Habermetrik
← Ana Sayfa
08 Kasım 2026 10:19 · Güncelleme 10:20
✍ Editör: Habermetrik · Editör Politikası

Polis şiddetine ve engellemelere rağmen: Gençlerin öfkesi toplumsal başkaldırıya dönüştü

Polis şiddetine ve engellemelere rağmen: Gençlerin öfkesi toplumsal başkaldırıya dönüştü
Görsel kaynağı: aydinlik.com.tr
⏱️ 10 dk okuma 🛡️ %85 Doğruluk · 1 Kaynak
WhatsApp Paylaş
⚡ 30 Saniyede Özet Habermetrik Yapay Zeka Özeti
  • Fransa’da liselilerin başlattığı eylemler; üniversiteliler, ebeveynler, işçiler, emekliler ve Sarı Yeleklilerin katılımıyla ülke geneline ve Avrupa’ya yayılan bir halk hareketine dönüştü

Fransa’da liselilerin başlattığı eylemler; üniversiteliler, ebeveynler, işçiler, emekliler ve Sarı Yeleklilerin katılımıyla ülke geneline ve Avrupa’ya yayılan bir halk hareketine dönüştü. 17, 24 ve 31 Ekim’de yüz binlerce kişi sokaktaydı.

5 Kasım genel grevi ile gösteri ve yürüyüşlere katılanların sayısı 1,6 milyona ulaştı. EYLEMLERE KATILIM İKİYE KATLANDI5 Kasım’da Fransa’nın beş büyük sendika konfederasyonu (CGT, CFDT, FO, FSU ve UNSA) tüm Fransa’da genel grev ve yürüyüşler düzenledi.

Yedi haftadır süren eylemler, işçi, öğretmen ve kamu çalışanları sendikalarının bir araya gelmesiyle 1,6 milyon kişinin katıldığı rekor düzeyde bir kitlesel gösteriye dönüştü. Katılım, önceki eyleme göre ikiye katlandı. Başbakan Sébastien Lecornu, pazartesi günü işçi ve işveren sendikalarıyla bir araya gelerek başta asgari ücret olmak üzere satın alma gücünü ele alacakları bir “sosyal konferans” düzenleyeceğini açıkladı.

Hayat pahalılığına yol açan enerji ve akaryakıt krizi ele alınabilir. Hükümetin 2027 bütçesinde gündeme getirdiği 54 milyar avro tasarruf planıyla manevra alanının ne kadar dar olduğu ortada. Üstelik bu tasarruf da kamu hizmetlerinin kısılması, emekli ve memur aylıklarının dondurulması yine bazı sosyal yardımların düşürülmesi veya dondurulmasını içeriyor.

Hükümet ile işçi sendikalarının görüşmesinden bir sonuç çıkmayacağı ortada. RUSYA’YA KALDIRDIKLARI TAŞ AYAKLARINA DÜŞTÜAvrupa bu sefer içinde bulunduğu derin ekonomik krizin altında kalacak. Rusya’ya kaldırdıkları taş kendi ayaklarına düştü.

Uyguladıkları yaptırımlarla Rusya’yı dize getireceklerini düşünüyorlardı. Ama Rusya dimdik ayakta. Kendileri Rusya’nın ucuz gazından oldu. Özellikle Alman ekonomisini ayakta tutan bu ucuz gaz olanağı idi. Enerji kriziyle birlikte ABD ve İsrail’in İran’a saldırıları, İran’ın Hürmüz Boğazı’nı kontrol altına alması ve Bâbülmendep Boğazı’ndaki güvenlik riskleri Avrupa’nın enerji arzı üzerindeki baskıyı artırdı.

Bu gelişmeler, Avrupa’da doğal gaz arzını daraltırken fiyatları da yükseltti. Bugün ABD’den pahalı LNG gazına mahkûm oldu. Fransa’da yedinci haftaya giren bu eylemler, aşağı yukarı aynı talepler doğrultusunda Avrupa’nın çeşitli ülkelerine yayıldı.

FRANSA EKONOMİK AÇIDAN YÖNETİLEMEZ DURUMDAFransa şu anda ekonomik açıdan yönetilemez bir durumda. Halkın yüzde 90’ı ülkenin ekonomik geleceği konusunda karamsar. Kamu borcu milli gelirin yüzde 120’si oranında ve bütçe açığı yüzde 5’in üzerinde.

Siyasi açıdan da darmadağın; Macron, 2024 yılında parlamentoda çoğunluğu kaybettiğinden bu yana kurulan azınlık hükümetleri, bütçeleri geçirmekte bile zorlanıyor. Başbakan Sébastien Lecornu, kendisini “Beşinci Cumhuriyet’in en zayıf başbakanı” olarak nitelendirdi.

