Habermetrik
← Ana Sayfa
03 Kasım 2026 07:07 · Güncelleme 07:09
✍ Editör: Habermetrik · Editör Politikası

ABD ara seçimleri | Susan Kang: ‘Trump bir neden değil, neoliberalizmin semptomudur’

ABD ara seçimleri | Susan Kang: ‘Trump bir neden değil, neoliberalizmin semptomudur’
⏱️ 8 dk okuma 🛡️ %85 Doğruluk · 1 Kaynak
WhatsApp Paylaş
⚡ 30 Saniyede Özet Habermetrik Yapay Zeka Özeti
  • ABD siyaseti ve küresel dengeler, Donald Trump’ın 2024’te elde ettiği güçlü seçim desteğiyle federal kurumlardan uluslararası yardım fonlarına kadar uzanan kapsamlı bir dönüşüm sürecinden geçiyor
Hukuki not: Hassas içerik: doğrulama düzeyi editör onayından geçmiştir; detaylar adli/kurumsal açıklamalara bağlıdır.

Türksat: 4A Frekans: 12457,5 Sembol: 30000 Polarizasyon: V(Dikey) FEC: 2/3

CUNY Uluslararası İlişkiler Uzmanı Susan Kang, Donald Trump’ın ikinci dönemindeki politikalarını, ABD-İsrail ilişkilerindeki dönüşümü ve sağ popülizmin yükselişini değerlendirdi. Neo-liberal kapitalizmin krizlerinin aşılmasında gençlerin etkili olduğu taban örgütlenmelerinin hayati önemine dikkat çeken Kang, “Trump bir neden değil, neoliberalizmin yarattığı öfkenin bir semptomudur” dedi.

ABD siyaseti ve küresel dengeler, Donald Trump’ın 2024’te elde ettiği güçlü seçim desteğiyle federal kurumlardan uluslararası yardım fonlarına kadar uzanan kapsamlı bir dönüşüm sürecinden geçiyor.

CUNY Uluslararası ilişkiler ve insan hakları uzmanı ve Trump’in DOGE (Hukumet Verimliligi Departmani)’na Mamdani’nin alternatifi olan COGE (Hukumet verimliligi Komisyonu) uyesi Susan Kang, verdiği bu röportajda; ABD ara seçimlerinin küresel anlamını, dış politikadaki müdahaleleri, ABD-İsrail ilişkilerinde “Kararsızlar Hareketi” ile görünür olan çatlakları ve genç seçmenlerin Zohran Mamdani ile Alexandria Ocasio-Cortez gibi isimler etrafında şekillenen arayışlarını değerlendiriyor.

Sağ popülizmin tırmanışını neoliberal kapitalizmin krizleri çözmedeki yetersizliğine bağlayan Kang, demokrasinin geleceğine ve yerel taban örgütlenmesinin hayati önemine dair dikkat ceken tespitler yapiyor.

Ara secimlere dair ABD iç siyasetine odaklansak da; bu ara seçimler uluslararası siyasette de sıkça tartışılıyor. Sizce bu seçimler neden bu kadar kritik bir öneme sahip?

Bence birkaç temel nedenden ötürü kritik. İlk olarak, 2016’dan farklı olarak Donald Trump 2024’te oldukça güçlü bir halk desteğiyle ve net bir seçim yetkisiyle göreve geldi. Bu durum, Project 2025 ve MAGA kadrolarının güçlenerek federal hükümetten DOGE yapılanmasına, kamu istihdam hizmetlerinden ulusal araştırma politikalarına kadar geniş bir alanı kökten değiştirmesine zemin hazırladı.

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) ve Dünya Gıda Programı gibi küresel yardım mekanizmalarının fonlarının kesilmesi, uluslararası alanda doğrudan dalgalanmalara yol açtı.

Daha da önemlisi, Amerikan dış politikasının müdahaleci niteliği artık gizlenme gereği duyulmadan açıkça yürütülüyor. Venezuela lideri Maduro’ya yönelik girişimler veya Brezilya seçim süreçlerine yönelik müdahaleler bunun somut örnekleridir.

