Habermetrik
← Ana Sayfa
03 Kasım 2026 08:01 · Güncelleme 08:03
✍ Editör: Habermetrik · Editör Politikası

PKK yöneticisi Karasu'dan Öcalan için'umut hakkı' çıkışı

PKK yöneticisi Karasu'dan Öcalan için'umut hakkı' çıkışı
⏱️ 10 dk okuma 🛡️ %85 Doğruluk · 1 Kaynak
WhatsApp Paylaş
Hukuki not: Hassas içerik: doğrulama düzeyi editör onayından geçmiştir; detaylar adli/kurumsal açıklamalara bağlıdır.

Medya Haber TV’de gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulunan KCK Yürütme Konseyi Üyesi Mustafa Karasu, yeni süreçte atılması gereken adımlara ve PKK lideri Abdullah Öcalan'ın konumuna dair açıklamalarda bulundu. MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin grup toplantısında yaptığı çağrıları hatırlatan Karasu, Kürt sorununun çözümünün Öcalan olmadan ilerleyemeyeceğini ifade etti.

Çatışmasızlık durumunun tek başına "negatif barış" anlamına geldiğini belirten Karasu, kalıcı bir çözüm için yasal ve hukuki adımların şart olduğunu dile getirdi. Sürece dair değerlendirmelerini şu sözlerle sürdürdü:

"Çatışmasızlığın sonlanması negatif barıştır. Pozitif barış, sorunun tümden çözülmesi, bir daha geçmişte yaşanan sorunların çıkmaması için gerekli hukuki yasal adımların atılmasını gerektiriyor. Bu süreçte de Önder Apo’nun özgürleşmesi gerekiyor."

Devlet Bahçeli'nin çağrısını ve son dönemde yapılan tartışmaları hatırlatan Karasu, Öcalan'ın tecrit koşullarının ve statüsünün değişmesi gerektiğini savundu. Karasu, Öcalan'ın rolünün resmiyet kazanmasının önemine dikkati çekerek şunları kaydetti:

"Eğer bu sorun çözülecekse, Kürt sorunu 100 yıllık, 50 yıllık sorun ise o zaman Kürt halkının başmüzakerecimiz dediği Önder Apo ile durumun farklılaşması lazım. Önder Apo ile görüşmelerin artık öyle kapalı, gizli olmaktan çıkması gerekiyor.

Önder Apo’nun rolünün açıkça ortaya konulması gerekiyor. Önder Apo artık görüşmeleri bu sorunun muhatabı olarak, başmüzakerecisi olarak yapması gerekiyor."

Öcalan'ın 28 yıldır cezaevinde tutulduğunu hatırlatan Karasu, umut hakkının uygulanmasının herhangi bir aşamaya bağlı olmadığını ve doğrudan siyasi iktidarın kararına dayandığını belirtti. Konuya ilişkin şu ifadeleri kullandı:

"Devlet Bahçeli söz verdi. Umut hakkı uygulanacak dedi. Kaldı ki umut hakkının uygulanması açısından sürecin şu aşaması bu aşamasına gelmesi de gerekmiyor. O hemen uygulanabilir. Bu iktidarın tasarrufu altındadır... Artık gelinen aşamada Önder Apo özgür çalışır hâle gelmeden, özgürlüğünün önü açılmadan, fiziki özgürlüğünün önü açılmadan bu sürecin gelişmesi mümkün değil."

Barış Anneleri’nin Ankara’da başlattığı nöbete dikkat çeken Karasu, Barış Anneleri’nin Kürt halkı açısından büyük önemi olduğunu, annelerin 50 yıllık mücadelenin içinden geldiğini söyleyerek, “Bu sürecin acısını çekmişler. Çocuklarını kaybetmişler, kardeşlerini kaybetmişler.

Ya da yaşamları altüst olmuş anneler. Bu açıdan Barış Annelerinin eylemi derken, Barış Annelerini söylerken tabii ki düşünmek gerekir. Barış Anneleri Kürt halkının vicdanıdırlar. Kürt halkının iradesidirler. Aslında bugün Kürt halkının iradesini temsil eden en temel değerlerden biri Barış Anneleridir.

Onların sözleri de önemlidir, istemleri de önemlidir, tutumları da önemlidir. Bu bütün halkı temsil ediyor. Bütün halkla ilgili bir konudur. Ve bütün Kürt halkı da Barış Annelerinin iradelerini, sözlerini, tutumlarını çok önemli görüyorlar.

Eğer Barış Anneleri Önder Apo’nun özgürlüğünü istiyorsa, bu bütün Kürt halkının isteğidir. Bütün toplumun isteğidir” diye konuştu.

