, neden meselenin çözümünde en kritik köprülerden biri olarak görülmüyor? Bu tartışmanın bir başka boyutu da sınırların ötesinde.
Suriye’deki dönüşüm sürecinde, kimi kötü niyetlilerce Nusayri ismi ile anılan (Arap) Alevi toplumu ağır bir baskı, belirsizlik ve güvensizlik yaşıyor. Türkiye’deki Alevi toplumunun tarihsel hassasiyetleri ile Suriye’deki Alevilerin bugün yaşadığı somut baskı arasında, görmezden gelinemeyecek bir paralellik var.
Hatimoğulları uzun bir süredir Suriye’’deki (Arap) Alevi toplumunun maruz kaldığı saldırılarla ilgili ses yükselten siyasetçilerden biri. Üstelik bugün Suriye’’de kritik bir pencere açık: SDG’’nin feshedilmesinin ardından, Suriye Kürt hareketinin lideri Mazlum Abdi, Şam yönetiminde Ahmed eş-Şara’’nın “Kürt işlerinden sorumlu cumhurbaşkanlığı danışmanı” olarak göreve başladı.
Bu, Kürt hareketinin Şam’’daki yönetime sadece Kürtler ile ilgili değil, başka başlıklar ile de ilgili sözünü duyurabileceği bir mekanizmanın var olduğu anlamına geliyor. Hatimoğulları’’nın bir siyasetçi ve bir partinin eş genel başkanı olmasının yanısıra yaşadığımız bu kritik süreçte kritik rol almış isim olarak hem Türkiye’’deki Kürt hareketi hem de mensubu olduğu Arap Alevi camiasıyla kurduğu bağ, tam da bu eşikte bir Kürt-Alevi diyaloğunu başlatabilecek bir fırsat sunuyor.
Kürt hareketi, Abdi’’nin danışmanlık koltuğunu da kullanarak Şam’’da Alevilerin güvenliği ve temsili konusunda ağırlık koyabilir, koymalıdır da. DEM Parti’nin bu yönde çaba göstermek için zemin arayışı içinde olduğu da tahmin edilebilir.
Bu nedenle bu tartışmada Hatimoğulları’’nı (Abdülkadir Selvi gibi) hedefe koyan kötü niyet sahiplerinin özellikle yapmak istediği şekilde bir zafiyet noktası gibi sunmaya çalışanlara karşı yapılması gereken şey onu savunmakla sınırlı kalmamalı. Onun bu çok yönlü konumundan (hem Türkiye’’de hem Suriye’’de) Kürt-Alevi diyaloğunu güçlendirmek için fiilen yararlanılabilir.
Burada tekrar etmekte fayda var: bu tartışma, barış sürecinin olup olmaması gerektiği üzerine bir tartışma değil sürecin hangi anlatı ve anlayış ile inşa edileceğine dair bir eleştiri / uyarı üzerine başlayan tartışmadır ve olması gereken de budur. Bu nedenle bildiri sürece “hayır” bildirisi olarak değil “doğru zeminde ilerlenmesi gerekir” uyarısı olarak okunmalı.
Bu bildiri ve daha sonra bu bildiriye destek amaçlı imzalanan bildirilerde dile getirilen kaygıları devletinden Kürt hareketine kadar sürecin siyasi aktörlerinin ciddiye alıp kapsayıcı bir dile geçme sorumluluğu var. Kapsayıcı bir barış dili ise; yani Kürt’ü de, Türk’ü de, Alevileri de dışarıda bırakmayan bir dil ancak farklı toplulukların tarihsel hafızasına saygı göstererek kurulabilir.
Kısaca Türkiye’’de yürütülen barış sürecinin sağlıklı bir şekilde ilerlemesi, yalnızca ülke içindekileri değil, bölgedeki Alevi nüfusun geleceğini de ilgilendiriyor. Bu nedenle, hem Türkiye’’deki Alevi örgütleri ile hem de Suriye’’deki Alevi toplumu ile doğrudan, saygıya dayalı bir diyalog hattının kurulması, sürecin bölgesel meşruiyeti açısından da önem taşıyor.
Tülay Hatimoğulları gibi isimlerin önemi burada daha da belirginleşiyor. Bugün ihtiyaç duyulan şey, ne bu tartışmayı büyütmek ne de görmezden gelerek geçiştirmek. İhtiyaç duyulan, geçmişin yaralarını unutmadan geleceğe dair umudu büyüten bir olgunluk.
Barış, ancak bu olgunlukla kalıcı olabilir. İlke TV'yi, Google'da tercih edilen kaynak olarak ekleyin İlke TV’nin özel haberlerini ve güncel gelişmeleri anında takip etmek için tıklayarak WhatsApp kanalımıza abone olabilirsiniz. * ilketv.com.tr’de yayımlanan yazılar, yazarların görüşlerini yansıtmaktadır.
Yazılar İlke TV’nin kurumsal bakışıyla örtüşmeyebilir. Yazıların tüm hukuki sorumluluğu yazarlarına aittir. DEM Parti’den operasyonlara tepki: ‘Sürece zarar veren uygulamalardan vazgeçilmeli’ 15 Eylül 2026 14:13 Fransız Milletvekili Arnaud Saint Martin’den Abdullah Öcalan ile görüşme talebi 15 Eylül 2026 14:04 MHP’li Feti Yıldız’dan, yeni kurulacak siyasi partilere ‘üye sayısı şartı’ önerisi 15 Eylül 2026 13:59 Suudi Arabistan’dan vatandaşlarına üç şehir için ‘tehlike’ uyarısı 15 Eylül 2026 13:49 14 barodan erişim engellerine karşı ortak açıklama: ‘Barış ile demokratikleşme birbirinden ayrı düşünülemez’ 15 Eylül 2026 13:40 DEM Parti’den operasyonlara tepki: ‘Sürece zarar veren uygulamalardan vazgeçilmeli’ Fransız Milletvekili Arnaud Saint Martin’den Abdullah Öcalan ile görüşme talebi MHP’li Feti Yıldız’dan, yeni kurulacak siyasi partilere ‘üye sayısı şartı’ önerisi Suudi Arabistan’dan vatandaşlarına üç şehir için ‘tehlike’ uyarısı Web sitemizde yer alan haber içerikleri izin alınmadan, kaynak gösterilerek dahi iktibas edilemez.
Kanuna aykırı ve izinsiz olarak kopyalanamaz, başka yerde yayınlanamaz. Adres Kavaklıdere Mah. Paris Cad.
Günde en fazla 3 kritik gelişme. Bildirim kirliliği yok, anında bilgi.
Kategori: Kültür-Sanat · Bölge: Erzurum/Olur
Yayın: 15 Eylül 2026 11:19 · Kaynak: ilketv.com.tr