Eskiden İran-Kontra skandalında olduğu gibi gizli yürütülen ve denetlenen sinsi faaliyetler, bugün açıkça denge ve denetim mekanizmaları hiçe sayılarak uygulanıyor. Hürmüz Boğazı’ndan geçen ticaret hatlarını etkileyen İran gerilimleri, yakıt fiyatlarının artmasına ve küresel ekonominin sarsılmasına neden oluyor.

Dolayısıyla bu ara seçimler, yalnızca Trump’ın iç politikadaki adımlarının değil; cezalandırıcı gümrük tarifelerinin ve küresel müdahalelerinin de oylandığı bir halk oylaması niteliğindedir.

Elon Musk gibi milyarderlerin özellikle seçim kampanyalarını finanse etmeleri ve Trump yönetiminin politikaları hakkında ne düşünüyorsunuz? Seçmen bu tablodan nasıl etkileniyor?

Milyarderlerin devasa harcamalarının tabloyu değiştirmeye yeteceğini sanmıyorum; çünkü uygulanan politikalar halk nezdinde popüler değil. Veri merkezlerinin denetimsiz yayılmasına ve yapay zekâ düzenleme eksikliklerine karşı her iki partiden de ciddi itirazlar var.

En önemlisi, hem solda hem de tabandaki MAGA sağında ABD’nin İsrail’e verdiği koşulsuz destekten derin bir rahatsızlık duyuluyor. Halk sağlığı gibi temel hizmetlere bütçe bulunamazken, sonu gelmeyen savaşlara sınırsız kaynak ayrılması ciddi tepki çekiyor.

Cumhuriyetçiler Senato, Temsilciler Meclisi ve Başkanlığı kapsayan “üçlü kontrole” sahip olmalarına rağmen vaat edilen hayat pahalılığı sorununu çözemediler. Bu da seçmen tabanında ciddi bir moral bozukluğu ve memnuniyetsizlik yaratıyor.

“New York’tan ulusal siyasete uzanan tepkiler, ABD-İsrail ilişkisinde tarihsel bir dönüşüm sürecine işaret ediyor”

ABD-İsrail ilişkilerindeki son gelişmeleri ve bu ilişkinin siyasetteki yansımalarını nasıl değerlendiriyorsunuz?

ABD’nin İsrail ile olan tarihsel ilişkisi açısından bir dönüşüm ve geçiş sürecindeyiz. Uluslararası ilişkilerdeki konstrüktivist (inşacı) yaklaşımla bakarsak, bu destek zamanla Amerikan dış politika kimliğinin bir parçası haline getirildi. Rasyonel askeri gerekçeler kurmak güçleşse de ilişki sürdürülüyordu.

Ancak siyasi dinamikler değişiyor. Eskiden New York siyasetinde İsrail’i eleştirmek tabu kabul edilirken; bugün Zohran Mamdani gibi isimlerin seçilmesi ve AIPAC’in devasa harcamalarına meydan okuyan adayların öne çıkması bu tabuyu yıktı.

2024 ön seçimlerinde genç seçmenlerin Gazze politikasına tepki olarak başlattığı “Kararsızlar Hareketi” (Uncommitted) üzerinden boş oy vermesi, tabanın bu koşulsuz desteği onaylamadığını açıkça gösterdi. Kamala Harris ve Demokrat Parti yönetimi bu tepkiyi görmezden gelerek büyük bir stratejik hata yaptı.

Ara seçimlere dair sandık tahminleriniz ve seçmen katılımı konusundaki gözlemleriniz nelerdir?

Anketler her zaman gerçeği yansıtmasa da, dengenin değişmesi için Temsilciler Meclisi’nde yalnızca üç sandalye yeterli. Cumhuriyetçi seçmenin Başkan’ın politikalarından duyduğu memnuniyetsizlik nedeniyle sandıktan uzak durma eğiliminde olduğunu görüyoruz.

