Zonguldak’ın 700 Yıllık İl Olma Süreci Ve Ayrışması
- Osmanlı’da kaza (kadılık) sınırları belirlenirken, bir kişinin oturduğu yerden kaza merkezine gidip gelmesini bir günde tamamlaması göz önünde bulunduruluyordu
- Bu sebeple bölge; Ereğli, Devrek (Hamidiye veya 7 Divan) ve Bartın (12 Divan) olarak üçe ayrılmıştı
Osmanlı’da kaza (kadılık) sınırları belirlenirken, bir kişinin oturduğu yerden kaza merkezine gidip gelmesini bir günde tamamlaması göz önünde bulunduruluyordu. Bu sebeple bölge; Ereğli, Devrek (Hamidiye veya 7 Divan) ve Bartın (12 Divan) olarak üçe ayrılmıştı.
Yerel halkın devlet işlerini halledebilmesi için günübirlik gelip gidebileceği noktalarda devlet kurumlarının bulunduğu kazalar kuruldu. Kadı da buradaydı, mahkemeler de bu kazalarda kurulurdu. O sırada kara yolu, demir yolu gibi toplu taşıma araçları olmadığından insanlar resmî işlemlerini görmek için bu kazalara ya öküz arabalarıyla ya da yürüyerek gidip gelirlerdi.
Zonguldak’tan Devrek’e yürüyerek giden bir kişi 42 kilometre yol katetmek zorunda kalıyordu. Yaklaşık 9-10 saat süren bu yolun gidiş gelişi 20 saat sürmekteydi.
Aynı kişi Zonguldak’tan Ereğli’ye gitseydi, toplamda gidiş geliş için 25 saat yol gidecekti. Bu durumda Zonguldak’taki Kozlu’nun veya çevresinin 7 Divan’a bağlı olması daha mantıklıydı.
Bartın’dan Devrek’e yürüyerek gidecek olanların mesafe olarak yaklaşık 65 km (15 saat) yol katetmeleri gerekiyordu. Bu süre, gidiş geliş olarak 1,5 güne denk geliyordu. O hâlde Bartın ve çevresi ayrı bir kadılık bölgesi olmalıydı.
Bartın, Filyos Vadisi’nden bölge olarak böyle ayrılmıştı. 12 Divan’dan oluştuğu için de 12 Divan Bölgesi deniliyordu.
Çaycuma-Devrek arası 31 km (6 saat), Çaycuma-Bartın arası 38 km (8-9 saat) sürmekteydi. Bu durumda da Çaycuma, Devrek’e bağlı kaldı. Aradaki mesafe bakımından çok fark olmaması, Çaycuma’nın bir ara Bartın’a da bağlanmasını sağlamıştı.
Osmanlı’nın taşra teşkilatlanmasındaki “insani ve lojistik ölçeği”, o dönemin ulaşım şartlarıyla (yaya veya öküz arabası hızıyla) “Divan” sistemini ve kaza sınırlarını bu şekilde belirliyordu.
Batı Karadeniz’e (özellikle Bolu, Zonguldak, Bartın, Kastamonu çevrelerine) has olan bu “Divan” sistemi, lojistik zorunluluktan doğmuştu.
Engebeli Karadeniz coğrafyasında köyler birbirinden uzak ve dağınıktı. Devlet, birkaç köyün birleştiği merkezî noktalara “Divanhane” adı verilen yapılar kurardı. Buralar, halkın idari, hukuki ve dinî (cuma namazı, pazar kurma vb.) işlerini halletmesi için seçilen “günübirlik ulaşım” merkezleriydi.
Filyos Vadisi’nin doğusunda kalan Bartın (12 Divan), Devrek’e veya Ereğli’ye yaya olarak bağlansaydı lojistik bir felaket olurdu (gidiş-dönüş 1,5-2 gün). Halkın mağdur olmaması için Bartın çevresindeki 12 Divan birleştirilerek müstakil bir kadılık/kaza bölgesi yapıldı.
İç kesimde yer alan dağlık ve kanyonlu coğrafyada halkın sahil şeridine inmesi çok zordu. Bu yüzden Filyos Çayı’nın kollarının birleştiği stratejik vadide, 7 Divan’ın bağlı olduğu Devrek kazası (II. Abdülhamid döneminde Hamidiye adını almıştır) kuruldu.
Ereğli ise Antik Çağ’dan beri doğal bir liman ve havza merkezi olduğundan, sahil şeridinin batı kısmını kontrol eden ana kaza olarak yapılandırıldı.
Osmanlı döneminde bugün bildiğimiz anlamda büyük bir “Zonguldak şehri” yoktu.
1840’larda kömür bulunup havza işletmeye açılana kadar Zonguldak, Elvanpazarı ve Kozlu civarı; Ereğli ile Devrek (7 Divan) kazalarının sınırları arasında kalan, nüfusu çok az olan dağınık kıyı köylerinden ibaretti. O dönemde bu bölgedeki köylülerin resmî işler için Devrek'teki (7 Divan) kadıya gitmesi, Ereğli'ye gitmesinden zamansal olarak çok daha mantıklıydı ve öyle de yapılıyordu.
Ne zaman ki kömür ocakları açılmaya başladı, liman yapıldı ve Fransız/Osmanlı sermayesi oraya aktı; Zonguldak lojistik olarak büyüyerek Ereğli ve Devrek'i gölgede bıraktı ve Cumhuriyet Dönemi'nde hepsinin merkezi oldu.
Osmanlı Dönemi'nde eyaletler ve kazalar belirlenirken yerel halkın kültürü ve gelenekleri göz önüne alınmadı. Cumhuriyet Dönemi'nde de il statüsü verilen şehirlerde kültürel, geleneksel, mutfak, şive ve ağız özellikleri dikkate alınmadan tamamen ekonomik düzen ile sınırlar belirlendi.