Barış Anneleri’nin eylemlerinin “bütün Kürt halkının eylemi” olduğunu vurgulayan Karasu şöyle devam etti:

Bütün Kürt analarının, bütün Kürt toplumunun eylemidir. Bu bakımdan Barış Analarının gerçekten Önderlikle ilgili eylemleri çok önemlidir. Önemli bir tutumdur. Bu açıktan açığa iktidara bir çağrıdır. Hatta iktidara bir uyarıdır.

Eğer Barış Anneleri Önder Apo’nun özgürlüğünü istiyor, özgür çalışmasını istiyor, bu yapılmazsa, bu toplumun istemine karşı bir tutum olur. Toplumun tutumuna karşı bir tutum olur. Bu açıdan Barış Annelerinin Ankara eylemi çok çok önemlidir.

Bu şu anlama geliyor. Barış Anneleri artık süreç ilerleyecekse, toplum inanacaksa Önder Apo’nun özgür olmasını istiyorlar. Bunun gerçekten dikkate alınması gerekiyor. Barış Annelerini dikkate almamak, onların sözünü dikkate almamak, açıkça Kürt halkını dikkate almamaktır. Kürt toplumunun duygularını, düşüncelerini dikkate almamaktır.

Bu da tabii ki toplumda iktidarın politikasına, hükümetin politikasına karşı bir olumsuz yaklaşım ortaya çıkar. Bu yönüyle iktidarın ve bütün siyasi güçlerin Barış Annelerinin tutumunu dikkate almaları, Önder Apo’nun özgürlüğü konusunda, umut hakkı konusunda üzerinde durmaları gerekiyor.

Öte yandan Barış Anneleri Önderliğin özgürlüğünü istedikleri gibi, umut hakkının pratikleşmesini istedikleri gibi, zindandaki yoldaşlarımızın da bırakılmasını istiyorlar. Onların çocukları, Barış Anneleri zindandaki herkesin annesidir.

Barış Anneleri sadece kendi çocuklarının anaları değildir. Cezaevinde yatanların hepsinin annesidir.

Tahliyesi ertelenen tutuklulara da değinen Karasu “Şimdi olabilir mi? Türkiye mahkemelerine göre cezası bitmiş ama bırakmıyorlar. Bu 12 Eylül’de bile yoktu. Faşist Kenan Evren’in darbesi döneminde de cezasını yatanlar veya Türk mahkemelerinde verilen cezayı dolduranlar, o kadar yıl içeride yatanlar, hemen bırakılırdı.

Şimdi bu olacak bir şey değil. Bu açıktan açığa hukuk mukuk değil. Aslında bu yaklaşım şunu gösteriyor. Kürtler söz konusu olduğunda hukuk değil, siyasi irade. O andaki iktidar ne istiyorsa öyle olur. Türkiye’de Kürtler için hukuk yoktur.

Önder Apo dedi ya, Kürtler hukuk içinde değil. Gerçekten de hukuk içinde değil. Eğer Kürtler hukuk içinde olsaydı bu uygulamalar olmazdı. Bu uygulamalar Türkiye’de sadece Kürtlere yapılıyor. Kürt gençlerine yapılıyor. Kürt özgürlük mücadelesi içinde olanlara yapılıyor.

O kurulların Kürt özgürlük mücadelesi içinde zindana düşenler dışında kimseye yapıldığını sanmıyoruz. Belki bir iki tane istisna olabilir. Böyle olabilir mi? Otuz yılını bitiriyor. Üç yıl daha, dört yıl daha, beş yıl daha zindanda tutuluyor.

Öte yandan böyle süreçlerde ilk atılan adımlardan biri de tutsakların serbest bırakılması, özgür bırakılmasıdır.

Bu nedir? Bu bir yumuşamadır, bir barış olacaksa, bir anlaşma olacaksa onun zeminini döşemedir. Ama AKP iktidarı bunu yapacağına toplumu daha da tepkilendiren, toplumun sürece karşı inancını zayıflatan bir yaklaşım olan tutsaklara bu tutumu gösteriyor.

Bu tutumun bırakılması lazım. AKP iktidarı bu tutumu bırakmadan Kürtler üzerindeki hiçbir sözü etkili olmaz. Söylediklerinin hiçbirisine inanç olmaz. Zindanlarda bu kadar eziyet olacak, bu kadar şey olacak ama ondan sonra da ben şunu yapacağım, bunu yapacağım diyecek.

Kim inanır ya? Kürtler inanmaz. Kürtler için gerçekten zindandaki insanlar hassas bir meseledir. Çünkü artık zindandaki tutuklular, zindanda kalmak bütün Kürtler için bir sorundur. Neredeyse zindanda kalmayan çocuğu, kardeşi kalmayan aile kalmamıştır” dedi.