Anket şirketi Ipsos Bva’ya göre, Macron’un destek oranı yüzde 15 ile tüm zamanların en düşük seviyesine geriledi. Place de la Republique (Cumhuriyet Meydanı) ParisAvrupa şimdi bunun bedelini ödüyor. Son dört yılda yaşanan enerji ve akaryakıt zamları sanayiden ulaşıma, hane halkının ısınmasından yaşamın her alanına fiyat artışlarına ve hayat pahalılığına yol açtı.

Gençlerin yaktığı ateş halkı ayağa kaldırmada bir katalizör rolü oynadı. Dev uyandı ve ayağa kalktı. Eğitimdeki eşitsizlikler, okullardaki eksiklikler, kamu hizmetlerinin yetersizliği, düşük ücretler ve hayat pahalılığına uzanan talepler, küçük esnafın artan maliyetleri toplumun farklı kesimlerini ortak bir zeminde bir araya getirdi.

Yürüyen yüz binlerin içinde sağ ve milliyetçi kesimde var, sol kesimler de. Yürüyen; canı yanan ekmeği küçülen halk. Önce gençler harekete geçti. Sonra anne ve babalar. Sorunları birbirine bağlıydı. 40 yıldır uygulanan neoliberal ekonomi programları ülkeyi iflasın eşiğine getirmişti.

Bir avuç finans çevresi dışındaki toplumun tüm kesimleri yaşanan bu krizden etkilenmişti.“Genel Grev için Liseliler, Üniversiteliler, Çalışanlar” yazılı pankartHÜKÜMET VE MEDYA SOKAĞA ÇIKAN YÜZBİNLERİ GÖRMEDİ, DUYMADIFakat ne hükümet ne de medya bu yürüyen halkı görmek, onların taleplerini duymak yerine yakan, yıkan, yağmalayan ve polisle çatışan bir avuç provokatörü görmeyi tercih etti. Devlet bu provokatörleri bahane ederek polis şiddetine başvurdu, sokağa çıkma yasaklarıyla gösterileri yasakladı.

Tüm dünyada televizyonlar yanan çöp kutularını, ateşe verilen arabaları, polise molotof atan gençleri; gençleri tazyikli su, biber gazı, ses bombası ve plastik mermi ile püskürtmeye çalışan polisleri gösterdi. Ekranlarda, Fransa’nın dört bir yanında ve Avrupa’nın birçok ülkesinde caddeleri dolduran halk yoktu.

GENÇLERİN TALEPLERİ VE SİYASİ EĞİLİMLERİEylemlere katılan gençlerin talepleri çok açık ve meşru talepler: Okullar yetersiz, sınıflar yıkık dökük, öğretmenler eksik, sınıflar kalabalık, üniversiteye giriş sisteminde fakültelere kabul konusunda yaşanan eşitsizlik, gelecek korkusu. Bütün bu eşitsizlikler ve eksikler daha çok göçmen kökenli ailelerin yaşadığı banliyölerde kat be kat daha fazla.

Ama gençlerin bu eylemlerine Paris’in en prestijli okulları da katıldı. HEC Paris ve CEPREMAP’in 1.077 gençle yaptığı araştırmaya göre, 16-20 yaş grubunun yüzde 15,5’i Melenchon’un Boyun Eğmeyen Fransa (LFI) partisine, yüzde 12’si Marine Le Pen’in Ulusal Birlik (RN) partisine yakınlık duyduğunu ifade etmiş.

Merkez sol partilerde oran daha da düşük: yüzde 4,5’i Sosyalist Parti’ye, yüzde 2,7’si Yeşillere, yüzde 1,3’ü Fransız Komünist Partisi’ne yakın olduğunu söylemiş. Merkez sağ partilerde oran daha da düşük: yüzde 3,3’ü Cumhuriyetçiler, yüzde 2,7’si Horizons, yüzde 2,1’i Macron’un partisi Renaissance’a yakın olduğunu belirtmiş.

Gençlerin yüzde 24’ü hiçbir partiye yakın olmadığını söylerken yüzde 26,4’ü partileri yeteri kadar tanımadığını ifade etmiş. Jean-Luc MelenchonSENDİKALAR VE SARI YELEKLİLERİN KATILIMI İLE HAREKET BÜYÜDÜFransa’da son bir aydır her cumartesi düzenlenen protestolar, farklı kuşakları bir araya getirdi.

Liseliler, üniversiteliler, işçiler ve toplumun en alt kesimlerinden gelen Sarı Yeleklilerin katılımıyla eylemler, toplumsal bir başkaldırıya dönüştü.2018’de Sarı Yelekliler hareketini başlatan temel sorun, akaryakıt vergilerindeki artıştı. Ancak protestolar kısa sürede düşük ücretlere, hayat pahalılığına, vergi adaletsizliğine, kamu hizmetlerinin gerilemesine ve siyasi yönetime duyulan güvensizliğe karşı geniş bir tepkiye dönüşmüştü.