Öte yandan, özellikle gençlerde ve erken oylama süreçlerinde sandığa katılım oranları son derece yüksek. New York gibi çekişmeli yarışların az olduğu yerlerde dahi erken oy kullanımının artması, değişimi arzulayan motive olmuş bir seçmen kitlesinin varlığına işaret ediyor.

“Z kuşağında kapitalizmin kendilerine gelecek sunmayacağına dair şüphecilik hakim”

Amerika Demokratik Sosyalistleri (DSA) ve Z Kuşağı siyasette nasıl bir rol üstleniyor?

Amerika Demokratik Sosyalistleri (DSA) sadece New York, Los Angeles veya Chicago gibi büyük metropollerde değil; Florida, Pennsylvania ve Colorado gibi eyaletlerde de yerel seçim zaferleri kazanıyor.

Kuşaklar arası ciddi bir yaklaşım farkı var. X kuşağı, kapitalizmin herkes için işe yarayacağına inanan son kuşaktı — ancak bu gerçekleşmedi. Benim ders verdiğim Z kuşağı ise sistemin kendilerine bir gelecek sunamayacağına dair derin bir şüphecilik ve gerçekçilik taşıyor.

Gençler; Alexandria Ocasio-Cortez veya Zohran Mamdani gibi danışman kurgusu olmayan, sahte durmayan, samimi ve gelecek umudu sunan figürlerle siyasete katılıyorlar. Z ve Y kuşakları toplamda en büyük seçmen bloğunu oluşturuyor; onların siyasette özneleşmesi dengeleri değiştirecektir.

Peki, solun yaşlı liderleri ve küresel ölçekte genç kadroların yetiştirilmesi ihtiyacı konusunda ne düşünüyorsunuz?

ABD’de Bernie Sanders veya Brezilya’da Lula da Silva gibi tarihsel liderlerin parçalanmış yapıları birleştirme noktasında eşsiz bir itibarı var. Ancak sol hareketlerin kendi genç yeteneklerini yetiştirmesi hayati önem taşıyor.

Sağ kanat kendi içinde anlaşamasa bile seçim zamanı birleşmeyi başarıyor; solun da bu stratejik disiplini edinmesi gerekiyor. Temel hedefimiz; faşizme karşı mücadele etmek ve demokrasiyi korumak için ortak bir vizyonda buluşmaktır.

“Seçim zaferleri tek başına bir kısayol değildir; kalıcı değişim taban örgütlenmesine dayanır”

Demokratik sosyalizm ABD gibi kapitalizmin merkezinde kalıcı bir yönetim modeline dönüşebilir mi?

Hareketler gelgitlidir; yükselir ve alçalır. Ancak unutulmamalıdır ki seçim kazanmak bir kısayol değildir. Bir belediye başkanlığı kazanmak, tüm politikalardan anında sonuç alınacağı anlamına gelmez. Örneğin New York’ta Kamu Güvenliği Ofisi ve polis reformu tartışmalarında görüldüğü gibi; sadece seçim zaferleriyle değil, suç ve güvenlik kaygısı duyan sıradan insanların dertlerine dokunan kitlesel taban örgütlenmesiyle kalıcı değişim sağlanabilir.

Seçimler alet çantasındaki araçlardan sadece biridir; asıl güç sahada inşa edilen toplumsal destektir.

Dünya genelinde gençlik hareketleri ve küresel siyasetin yönü hakkında ne dersiniz? Sağın küresel yükselişi duraksama dönemine girdi mi sizce?

Evet, temelde Mamdani’nin zaferine bakarsanız, stratejisi her zaman “Seçime katılmayan seçmeni sandığa getirerek kazanırım” oldu; yani genç seçmenleri kaydettirmeye ve sandığa getirmeye odaklanmak. Siyaset bilimciler bundan siyasal toplumsallaşma süreci olarak bahseder: İnsanlar, çevrelerinde oy veren ya da protestolar gibi yollarla siyasete katılan insanlar görürlerse, kendilerinin de bunu yaptığını hayal edebilirler.