Türkiye Cumhuriyeti'nde illerin sınırları çizilirken ve yeni iller kurulurken yerel kültür, gelenekler veya konuşma ağızları birinci derecede bir kriter olarak göz önünde tutulmadı.
Cumhuriyet Dönemi'nde il sınırlarının belirlenmesi; coğrafi, kültürel veya linguistik (dil bilimsel) olmaktan ziyade siyasi, idari, askerî ve ekonomik gerekçelere dayanıyordu.
Yeni kurulan ulus devletin en büyük önceliği, ülkenin her köşesinde merkezî otoriteyi tesis etmek ve asayişi sağlamaktı. Özellikle Osmanlı'nın son dönemindeki otorite boşluklarını gidermek adına, geniş topraklara sahip eski Osmanlı sancakları bölünerek daha küçük, merkezden kolayca yönetilebilecek idari birimler (iller) oluşturuldu.
Kültürel ve dilsel bağlardan ziyade, devletin o bölgeyi ne kadar efektif denetleyebileceği önemliydi.
Buna rağmen Türkiye’deki tüm illerin birbirinden ayrı; kültürel, sosyal ve folklorik açıdan ayırt edilebilir şekilde olmasının nedeni, ortak olarak kullanılan siyasi, idari, askerî ve ekonomik gerekçelerdir. 650 yıllık Osmanlı yönetimi ve 100 yıllık Cumhuriyet yönetimi altında bu düzende yaşamaları, insanların ortak kültürünü kendiliğinden oluşturdu.
Zonguldak’a Balkanlar'dan gelip 600 yıl önce yerleşen bir ailenin kökeni konuştuğu ağız ile 300 yıl önce Kafkaslar'dan gelen bir sülalenin konuştuğu ağzın aynı olması, ortak geldikleri yerden getirdikleri ağız yapısından değil, bölgede oluşan konuşma şeklinden kaynaklanıyordu. (Bazı kelimeler ortak Türk lügatinden de gelmiştir. (Örneğin “bıldır”, “geçen sene”.) Bunun yanı sıra, Türklerden önce gelip yerleşenlerin Türk hâkimiyetine girdikten sonra oluşturdukları Türkçe konuşma şeklinden de kaynaklanmıştır. Çok yakın tarihte Fransızların bölgedeki varlığı, somun ekmeğine''francala'' denmesini sağladığı gibi.
Hem Osmanlı hem de Cumhuriyet Dönemi'nde sınırların belirlenmesinde yüksek dağların ve geçitlerin de rolü vardır. Bolu ile Zonguldak arasındaki 2 bin metre üzerindeki sıradağlar, bölgede hem kültürel hem de ağız farklılıkları yarattığı gibi ekonomik olarak da farklı kaynaklarla geçimin sağlanmasına neden oldu.
Zonguldak yüzyıllarca Kastamonu eyaletine bağlı bir yer olmasına rağmen, Kastamonu ile Zonguldak arasında bulunan yüksek tepeler bu iki şehrin insanlarını farklılıklara götürdü. Bu dağların geçit vermemesi, bölgenin birbirine yakınlığından dolayı ortak kültüre sahip olmasını zorlaştırırken farklılıklara da neden oldu.
Batı Karadeniz'in diğer bölgelerden ayrı olarak havza ilan edilmesi, Safranbolu ve Eflani’yi de Zonguldak’ın ilçesi yapmıştı. Safranbolu ve Eflani havzaya dâhil idi. Maden direkleri önemli ölçüde bu bölgeden temin edilmekteydi.
Tarihsel olarak bu üç bölgeyi birbirine bağlayan kader birliği, 1848 yılında taş kömürünün havzada ticari olarak üretilmeye başlanmasıyla gerçekleşti. 1927 yılında Safranbolu ve Eflani, Kastamonu’ya daha yakınken Zonguldak’ın ilçesi oldu.
Bunun, devlet projesi olarak gerçekleşen bir planla 1935 yılında demir yolunun Karabük'ten geçirilmesi ve 1939 yılında kömüre dayalı demir-çelik fabrikasının Karabük'e kurulmasıyla bire bir ilgisi vardı. Demek ki devlet veya o yıllardaki hükûmet, yıllar önce planlanmış bir il haritası öngörmüştü.
1980'li yıllarda Turgut Özal'ın "liberalleşme ve havzanın verimsizleştiği gerekçesiyle gözden çıkarılması" politikası, devletin kömür politikasını da değiştirdi. Bu politikalar Zonguldak ekonomisi daha da önemli oranda çöküntüye uğrattı.
Bu politikaların neticesinde 1991'de Bartın'ın, 1995 yılında da Karabük'ün il yapılmasında herhangi bir sakınca görülmedi. Bu üç bölge, Cumhuriyet ile birleştirilerek bir il yapıldı.
Bugün Bartın il oldu, Karabük il oldu. Ereğli'nin de il olması öneriliyor. Devrek il olmak istiyor.
Kimsenin Zonguldaklı olma derdi kalmadı.
''Çatalağzı il olsun'' desen, Çatalağzı’ndan kimse "Biz Zonguldaklıyız, Zonguldaklı kalmak istiyoruz" demez.
Bu gelişmelere bakıldığında Zonguldak'ın il merkezi olarak statüsünü kaybettiği anlaşılıyor.
Günde en fazla 3 kritik gelişme. Bildirim kirliliği yok, anında bilgi.


Kategori: Kaza
Yayın: 04 Kasım 2026 09:30 · Kaynak: ozgurhalkinsesi.com.tr