Kampüste Yavuz Hoca var
- Bolu Abant İzzet Baysal Üniversitesi’nde Rektör Prof
- Faruk Yiğit’in göreve başlamasıyla birlikte, şehirden her zaman daha soğuk olan kampüste esen ılık rüzgârlar yalnız kampüsü ısıtmakla kalmadı, kampüsten şehre uzanıp şehrin havasını da değiştirdi, buzları çözdü
Bolu Abant İzzet Baysal Üniversitesi’nde Rektör Prof. Dr. Faruk Yiğit’in göreve başlamasıyla birlikte, şehirden her zaman daha soğuk olan kampüste esen ılık rüzgârlar yalnız kampüsü ısıtmakla kalmadı, kampüsten şehre uzanıp şehrin havasını da değiştirdi, buzları çözdü.
Farklı dünya görüşlerinin temsilcisi rektör yardımcılarının atanması, rektör danışmanlıklarına seçilen önemli isimler, Bolu halkının içinden gelen hocalara verilen dekanlık görevleri, üniversite yönetiminin öğrencilerle birlikte Bolu halkının hassasiyetlerine de ne denli önem verdiğinin bir kanıtı oldu. Bu kadarla da kalmayıp kampüs hayatında, kültürel ve sosyal alanlarda yaşanan değişiklikler, öğrencilere ve üniversite personeline yansıyan mutluluk, şaşkın gözler ve hayranlıktan açık ağızlarla anlatıla anlatıla kulaktan kulağa yayılınca, kampüse gidip değişimleri yerinde görmek şart oldu.
Prof. Dr. Yavuz Akçi, İletişim Profesörü. Bolu Abant İzzet Baysal Üniversitesi İletişim Fakültesi’nde üstlendiği görevlerin ardından, yaklaşık yedi aydır üniversitedeki yaşamı doğrudan etkileyen Sağlık, Kültür ve Spor Daire Başkanlığı’nın başına getirildi.
Akademisyen olarak öğrencilerin her derdini dinleyip çözmesiyle, empati kurmasıyla, kendisine e-postayla ulaşana telefon etmesiyle ünlü Yavuz Hoca el attığı her alanda olduğu gibi yeni görevinde de değişikliğin, yeniliğin adı olmuş.
“Rutin işler bir süre sonra değersizleşiyor. Rutinden çıkmak gerek” diye başlıyor anlatmaya. Hoca anlattıkça Geleceğe Dönüş’ün çılgın profesörü Emmett Brown’u karşımızda görür gibi oluyoruz, geleceğe ışınlanmak üzereyiz, koltuğa sımsıkı tutunuyoruz!
Bolu’daki ilk günlerini “Bolu’ya geldiğimde şehirde ilk dikkatimi çeken zemin katlardaki dairelerin pencerelerinde bile korkuluk olmamasıydı. Kuzey Avrupa şehirleri gibi. Bolu’nun yaşanabilecek, güvenli bir şehir olduğunu anlamıştım” diyerek anlatan Hoca, üniversitede öğrencilere ve personele sağlanan yemek, sağlık, spor, kültür, sosyal hizmetlerine güvenli bir pencere açıyor.
“Geldiğim görevin bana maddi bir getirisi, ek bir geliri yok. Aksine bir akademisyen için fedakârlık demek. Ancak ben vatanımı seviyorum, üniversitemi ve öğrencilerimi seviyorum. İki oğlum da üniversite öğrencisi, buradan bakıyorum.
Çocuğuna sevdiği yemeği pişiren anneler, sağlığını düşünen babalar onları getirip bize emanet ettiler. Bolu’da okuyan öğrencilerin annesi, babası biziz. En güzel yemekleri sunmalı, sağlıklarını düşünmeliyiz. Daire başkanlığımızda yalnızca 60 personel var.
Gece gündüz çalışarak 60 kişiyle 32bin öğrenciye hizmet sağlıyoruz” diyen Prof. Dr. Akçi, bıraksalar yurtları dolaşıp öğrencilerinin üstünü örtecek!
İletişimci gözüyle bakınca toplumumuzda eleştirme hastalığının geldiği yeri tehlikeli bulan Yavuz Hoca, “Kenarda durup eleştirmek kolaydı. Eleştirdiğim şeyleri değiştirmek istedim. Şimdi beni eleştirenler oluyor, onlara da değişim için öneriyle gelmelerini söylüyorum, her türlü eleştiriye açığım, yeter ki taşın altına elimizi birlikte koyalım, maksat üzümü beraber yemek olsun” düşüncesiyle işe koyulmuş.
Sabah ezanını duyana kadar çalıştığı geceler, ay parlayana kadar çalıştığı günler olmuş. “Kültürümüzde yemeğin ayrı bir yeri, yemeğin mutlulukla bir ilgisi mutlaka var. İlk önce yemekleri düzeltmek gerekiyordu. 35 liraya yemek satın alan öğrenci mutlu değildi, personel yemek yemiyordu.
