Habermetrik
← Ana Sayfa
01 Kasım 2026 04:10
✍ Editör: Habermetrik · Editör Politikası

“Oyunculuk, gerçek ile hakikat arasında ince bir çizgide yürümek gibi”

“Oyunculuk, gerçek ile hakikat arasında ince bir çizgide yürümek gibi”
Görsel kaynağı: gazetepencere.com
⏱️ 8 dk okuma 🛡️ %85 Doğruluk · 1 Kaynak
WhatsApp Paylaş
⚡ 30 Saniyede Özet Habermetrik Yapay Zeka Özeti
  • Name Önal’la yaptığımız bu sohbet ise festival telaşından bağımsız, biraz daha geriye dönüp oyuncuyu kendi hikâyesi üzerinden tanıma fırsatı

Antalya Film Festivali’nin bu yılki hareketliliğine uzaktan bakarken, geçmişte festivalin yarışma filmlerinde yer alan Acı Kahve ve Tavuk Suyuna Çorba ile hafızamda yer eden oyuncu Name Önal’a bu pazar yer vermek istedim. Name ile yaklaşık iki yıl önce Antalya Film Festivali’nde tanışmış ve filmleri üzerine sohbet etmiştik.

O günlerden bugüne taşınan arkadaşlığımız festivalle de başlamış oldu. Bu kez biraz daha geriye dönüp onun hikâyesini dinlemek; oyunculuğa nasıl başladığını, hayatındaki dönüm noktalarını ve kamera önündeki yolculuğunu kendi ağzından anlatmasını istedim.

Antalya Film Festivali yeni bitti. Ben bu yıl festival yollarında değildim. Bu kez uzaktan izlemeyi tercih ettim. Aklım kaldı mı? Belki biraz… Yıllardır Antalya’ya gitmediğim bir festival dönemi olmadığı için, biraz da alışkanlıktan.

Name Önal’la yaptığımız bu sohbet ise festival telaşından bağımsız, biraz daha geriye dönüp oyuncuyu kendi hikâyesi üzerinden tanıma fırsatı. Name ile herkese iyi pazarlar dileriz. Festivallerde görüşmek dileğiyle…Acı Kahve ve Tavuk Suyuna Çorba’yla iki yıl önce Antalya’da hem uzun metraj hem kısa film yarışmasında yer aldın.

Nasıl bir deneyimdi? Aynı anda bir uzun, bir kısa metraj film ile yarışmak heyecan vericiydi. Festivalde iki ayrı filminin gösterilmesi ve oyuncu olarak içinde yer almak oyuncuyu mutlu eden bir durum. Acı Kahve’nin yönetmeni Soner Sert, aynı zamanda Tavuk Suyuna Çorba’nın yapımcısıydı.

Tavuk Suyuna Çorba’yı ise eşi Deniz Büyükkırlı yönetti. Soner’le Dokuz Eylül Üniversitesi’nden gelen bir bağımız var. Aranızda güven oluşuyor ve o güven yaptığınız işe de yansıyor. İkisiyle de bir oyuncu olarak hem yolculuğumuz hem de arkadaşlığımız devam ediyor.

Soner Sert’le Annem Hakkında’da da çalıştın. Tekrar eden yönetmen-oyuncu ilişkisi senin için ne ifade ediyor? Tarzını sevdiğim insanlarla tekrar çalışmayı seviyorum. Yönetmenin beni tanıması, benim onun dünyasını bilmem çok kıymetli.

Bazen bir senaryoyu okuyup “Bu ben değilim” diyebileceğim kadar yakın bir ilişkimiz var. Ama onun kafasını ve yaptığı işi sevdiğim için karakterin içine girmeye çalışıyorum. Soner dersini iyi çalışan bir yönetmen. Annem Hakkında’da Halime’yi oynadın.

Bu rol ilk geldiğinde yaş olarak seni şaşırtmış. Evet. Halime’nin 15 yaşlarında bir oğlu vardı. İlk okuduğumda “Emin misin bunun ben olduğuma?” dedim. Sonra Soner beni ikna etti. Halime de genç yaşta evlendirilmiş, aile içinde kendi varlığını tam olarak kuramamış, abisinin sözünden çıkamayan, sessiz bir kadın.

Film baba-oğul hikâyesi gibi başlayıp aile ve miras paylaşımına uzanıyor.“Sen karaktere ne kadar inanırsan, seni izleyen insan da o kadar inanıyor”Tavuk Suyuna Çorba’daki Havva ise çok daha ağır bir karakter. Havva benim için gerçekten ağırdı.

Şiddete uğramış, kendi adaletini arayan bir kadın. Bir kadın olarak onunla empati kurmak zaten tanıdık bir yer. Ama oyuncu olarak o karakterin hakikatini taşımak başka bir ağırlık. Ben çalıştığım karakterleri bir reçete gibi görüyorum.