Şimdi iç cepheyi güçlendirme politikası yürütürken, hep buna vurgu yapılırken, şimdi kalkıp dışarıda kurulan ittifaklarla kendi konumunu pozisyonunu sağlamlayacağını düşünüyorsa valla bu bir yanılgıdır. İç cepheyi sağlamlaştırmadan dışarıda hangi ittifakı kurarsan kur, bu çok fayda vermez.

Hatta ters sonuçlar bile doğurabilir. Zaten bu kadar ittifak aslında iç cepheyi güçlendirmemenin getirdiği kaygılar sonucudur. Bu bir savaşa hazırlık. Bu kadar ittifak aslında savaşın merkezinde olan Ortadoğu’da böyle savaşlara hazırlık demektir.

Ya da savaş cephelerinde yer almak demektir. Eğer iç cephe güçlü olsaydı, gerçekten Kürt sorununu çözseydi, demokratikleşme adımları atsaydı, Türkiye böyle, şurayla ittifak yaparak, burayla ittifak yaparak kendini kurtarayım, kaygısına düşmezdi, yanılgısına düşmezdi.

Bu açıdan bu ittifaklar, açık söyleyeyim, bu kadar ittifak yapılması, hem bazı dış güçlerin yönlendirmesiyle oluyor. Zaten Tom Barrack açıklamasında dolaylı olarak Türkiye’nin yaptığı ittifaklar bizim bilgimiz dâhilinde, bizim çıkarımızda, bizim politikamızın bir parçasıdır, politikamızın dışında bir şey değildir demiştir.

Bu yönüyle bu ittifak politikası, belki kendini sağlama alma politikası ama diğer taraftan da karşıtlıklar yaratmadır. Her ittifak aynı zamanda bazılarına karşıdır. Evet, devlet ittifak yapabilir, ihtiyaç duyabilir. Ama Türkiye iç cephesini sağlam tutmadığı için kendini zayıf hissediyor.

Bu nedenle çeşitli ittifaklara girmeyi zorunlu görüyor. Daha doğrusu çeşitli düşmanlıkları yaratmayı zorunlu görüyor. Bu duruma düşüyor. Biz ittifak politikalarıyla Türkiye’nin kendi sorunlarını çözeceğini düşünmüyoruz. İç cepheyi güçlendirme politikası doğrudur ama böyle söyleniyor.

Fakat bunun gereklerini yerine getirme yerine, iç cepheyi güçlendirme yerine dışarıda kendine göre cepheler yaratma, bazı cepheler içinde yer almayı tercih ediyorlar. Bunun Türkiye’ye çok fazla faydası olmaz. Türkiye bunların zararlarını görür.”

Türkiye gerçekten demokratik olacak mı? Yoksa birçok Ortadoğu ülkesinde olduğu gibi demokratik olmayan monarşik veyahut da otoriter rejim olarak mı kalacak? Öyle kaldığında Türkiye ne olur? Türkiye nereye gider? Bunu Türkiye’nin de düşünmesi gerekiyor.

Türkiye tarihi, Türkiye halkının mücadele tarihi var. Demokrasi güçlerinin, aydınların mücadelesi var. Emekçilerin mücadelesi var. Kürt halkının özgürlük mücadelesi var. Tüm bunlar Türkiye’nin demokratikleşmesini gerektiriyor.

Türkiye geleceğini demokratikleşmede ilerletebilir. Eğer bir gelecek arıyorsa, Türkiye demokratikleşirse geleceğini güvenceye alabilir. Gelecek ufku parlak olabilir, olumlu olabilir. Bu açıdan Cumhuriyet’in demokratikleşmesi gerekiyor.

Cumhuriyet demokratikleşmeden ama günümüz demokrasi anlayışıyla. Diyelim 200 yıl önce demokrasi anlayışı neydi? Sadece seçimlerdi. Genel ve eşit oyla seçim oluyordu. Onlar aşıldı.

Artık o demokrasi anlayışı aşıldı. Ondan öte, örgütlü topluma dayalı örgütlenme ve düşünce özgürlüğünün olduğu, yerel demokrasinin olduğu bir demokratikleşme olması gerekiyor. Yoksa şimdi işte tartışılıyor ya, bu demokrasi ne getirecek?

Bazılarına göre 100 yıl önceki demokratik anlayış düşünüyor. Veyahut bazı kesimlerin kendine göre demokrasi anlayışını düşünerek konuşuyorlar. Öyle değil. Günümüzdeki demokrasi anlayışı, Önder Apo’nun belirttiği demokratik anlayış, düşünce ve örgütlenme özgürlüğüne dayanan ve yerel demokrasiyi benimsemiş bir demokrasidir.

Bu temeldeki Cumhuriyet’in demokratikleşmesi Türkiye’nin bütün sorunlarını çözer. Sadece Kürt sorununu değil, Alevi sorununu da çözer, kadın sorununu da çözer, bütün sorunlarını çözer. Şunu da belirtelim, bir daha vurgulayalım.