Yemeklerimiz şimdi dört çeşit, ilaveten yemekhanelerimizde salata barlarımız yerini aldı. Yemek adından anlaşılmayabiliyor, mantarlı fleminyonun ne olduğunu bilmek zorunda değiliz, o nedenle her gün yemek tepsimizin görselini internet sitemizde ve sosyal medya hesaplarımızda paylaşıyoruz” sözleriyle başarının sırrının mutfaktan geçtiğini açıklıyor.
İflah olmaz bir çay tutkunu olan Yavuz Akçi’yle sohbet ederken bir demlik çay bitirmeniz işten bile değil. Bu nedenle öğrenciler ve personel de sorunları çay eşliğinde çözmeye alışmış. Otuz yıla yakın süre üniversitede çalışıp da ilk kez değer gördüğünü söyleyen üniversite çalışanlarının sevinci, çayların şekeri olmuş.
Belki başka üniversitelerde örneği olmayan personel şenliğinde, çalışanların çocukları için sihirbaz getirecek kadar ince düşünen Akçi ve ekibi, bayramlaşmayı da tokalaşılan kuyruktan ibaret olmaktan çıkarıp, insanların ayağına servis götürülen, her bireyin önemsendiği bayram şölenlerine çevirmiş. Rektörlük önünde bulunan basamaklı alanda durup uzun uzun düşünen Hoca, alanı tasarlayanların duygularını kalbinde hissedip hayata katmış, hem de yapay zekâ çağında. Göstermelik iş yapmak Hoca’ya göre değil, “yapacaksak en iyisini yapalım.”
Gönüllü akademisyen, personel ve öğrencilerin desteğiyle, bağışçı ve sponsor katkılarıyla, üniversite bütçesinden para harcanmadan yapılıp 5 bin kişiye dağıtılan aşure, Gölköy kampüsten çıkıp ilçelerdeki halka ve esnafa kadar uzanan, üniversitenin doğrudan halka ulaştığı başarılı bir başka Yavuz Hoca etkinliği olmuş. Malzemeden kaçılmadan, büyük bir özenle hazırlanan aşureleri kapı kapı dolaşılarak Bolu halkına ulaştırılmış. Profesörlere aşure dağıttırmak da her yiğidin harcı olmasa gerek!
Üniversite yıllarını Ankara’da geçiren Akçi, “Ankara’da şehirde bir sosyal hayat vardı zaten. Tiyatrolar, konserler. Bunların ne kadar önemli olduğunun farkındayım. Öğrenci ekonomisine dokunmadan öğrenci eğlensin, çocuklar mutlu olsun dedim ve şehirde çok az olan bu etkinlikleri kampüste var etmek istedim” diyerek çıktığı yolda öğrencileri mutlu etmiş.
Öğrencilerin talepleri dikkate alınarak yapılan Bahar Şenliği, Koçfest gibi etkinliklerde kampüsü şaşırtacak bir kalabalığı toplayan Yavuz Hoca, adını hiç duymadığı, daha önce hiç dinlemediği sanatçıları öğrencileri için kampüse getiriyor. Bir konser de sizin için yapsak deyince gözleri ışıldıyor: “Kıraç gelsin o zaman, Murat Kekilli, Candan Erçetin dinlemek ne güzel olur.”
Kampüste sıcak çorba, patlamış mısır ve elbette taze çay yanında topluca izlenen milli maçlar da öğrencilerden ilgi görmüş. Yeri geldiğinde eline süpürge alıp yerleri süpürmekten gocunmayan Akçi, bilgi sahibi olmakla yetinmeyen, sahiplenen bir yönetici: “Bizim modelimiz diğer üniversitelere örnek olacak nitelikte.
Başka üniversitelerden öğrencileri Bolu’da ağırlamak isterim, kampüsümüzün farkını görsünler, Bolu farkını görsünler.”
Sağlık, Kültür ve Spor Daire Başkanı olduğundan beri telefon rehberinin şiştiğini söyleyen Akçi, aradığı huzuru evinde bulduğunu söylüyor ve bu yönüyle de gençlere örnek oluyor. Yavuz Hoca’nın üniversite yıllarında tanışıp evlendiği “Fakülte Güzeli” eşi Tuğba Akçi’yi de Hoca’yla birlikte çay-çorba-aşure dağıtırken görmek, kampüs ahalisi için artık şaşırtıcı değil.
Dünyada neler olduğunu merak edip Çin kanallarını açıp, kimsenin izlemediği programlara rating sağlayan Hoca, her yönüyle farklı, her anlamda sıra dışı.
Prof. Dr. Yavuz Akçi’yle yaptığımız sohbetin ardından kalbimizde geleceğe inançla, iyi insanların varlığından doğan umutla ayrılıyoruz Gölköy Kampüsü’nden. Kampüsün göğünde yıldızlar artık daha parlak, havada buram buram insan neşesi…
Günde en fazla 3 kritik gelişme. Bildirim kirliliği yok, anında bilgi.
Kategori: Eğitim
Yayın: 30 Ekim 2026 08:39 · Kaynak: tvbolu.com.tr