Hareketin toplumsal ağırlığını işçiler, düşük gelirli ücretliler, emekliler, küçük esnaf ve bağımsız çalışanlar oluşturuyordu.2026’da ise protestoların çıkış noktası farklı. Bu kez eğitim sistemindeki sorunlara, üniversiteye geçişteki eşitsizliklere ve gelecek kaygısına tepki gösteren gençler öne çıktı.

Ancak gençlerin sorunları, ailelerinin yaşadığı ekonomik sıkıntılardan bağımsız değil. Öğrencilerin önemli bir bölümü, ücretleri geçinmeye yetmeyen çalışanların, işsizlerin veya düşük emekli aylıklarıyla yaşayan ailelerin çocukları.

Dolayısıyla iki hareket arasında yalnızca siyasi bir yakınlaşma değil, doğrudan toplumsal ve kuşaklar arası bir bağ bulunuyor. 2018’de geçim sıkıntısına karşı sokağa çıkan anne babaların çocukları, bugün eğitimdeki eşitsizliklere ve güvencesiz bir geleceğe karşı harekete geçiyor.

KİM BU YAKIP YIKAN PROVOKATÖRLER?Eylemlerdeki maskeli provokatörler kim? “Black Bloc” diye bilinen bu grup, yürüyüşler ve gösteriler sona erdikten sonra ortaya çıkan siyah giyinmiş kişilerden oluşuyor. Bunlar örgüt bile değil; merkezi bir yapısı olmayan içinde Anarşistleri ve bir çok aşırı sol maceracıları barındıran küçük gruplardan oluşuyor.

Çok kolay bir şekilde istihbarat örgütleri tarafından yönlendirilen bir yapıya sahip. Siyasi partileri, sendikaları ve diğer organize kitle hareketlerini reddediyorlar. Radikalleşmiş, kırıp döken ve yağmalayan bu küçük grup, banliyölerde yaşayan, gelecekten umudunu kesmiş, hükümetler tarafından dinlenmeyen ve toplumun dışına itilen, çoğunluğu göçmen kökenli gençleri kolayca saflarına çekerek yağma eylemlerinde kullanabiliyor.

Banliyö gençliğinin 2005 ve 2023 isyanları hafızalardaki tazeliğini korumaktadır. İktidarlar sorunlarını çözmediği bu gençlerin karşısına güvenlik güçleriyle çıkmakta ve devlet şiddeti ile bastırmaya çalışmaktadırlar. Devlet, bu gençleri yıkıcı ve yağmacı eylemlere bizzat kendi elleriyle itmiştir.

Aynı zamanda bu gençler Fransa’da ve Avrupa’da yaşanan halk hareketini bastırmada, sindirmede bir araç olarak kullanılmıştır. Çünkü kitlelerin taleplerine verilecek yanıtları yoktur. O zaman bastırılmalıdır; bastırmak için de bahaneleri hazırdır.

“Bu saldırganların devletin kurumlarını yakıp yıkmalarına izin vermeyeceğiz” diyerek bütün güvenlik güçlerini ve araçlarını seferber ettiler. Bu polis gücü sadece bu provokatörleri değil yürüyen gösteri düzenleyen kitleleri yıldırmak için kullanılmıştır.

Parmağı kopan, çenesi dağılan bu gençler sadece haklı talepleri için sokağa çıkmış gençlerdir. Hatırlayalım ilk haftalarda 9 bin genç gözaltına alınmıştır. Polis şiddetinin en yakıcı örneği 17 Ekim’de Cumhuriyet Meydanı’nda yaşandı.

Saat 14.00’de başlayacak yürüyüş için meydanda toplanan göstericiler tazyikli su, ses bombası ve biber gazıyla dağıtılmaya çalışıldı. Burada göstericiler polis şiddetine karşı kendilerini barikatlar kurarak savundu ve polisle çatıştı.

Bu haklı bir direniştir. Çünkü polis barışçıl gösteri özgürlüğünü hiçe sayarak saldırdı. Sonra sahneye bu yağmacı grup çıktı. Sadece bu meydanda onlarca mağaza ve butik yağmalandı. Ama onları durdurmak için orta da polis yoktu; kitleyi dağıtan polis geri çekilmiş meydan bu kırıcı takımına bırakılmıştı.

Son hafta Almanya, Belçika ve İtalya’da aynı sahneler yaşandı. Bu kör şiddet halk hareketini zayıflatıyor ve göstericiler üzerinde devlet şiddetinin önünü açıyor. MELENCHON EYLEMLERİ DESTEKLEDİLE PEN ‘DÜZEN VE İSTİKRAR’ DEDİHEC Paris ve CEPREMAP anketine göre Fransa’da gençlerin yarısı siyasi partilerden uzak.