Kürt halkı, bizler, Önder Apo demokrasiden söz ederken sadece Kürtler için söz etmiyor. Bütün Türkiye için demokrasiden söz ediyoruz.

Bazıları şöyle diyor, Kürt sorunu çözülecek ama bilmem diğerleri ne olacak, öyle bir şey olamaz. Türkiye’de demokratikleşme olmadan Kürt sorunu çözülmez ve bizim demokratikleşme derken, Kürt sorununun da, Alevi sorununun da, kadın sorununun da, emekçilerin sorununun da çözüldüğü bir demokratikleşmeden söz ediyoruz.

Demokratik Cumhuriyet derken bunu kastediyoruz. Bu yönüyle demokratik cumhuriyet tartışmaları oluyor, konferanslar oldu, toplantılar oldu. Önemlidir, bir düşünce mayalanması oluyor. Yavaş yavaş Türkiye’de hemen hemen gerçekten demokrasi isteyen herkes, bu cumhuriyetin gerçek anlamda demokratikleşmesini istiyor.

Sadece cumhuriyetle demokrasi olmaz. Şimdi bazı böyle, çok katı, 1920’lerin yaklaşımıyla düşünen bazı ulusalcı kesimler var. Cumhuriyet, cumhuriyet diyor ama demokrasi karşıtıdır.

Öyle cumhuriyet olmaz. O cumhuriyeti savunmak değildir. O cumhuriyetçilik değildir. O gericiliktir. O Kürt karşıtlığı üzerine dayalı bir sistemin devamını istemektir. Bu bakımdan demokratik cumhuriyet derken gerçekten toplumun tabandan örgütlenmesini, örgütlenme ve düşünce özgürlüğünün tam olduğu, farklı kimliklerin, Kürt kimliğinin, Alevi kimliğinin özgürce kendisini ifade ettiği ve yerel demokrasinin olduğu bir cumhuriyettir.

Umuyoruz bu demokratik cumhuriyet tartışmaları toplumda düşünce mayalanması yaratacak. Bu devleti de, iktidarı da etkileyecektir. Çünkü Türkiye’nin başka yolu yoktur. Türkiye ya cumhuriyeti demokratikleştirecektir ya da Ortadoğu’nun bu sıkıntılı coğrafyasında bu sıkıntıları yaşamaya, büyük risklerle, tehlikelerle karşı karşıya kalmaya devam edecektir” diye ifade etti.

Karasu, Şengal’deki entegrasyona ilişkin de şu değerlendirmelerde bulundu: “Tabii konu Êzidîler olunca çok hassasız. Önder Apo da hassas, bizler de hassas. Çünkü Kürt halkının en eski inancı. Büyük bir değerdir. İnançlar da insanlığın birikimidir, değerleridir.

Bu bakımdan Êzidî halkını var etmek, var olmasını sağlamak, özgürce kendisini yaşatması çok önemli. İnanç özgürlüğü temelinde kendi inançlarını yaşatması çok çok önemli.

Çünkü eğer DAİŞ saldırdığında Êzidîlerin bir öz örgütlenmesi olsaydı, Êzidîlerin de askeri örgütlenmesi olsaydı, DAİŞ giremezdi Şengal’e. Êzidîler ölür, hepsi direnirdi. Ama Irak ordusuydu. KDP peşmergeleriydi. Saldırınca geri çekildiler.

Bu bakımdan yerel askeri gücün kalması önemlidir. Kısmi olarak idari olarak da siyasi olarak da belli bir örgütlenmeleri var. Ama bunun da tabii böyle belli kurumlaşmaya, hukuki ve siyasi kurumlaşmaya kavuşması gerekir. Umarız, umuyoruz ki o konuda da bazı ilerleme olacaktır.

Çünkü sadece askeri entegrasyon, YBŞ’nin orduya entegrasyonu yetmez. Êzidîler aynı zamanda farklı bir inançtır. Onların da kendi idari siyasi yapılarının, bir yerel demokrasinin olması gerekir. Biz Êzidî halkının, örgütlü gücünün bunu sağlatacağına inanıyoruz.”

💬 Habere Tepkinizi Belirtin:
Habermetrik WhatsApp Kanalına Katılın

Günde en fazla 3 kritik gelişme. Bildirim kirliliği yok, anında bilgi.

Kanalı Takip Et →
Kaynaklar: habersunum.com
Haber metni ve görseller habersunum.com sitesine aittir; tam içerik kaynak sitede yayınlanır.
Haber Künyesi
Kategori: Siyaset
Yayın: 03 Kasım 2026 08:01 · Kaynak: habersunum.com
Kaynağı Oku ↗