İran savaşı ABD'nin Körfez'deki hegemonyasını nasıl yıktı?
- Ocak 1968'de İngiltere Başbakanı Harold Wilson, Süveyş'in doğusundaki askerî varlığı 1971 sonuna kadar çekeceklerini açıkladı
- Körfez şeyhlikleri bu karar karşısında şaşkına döndü
Ocak 1968'de İngiltere Başbakanı Harold Wilson, Süveyş'in doğusundaki askerî varlığı 1971 sonuna kadar çekeceklerini açıkladı. Körfez şeyhlikleri bu karar karşısında şaşkına döndü. Bazıları İngiliz üslerinin masraflarını üstlenmeyi bile teklif etti.
Londra kararından dönmedi ve geride kalan boşluğu zamanla ABD doldurdu. 1980'de Carter Doktrini Körfez'i Amerika'nın hayati çıkar alanı ilan etti. 1991 Körfez Savaşı ise bu düzeni kalıcı hâle getirdi. Bence artık yarım asırlık bu düzenin sonuna gelmiş bulunuyoruz.
Sebep gayet açık: ABD ile İsrail'in İran'a karşı başlattığı savaş, Körfez ülkelerinin 35 yıldır dayandığı varsayımları çökertti. Yıkılan şey varlık değil, tekel Önce bir ayrım yapmak gerekiyor. Amerikan askerleri bölgede duruyor.
Üsler kapanmadı ve Körfez başkentleri Amerikan silahı almaya devam edecek. Yıkılan şey Amerikan varlığı değil, Amerikan tekeli. Hegemonya, bir gücün başkalarının güvenliği için tek ve sorgulanmayan adres olmasıdır. Körfez ülkeleri 1990'ların başından bu yana savunma mimarilerini tam da bu varsayım üzerine kurdu.
Amerikan güvencesi güvenilirdi. Enerji piyasalarındaki ağırlıkları ve dünya başkentlerindeki yatırımları da onları batırılamayacak kadar büyük kılıyordu. Savaş bu varsayımları ilk günden sınadı. Körfez ülkeleri Trump'ı savaştan vazgeçirmek için yoğun bir diplomasi yürüttü ama sonuç alamadı.
Vaşington'daki nüfuz yarışında İsrail'in görüşü Körfez'in temkinine ağır bastı. Trump'ın 2. döneminin ilk resmî ziyaretini Riyad, Doha ve Abu Dabi'ye yapması ve 2 trilyon doları aşan yatırım taahhüdü toplaması, kritik anda bir şey değiştirmedi.
Korunmayan müttefikler Asıl kırılma savaşın ilk haftalarında yaşandı. ABD hava ve füze savunma sistemlerinin büyük kısmını Akdeniz'e, Kızıldeniz'e ve Hint Okyanusu'na kaydırdı. Öncelik İsrail'in ve Amerikan kuvvetlerinin savunmasıydı.
Körfez ülkeleri ise İran'ın füze ve İHA saldırılarına karşı büyük ölçüde kendi imkânlarıyla baş başa kaldı. Trilyon dolarlık Amerikan silah alımları, ihtiyaç anında Amerikan korumasına dönüşmedi. Daha çarpıcı olanı, üslerin güvence olmaktan çıkıp hedef hâline gelmesiydi.
İran 28 Şubat'ta Manama'daki ABD 5. Filo karargâhını vurdu. ABD ile İran arasında arabuluculuk yapan Umman ve Katar bile saldırılardan nasibini aldı. Tahran'ın mantığı basitti: ABD'ye ev sahipliği yapan herkes meşru hedefti.
Bu söylem Körfez kamuoyunun bir kesiminde karşılık buldu. ABD, toplumun gözünde koruyucu olmaktan çıkıp bir risk kaynağına dönüşmeye başladı. Vaşington'un savaş boyunca sergilediği tutum da güveni onarmadı. Trump yönetimi, Körfez'in aleyhine küresel enerji pazarındaki payını büyütme niyetini gizlemedi.
