Habermetrik
← Ana Sayfa
Muğla/Milas 26 Ekim 2026 09:35
✍ Editör: Habermetrik · Editör Politikası

Çocuklarda Şiddet Eğilimi: Bir Çocuğun Sessiz Çığlığını Duyabiliyor muyuz?

Çocuklarda Şiddet Eğilimi: Bir Çocuğun Sessiz Çığlığını Duyabiliyor muyuz?
Görsel kaynağı: habermilas.com
⏱️ 7 dk okuma

Kıymetli hemşehrilerim,

Son zamanlarda eğitim kurumlarında yaşanan şiddet olayları, hepimizi derinden üzmekte ve çocuklarımızın güvenliği konusunda haklı kaygılar uyandırmaktadır. Okul sıralarında öğrenmesi, arkadaşlıklar kurması, hayallerini büyütmesi gereken çocuklarımızın şiddetle anılması; yalnızca aileleri değil, eğitimcileri, ruh sağlığı uzmanlarını ve toplumun her kesimini düşünmeye sevk etmelidir.

Böylesi olayların ardından hepimiz benzer soruları soruyoruz: Çocuklarımız neden şiddete yöneliyor? Bir çocuğu arkadaşına, öğretmenine ya da okuluna karşı şiddet uygulamaya götüren etkenler neler olabilir? En önemlisi, çocuklarımızı korumak ve benzer olayların önüne geçmek için neler yapabiliriz?

Bu sorulara verilecek yanıtlar, yalnızca yaşanan olayların sonuçlarına odaklanmakla sınırlı kalmamalıdır. Asıl önemli olan, şiddetin ortaya çıkmasına zemin hazırlayabilecek koşulları anlamak, riskleri erkenden fark etmek ve çocuklarımızın kendilerini güvende hissedecekleri bir yaşam ortamı oluşturmaktır.

Şiddetin Ardındaki Nedenleri Anlamak

Çocuklarda şiddet davranışını tek bir nedene bağlamak, sorunun gerçek boyutunu anlamamızı güçleştirir. Her çocuk farklı bir aile ortamında büyür, farklı yaşam deneyimleri edinir ve duygularını farklı biçimlerde ifade eder.

Bu nedenle şiddet davranışını değerlendirirken çocuğun bireysel özelliklerini, aile ilişkilerini, okul yaşantısını, arkadaş çevresini ve içinde bulunduğu toplumsal koşulları birlikte ele almak gerekir.

Dünya Sağlık Örgütü (WHO), çocuklara yönelik şiddetin bireysel özelliklerin yanı sıra aile ilişkileri, toplumsal çevre ve daha geniş sosyal koşullarla bağlantılı, çok boyutlu bir sorun olduğunu vurgulamaktadır. Kurumun 2019 yılında UNESCO ve UNICEF iş birliğiyle yayımladığı Okul Temelli Şiddeti Önleme: Uygulamalı Bir El Kitabı da şiddetle mücadelenin yalnızca olay gerçekleştikten sonra müdahale etmekten ibaret olamayacağını; okulun günlük işleyişine, eğitim uygulamalarına ve ailelerle iş birliğine yerleşmesi gerektiğini ortaya koymaktadır.

Bu çerçevede üzerinde durmamız gereken ilk konu, çocuğun aile içinde öğrendiği ilişki kurma biçimidir.

Çocuklar, yetişkinlerin kendilerine anlattıklarından olduğu kadar davranışlarından da öğrenirler. Evde sorunların bağırarak, tehdit ederek, aşağılayarak veya fiziksel güç kullanarak çözüldüğüne tanıklık eden bir çocuk, zamanla bu davranışları bir anlaşmazlık çözme yöntemi olarak benimseyebilir.

Sürekli eleştirilen, duyguları küçümsenen ya da korkutularak disipline edilmeye çalışılan çocuklar da öfkelerini sağlıklı biçimde ifade etmekte zorlanabilirler.

Elbette şiddet davranışı gösteren her çocuk şiddet içeren bir aile ortamında yetişmiş değildir. Benzer şekilde, aile içinde güçlük yaşayan her çocuğun şiddete yöneleceğini söylemek de doğru olmaz. Burada amaç aileleri suçlamak değil, çocukların yetişkinlerle kurdukları ilişkilerin gelişimleri üzerindeki etkisini anlamaktır.

İkinci önemli konu, akran ilişkileri ve zorbalıktır.

Bir çocuğun arkadaşları tarafından dışlanması, sürekli alaya alınması, tehdit edilmesi ya da dijital ortamlarda küçük düşürülmesi, ruhsal açıdan ciddi sonuçlar doğurabilir. Özellikle uzun süre devam eden ve çocuğun tek başına baş etmekte zorlandığı zorbalık deneyimleri; yalnızlık, değersizlik hissi, kaygı ve öfke gibi duyguları yoğunlaştırabilir.