Bence bu Lula’nın zaferine de uyarlanabilir. Rakamlarına bakarsanız, bu yıl 2022’dekinden daha fazla oy aldı, çünkü seçmen tabanını genişletti. Bunu yapabilmelerinin bir nedeni de son derece hayal kırıklığı yaratan ilk turdan sonra mobilizasyon ve medya oyunlarını geliştirmeleri gerektiğini fark etmeleriydi.

Bence temel fark, Z kuşağının kendini siyasi bir özne olarak görmesini ve oylarının önemli olduğunu düşünmesini sağlamak. Bence demokrasiyi kurtarmada — ister Hindistan, ister Brezilya, ister ABD, ister Sırbistan olsun — fark yaratacak olan bu.

Güney Amerika’yı takip ediyorum; “pembe dalgadan” bahsedilirdi. 2010’larda “Ne kadar çok solcu lider var” denirdi; Şili’de Boric’i hatırlayın. Bütün bu solcu başkanlar vardı ve birdenbire sağa kaymaya başladı. Arjantin’de Milei ile başladı ve çok hayal kırıklığı yaratıcıydı.

Bu yıl Kolombiya’yla birlikte “Brezilya da düşecek mi?” diye düşündüm. İnsanların “Brezilya ABD hegemonyasına mı teslim olacak, yoksa ulusal egemenlik için mi direnecek?” dediğini hatırlıyorum. Bence bu çok olumlu bir işaretti.

Fark yaratan, sadece üç haftalık yoğun bir mobilizasyondu. İnsanlar sadece umutlu değil, aynı zamanda sorumlu hissettiler. Bu daha geniş tabanlı siyasi sorumluluk fikri bence çok önemli.

Dünyada tırmanan sağ popülist ve neo-faşist dalganın arkasındaki temel dinamik nedir sizce?

1990’larda küreselleşme karşıtı hareket içindeyken, neoliberal politikaların devasa eşitsizlikler ve öfkeli kitleler yaratacağını vurguluyorduk. O dönem Thomas Friedman gibi ana akım yorumcular küreselleşmenin “bütün tekneleri yükselteceğini” iddia ediyordu; oysa biz sadece belirli kesimlerin zenginleşeceğini biliyorduk.

Bugün Almanya’da AfD’den Arjantin’de Milei’ye, İsveç Demokratları’ndan MAGA’ya kadar yükselen sağ dalga; neoliberal kapitalizmin ve liberal demokrasinin krizleri çözmedeki başarısızlığının sonucudur. Günah keçisi olarak feminizm veya göçmenler hedef gösterilse de asıl sorun sistemin kendisidir.

Trump bu krizin nedeni değil, neoliberalizmin yarattığı öfkenin bir semptomudur. Ama bir semptom olduktan sonra, mevcut bir krizi kötüleştiren bir katalizöre dönüşüyor. Demokrasi, insan hakları ve hukukun üstünlüğü bir süredir aşınıyor.

İlke TV'yi, Google'da tercih edilen kaynak olarak ekleyin İlke TV’nin özel haberlerini ve güncel gelişmeleri anında takip etmek için tıklayarak WhatsApp kanalımıza abone olabilirsiniz.

💬 Habere Tepkinizi Belirtin:
Habermetrik WhatsApp Kanalına Katılın

Günde en fazla 3 kritik gelişme. Bildirim kirliliği yok, anında bilgi.

Kanalı Takip Et →
Kaynaklar: ilketv.com.tr
Haber metni ve görseller ilketv.com.tr sitesine aittir; tam içerik kaynak sitede yayınlanır.
Haber Künyesi
Kategori: Siyaset
Yayın: 03 Kasım 2026 07:07 · Kaynak: ilketv.com.tr
Kaynağı Oku ↗