Diğer taraftan Jean-Luc Melenchon ve Marine Le Pen’in partileri en çok gençleri kucaklayan partiler. Gösterilere katılım oranı ise bambaşka bir tabloyu ortaya çıkarıyor: Araştırma sonuçlarına göre eylemlere katılan veya katılmayı düşünen gençlerin yaklaşık yüzde 40’ı, Melenchon’un partisi LFI’nin de içinde bulunduğu sol siyasi çevrelere yakınken Marine Le Pen’in partisi RN’nin de içinde bulunduğu milliyetçi çevrelere yakın olanların oranı yalnızca yüzde 5.Sol partilerde sokağa çıkmak, gösteri ve yürüyüş yapmak bir gelenektir.

Bunun için, Melenchon’un öncülüğündeki Boyun Eğmeyen Fransa partisi, eylül sonundan itibaren öğrenci hareketini destekledi; 17, 24 ve 31 Ekim’deki kitlesel gösterilere katılım çağrısı yaptı. Melenchon, parti kurmaylarıyla birlikte gösterilere bizzat katıldı.

Protestoların ardından Ulusal Meclis’te hükümeti eleştirdi, polis şiddetini ve gösteri hakkına getirilen kısıtlamaları gündeme taşıdı. Ulusal Birlik Partisi ise eğitim sistemi ve geçim sıkıntısı ile ilgili sorunları kabul ettiğini ama özellikle 17 Ekim’de yaşanan yakma, yağma ve polisle çatışmalara karşı devletin güvenliğini, kamu düzenini ve istikrarı öne çıkaran açıklamalarda bulundu.

Le Pen “Meşru toplumsal talepler bir kez daha aşırı sol tarafından rehin alındı” açıklamasında bulunarak Melenchon’u olaylardan sorumlu tuttu. Parti olarak eylemlere katılma çağrısında bulunmadı. Milliyetçi gençlerin eylemlere katılımının düşük olmasının nedenleri de bunlar.

İktidara yürüyen Ulusal Birlik partisinin sistemin ucundan merkeze doğru savrulmaya başladığı görülüyor. Son eylemler Le Pen ve partisinin büyüyen bu halk hareketinin dışında kalarak önemli bir fırsatı kaçırdığını gösteriyor.

Diğer taraftan seçimler açısından bir fırsat olarak değerlendiriyor; halk hareketinin karşısına geçerek eylemleri iktidarın ağzıyla eleştiriyor ve seçilirsem ülkeye istikrarı ben getireceğim ve düzeni sağlayacağım diyor. FRANSA’DAKİ TEPKİ TÜM AVRUPA’YA YAYILDIFransa’daki protestolarla aynı dönemde Almanya, Belçika, İtalya, Hollanda, İspanya, Portekiz ve Yunanistan’da da toplumsal tepkiler yükseldi.

Ortak sorunlar hayat pahalılığı, düşük ücretler, eğitim ve sağlık hizmetlerindeki yetersizlikler, konut krizi ve gençlerin gelecek kaygısı. 31 Ekim’de Almanya’da “Z Kuşağı Halleder” çağrısıyla 34 kentte düzenlenen gösterilerde gençler eğitim bütçesinin artırılmasını ve zorunlu askerliğe dönüşün önlenmesini istedi.

Frankfurt ve Hamburg’daki şiddet olaylarında provokatörler iş başındaydı. Belçika ve İtalya’da sendikalar kemer sıkma politikalarına, İspanya ve Portekiz’de gençler yüksek kiralara karşı seslerini yükseltti. Hollanda’da ise protesto çağrıları henüz geniş kitlelere ulaşmadı.

Farklı ülkelerde benzer ekonomik ve toplumsal sorunların protestolara dönüşmesi, Avrupa genelinde giderek büyüyen bir sistem krizine işaret ediyor. Özellikle genç kuşaklar, mevcut politikaların kendilerine güvenli bir gelecek sunmadığını düşünüyor.

💬 Habere Tepkinizi Belirtin:
Habermetrik WhatsApp Kanalına Katılın

Günde en fazla 3 kritik gelişme. Bildirim kirliliği yok, anında bilgi.

Kanalı Takip Et →
Kaynaklar: aydinlik.com.tr
Haber metni ve görseller aydinlik.com.tr sitesine aittir; tam içerik kaynak sitede yayınlanır.
Haber Künyesi
Kategori: Ekonomi
Yayın: 08 Kasım 2026 10:19 · Kaynak: aydinlik.com.tr
Kaynağı Oku ↗