UNICEF Türkiye’nin Aralık 2024’te yayımladığı Türkiye Eğitim Sektöründe Akran Zorbalığının Ele Alınması başlıklı savunuculuk notu, akran zorbalığını çocuk hakları, eğitim ve çocukların korunması açısından ele almakta; bu sorunla mücadele için hedefe yönelik müdahalelerin önemini vurgulamaktadır.

Burada önemli bir ayrımı gözden kaçırmamalıyız: Zorbalığa uğramak, şiddet uygulamanın gerekçesi değildir; ancak çocuğun yaşadığı zorbalığı görmezden gelmek de olası riskleri artırabilecek sorunların fark edilmesini engelleyebilir. Bu nedenle hem zorbalığa maruz kalan hem de zorbalık davranışı gösteren çocukların ihtiyaçları dikkatle değerlendirilmelidir.

Üçüncü olarak, çocukların duygusal ihtiyaçları ve ruhsal güçlükleri üzerinde durmalıyız.

Çocuklar ve ergenler her zaman yaşadıkları sıkıntıları sözcüklerle anlatamayabilirler. Kendini ifade etmekte zorlanan bir çocuk, yoğun üzüntüsünü, hayal kırıklığını, dışlanmışlık hissini veya öfkesini davranışlarıyla ortaya koyabilir.

Bazı çocuklarda ani öfke patlamaları, arkadaşlardan uzaklaşma, ders başarısında düşüş ya da sürekli çatışma yaşama gibi değişiklikler görülebilir.

Ancak bu belirtilerin hiçbiri tek başına şiddet uygulanacağının kanıtı değildir. Çocukları birkaç davranışlarına bakarak tehlikeli ilan etmek, onları damgalamak ve sorunlarını daha da derinleştirmek anlamına gelebilir. Yapılması gereken, davranış değişikliklerini dikkatle gözlemlemek ve gerektiğinde profesyonel destek almaktır.

Dijital dünyanın etkisini de bu değerlendirmeye dahil etmeliyiz. Şiddeti sıradanlaştıran içerikler, çevrim içi zorbalık, tehditler ve saldırgan davranışların ödüllendirildiği sosyal çevreler, çocukların şiddete ilişkin algılarını etkileyebilir.

Bununla birlikte, şiddet içerikli bir oyun oynamak ya da bir video izlemek tek başına bir çocuğun saldırgan davranış göstereceği anlamına gelmez. Önemli olan, çocuğun dijital dünyada neyle karşılaştığı, bunları nasıl anlamlandırdığı ve gerçek yaşamındaki ilişkilerinin nasıl şekillendiğidir.

UNESCO’nun güvenli öğrenme ortamlarına ilişkin çalışmaları da okul şiddetinin yalnızca fiziksel saldırılardan ibaret olmadığını; psikolojik şiddet, ayrımcılık, akran zorbalığı ve siber zorbalığın da bu kapsamda değerlendirilmesi gerektiğini ortaya koymaktadır.

Aileler Çocuklarını Korumak İçin Neler Yapabilir?

Birinci adım, çocuklarımızı gerçekten dinlemektir. Günlük hayatın yoğunluğu içinde çocuklarımıza yalnızca derslerini, sınavlarını ve sorumluluklarını sormakla yetinmemeliyiz. Arkadaşlarıyla nasıl anlaştıklarını, okulda kendilerini nasıl hissettiklerini, onları üzen ya da korkutan bir durum yaşayıp yaşamadıklarını da konuşmalıyız.

Çocuğumuz bir sorununu anlattığında hemen öğüt vermek, onu sorgulamak veya yaşadıklarını küçümsemek yerine önce anlamaya çalışmalıyız.

Çocuğumuzun, başına gelen olumsuz bir olayı anlattığında cezalandırılmayacağını ve dinleneceğini bilmesi son derece önemlidir. Çünkü güvenli iletişim, sorunların büyümeden paylaşılabilmesinin temelidir.

İkinci adım, duyguları tanımayı ve yönetmeyi öğretmektir. Öfkelenmek, üzülmek, kıskanmak veya hayal kırıklığı yaşamak insani duygulardır. Çocuklarımıza bu duyguları yaşamalarının yanlış olmadığını, ancak başkalarına zarar vermeden ifade etmeleri gerektiğini anlatmalıyız.

Örneğin, öfkelendiğinde ortamdan kısa süreliğine uzaklaşmak, sakinleşmek için nefes almak, güvendiği bir yetişkinden yardım istemek ve yaşadığı sorunu sözcüklerle anlatmak gibi beceriler kazandırabiliriz.

Üçüncü adım, şiddetsiz ama tutarlı sınırlar koymaktır. Çocuğa sevgi göstermek, her davranışını onaylamak anlamına gelmez. Başkasına zarar veren davranışlara açık sınırlar koymalı, bu davranışların sonuçlarını yaşına uygun biçimde açıklamalıyız.