Askerî operasyonların faturasını müttefiklere çıkarmaya çalıştı. Hürmüz'den geçiş için koruma ücreti talep etti. Haziranda imzalanan İslamabad Mutabakat Muhtırası'nda ABD'nin İran'ın yakın çevresindeki kuvvetlerini geri çekme taahhüdü de yer alıyordu.
Bu muhtıranın Amerikan diplomasisiyle değil, Katar ile Pakistan'ın girişimiyle ortaya çıkması ayrıca dikkat çekiciydi. Boşluğu kim dolduruyor? Peki Körfez ülkeleri bu durumda ne yaptı? Savaş sırasında aldıkları askerî yardımın listesi, hegemonyanın yerini neyin aldığını gösteriyor.
Pakistan Suudi Arabistan'a 8.000 asker, JF-17 savaş uçakları ve HQ-9 hava savunma füzeleri gönderdi. İsrail BAE'ye Demir Kubbe bataryası ve Iron Beam lazer sistemi konuşlandırdı. Güney Kore'nin Cheongung II önleyicileri BAE'de yüksek başarı oranı elde etti.
Ukrayna, Katar, Suudi Arabistan ve BAE ile 10 yıllık savunma ortaklığı anlaşmaları imzaladı. Fransa, İtalya ve İngiltere de uçak ve hava savunma unsurları gönderdi. Kurumsal düzeyde en önemli adım 7 Ağustos'ta atıldı. Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan Mekke Ortak Savunma Anlaşması'nı imzaladı.
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan anlaşmayı teknik olarak NATO'nun 5. maddesiyle aynı diye tanımladı. Suudi Arabistan, ABD'nin baskısına rağmen İsrail ile normalleşmeyi askıya aldı ve İsrail'in rakibi olan 2 güçle ittifak kurmayı tercih etti.
Riyad aynı dönemde Çin'den füze teknolojisi edinip üretim hatları da kurdu. Ortaya çıkan tablo daha istikrarlı bir düzen anlamına gelmiyor. BAE ve Bahreyn İsrail'e ve ABD'ye daha sıkı sarılırken Suudi Arabistan başka bir yöne gidiyor.
Körfez İşbirliği Konseyi'nin ortak savunma mekanizmaları bu savaşta 1 kez bile çalıştırılmadı. Hegemonyanın yerini çok ortaklı, parçalı ve birbiriyle rekabet hâlindeki güvenlik ağları alıyor. Türkiye için anlamı Birçok düşünce kuruluşu, savaş sonrasında ABD'nin askerî ağırlığını Körfez'den Doğu Akdeniz'e kaydırabileceğini öngörüyor.
Bu öngörü Türkiye için 2 ayrı sonuç doğuruyor. Birincisi, Türkiye artık Mekke Anlaşması'yla Körfez güvenliğinin resmî bir parçası. İkincisi, Körfez'den çekilen Amerikan gücü Türkiye'nin hemen yanı başına yerleşecek. Ankara bir yanda NATO yükümlülüklerini, öbür yanda Körfez'e verdiği savunma taahhüdünü aynı anda yönetmek zorunda kalacak.
İngiltere 1971'de Körfez'den kendi kararıyla çekildi. ABD ise resmî bir çekilme kararı almadan rolünü kaybediyor. Hegemonyalar çoğu zaman bir ilanla değil, bu şekilde sona erer: İhtiyaç anında sınanır ve beklentiyi karşılayamaz.
Körfez'in nasıl bir düzene kavuşacağı ise henüz belli değil. *Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.
İRAN ABD Körfez Dr. Osman Gazi Kandemir Dr. Osman Gazi Kandemir Independent Türkçe için yazdı Dr. Osman Gazi Kandemir Salı, Kasım 3, 2026 - 10:30 Main image: ABD'nin Bahreyn'deki 5. Filo karargâhı İran saldırılarında hedef alındı.
Günde en fazla 3 kritik gelişme. Bildirim kirliliği yok, anında bilgi.

Kategori: Siyaset
Yayın: 03 Kasım 2026 07:43 · Kaynak: indyturk.com