Ancak bunu hakaret ederek, tehdit ederek veya fiziksel ceza uygulayarak yapmamalıyız. Çocuğumuzdan beklediğimiz saygılı davranışı öncelikle kendi tutumlarımızla göstermeliyiz.

Dördüncü adım, dijital yaşamı yasaklarla değil, rehberlikle düzenlemektir. Çocuklarımızın hangi içeriklerle karşılaştığını, çevrim içi ortamda kimlerle iletişim kurduğunu ve dijital dünyada kendilerini güvende hissedip hissetmediklerini yaşlarına uygun biçimde takip etmeliyiz.

İnternette karşılaştıkları tehditleri, zorbalığı veya şiddet içerikli paylaşımları bizimle paylaşabileceklerini bilmelerini sağlamalıyız. Buradaki amaç yalnızca ekran süresini kontrol etmek değil, çocukların dijital dünyada da güvenli davranışlar geliştirmelerine yardımcı olmaktır.

Son olarak, risk işaretlerini ciddiye almalı ve gerektiğinde yardım istemeliyiz. Çocuğun davranışlarında belirgin ve kalıcı değişiklikler görülmesi, yoğun öfke ve kontrol güçlüğü yaşaması, başkalarına yönelik tekrarlayan tehditlerde bulunması veya şiddet uygulamayı düşündüğünü açıkça ifade etmesi durumunda profesyonel değerlendirme gerekebilir.

Silah ya da başka bir tehlikeli araca erişimden söz etmesi veya belirli bir kişiye yönelik somut bir saldırı planını dile getirmesi gibi durumlar ise gecikmeden güvenlik önlemi alınmasını gerektirir.

Böyle bir durumda çocuğu utandırmak, tehdit etmek ya da yalnızca cezalandırmaya yönelmek yerine güvenliği sağlamak, okul yönetimiyle ve uygun ruh sağlığı uzmanlarıyla iş birliği yapmak gerekir. Yakın ve somut bir tehlike söz konusuysa ilgili acil yardım birimlerine başvurulmalıdır.

Güvenli Bir Gelecek Hepimizin Sorumluluğu

Değerli hemşehrilerim, çocuklarda şiddeti önlemek yalnızca anne babaların ya da öğretmenlerin omuzlarına bırakılabilecek bir sorumluluk değildir. Ailelerin, okulların, ruh sağlığı uzmanlarının, sosyal hizmetlerin ve ilgili kamu kurumlarının birlikte hareket etmesi gerekir.

Okullarda çocukların kendilerini güvenle ifade edebilecekleri rehberlik mekanizmalarının güçlendirilmesi, zorbalık bildirimlerinin ciddiyetle ele alınması, öğretmenlerin erken belirtileri fark edebilmeleri ve çocukların ihtiyaç duyduklarında psikolojik desteğe erişebilmeleri büyük önem taşımaktadır. Dünya Sağlık Örgütü ve ortaklarının önerdiği çok yönlü önleme yaklaşımı da aile desteğini, güvenli çevreleri, yaşam becerileri eğitimini ve etkili koruma hizmetlerini bir arada ele almaktadır.

Unutmamalıyız ki şiddeti önlemek, yalnızca şiddet uygulayan çocuğa müdahale etmek değildir. Aynı zamanda şiddete maruz kalan çocuğu korumak, sessizce yardım bekleyen çocuğu fark etmek ve bütün çocukların kendilerini değerli hissedecekleri ortamlar oluşturmaktır.

Her davranışın ardında mutlaka tek bir neden aramak yerine, her çocuğun yaşadığı koşulları anlamaya çalışmalıyız. Çocuklarımızı yalnızca başarılarıyla değerlendirmemeli; duygularına, ilişkilerine ve ruhsal ihtiyaçlarına da aynı özeni göstermeliyiz.

Onlara sorunlarını şiddetle değil, konuşarak çözebileceklerini davranışlarımızla göstermeliyiz.

Çocuklarımızın güvenli bir okulda eğitim görmesi, korkmadan arkadaşlık kurması ve geleceğe umutla bakması hepimizin ortak sorumluluğudur. Belki de bugün kendimize sormamız gereken en önemli soru şudur: Çocuklarımızın yalnızca ne yaptığını değil, nasıl hissettiğini de ne kadar merak ediyoruz?

Bazen bir çocuğu korumanın ilk adımı, onun davranışının arkasındaki ihtiyacı fark etmek ve zamanında uzatılan bir yardım elidir.

Sevgiyle, anlayışla ve dayanışmayla çocuklarımız için daha güvenli bir gelecek oluşturabilmek dileğiyle…

Kaynaklar: habermilas.com
Haber metni ve görseller habermilas.com sitesine aittir; tam içerik kaynak sitede yayınlanır.
Haber Künyesi
Kategori: Eğitim · Bölge: Muğla/Milas
Yayın: 26 Ekim 2026 09:35 · Kaynak: habermilas.com
Kaynağı Oku ↗