Havva’nın reçetesi cebimde duruyor artık. Oyunculuk bana gerçek ile hakikat arasında ince bir çizgide yürümek gibi geliyor. Sen karaktere ne kadar inanırsan, seni izleyen insan da o kadar inanıyor.“Benim cebime ne kalacak, izleyenin cebine ne kalacak?”Bir rolü kabul ederken senin için ne önemli?

Bütününe bakıyorum. Senaryoyu okuduğumda “Bunu neden yazmış, derdi ne, ne anlatacağız? Benim cebime ne kalacak, izleyenin cebine ne kalacak?” diye düşünüyorum. Sadece oynamış olmak için bir iş yapmak bana anlamlı gelmiyor.

Bugüne kadar sonradan “Bunu niye oynadım?” dediğim bir iş olmadı. Fakat daha fazla kadınla tanışmak, daha fazla kadını oynamak isterdim. Kariyerinde bağımsız sinema ve daha görünür ana akım işler bir arada ilerliyor. Sadakatsiz ve Maviye Sürgün de bunların arasında.

Benim hikâyem biraz gelen işe göre şekilleniyor. Aynı anda reklam, tiyatro, sinema, dizi devam edebiliyor. Sadakatsiz’de Nazan’ı oynadım; Onur Berk Arslanoğlu ile birlikte bir çifttik. Üç sezonluk dizide yaklaşık on bölümlük bir hikâyemiz oldu.

Maviye Sürgün de yurt dışına satılan, görünürlüğü yüksek işlerden biriydi.“Başkalarının yaptığı işleri takip ederek kendi işinde var olamazsın”Görünürlük senin için ne kadar önemli? Ben zaten işimi yapıyorum. Bunun sonucunda görünür olursam olurum.

Popüler kültürün içinde zaman zaman “Geri mi kaldım, bu sezon dizi yapmayacak mıyım?” diye düşünebiliyorsun. Bu çok normal. Ama oradan çıkmak gerekiyor. Başkalarının yaptığı işleri takip ederek kendi işinde var olamazsın.

Kendi yoluma bakıyorum. Üretiyor muyum, yaratıcılığımla ilgili bir problem var mı? Hayır. Kısa filmler de kariyerinin önemli bir parçası oldu. Kurbağalar ve Tavuk Suyuna Çorba’nın aldığı ödüller seni şaşırttı mı? Çok şaşırttı.

Kurbağalar, Yusuf Atılgan’ın “Evdekiler” öyküsünden uyarlandı. New York ve Londra’da ödüller aldık. Tavuk Suyuna Çorba da Yunanistan, Almanya ve İtalya’da gösterildi, ödüller aldı. Arizona’da en iyi kısa film seçildi, New York’ta da senaryo ödülü aldı.

Soner Sert ve Deniz Büyükkırlı ödül almak için film yapan insanlar değiller; hikâyeyi iyi anlatmak için film yapıyorlar.“Çocukken hayalim veteriner olmaktı”Peki oyuncu olma fikri ne zaman ortaya çıktı? Çünkü çocukken hayalin oyunculuk değilmiş.

Çocukken hayalim veteriner olmaktı. Gitar çalıyor, şarkı söylüyor, deneme yazıları yazıyordum ama oyuncu olacağımı düşünmüyordum. Veterinerliği kazanamayınca Karadeniz Teknik Üniversitesi’nde iktisat okumak için Trabzon’a gittim.

Kafam dağılsın, değişiklik olsun diye seçmeli tiyatro dersini aldım ve üniversitenin tiyatro kulübüne girdim. Orada çocuk tiyatrosu yapan bir grupla tanıştım. Minibüsle okullara, anaokullarına, köylere gidiyorduk; Gümüşhane’den neredeyse Gürcistan sınırına kadar çocuk tiyatrosu yaptık.

Bir yandan da müzik grubu kurduk, ben şarkı söylüyordum. Doğaçlama tiyatro yapıp kafelerde sahne almaya başladık. Sonra Trabzon Devlet Tiyatrosu’nda Rumuz Gonca’yı yönetmeye gelen Ege Aydan bizi izledi. Figürasyon yapacak, dans edecek ve şarkı söyleyecek bir grup arıyorlarmış.

Böylece Trabzon Devlet Tiyatrosu’nda çalışmaya başladık. Hayatımın en yoğun dönemiydi. Sabah beş-altı gibi kalkıp çocuk tiyatrosu için yola çıkıyor, akşam dönüp üniversitede derse giriyor, ardından oyuna çıkıyordum. Temsil sonrasında bazen konser, bazen otel açılışı oluyordu.

Eve gelip iki-üç saat uyuduğum günler vardı. Dört yıl böyle geçti. Trabzon Devlet Tiyatrosu’nda ensemble içinde, koro ve dans tarafında çalıştım. Aslında oyunculuğu orada öğrendim. Ege Aydan, Sinem Şahin ve Şevki Çepa’nın çok büyük desteğini gördüm; beni sınavlara hazırladılar.

O dönem, oyunculuğa nasıl adım attığımı belirleyen en önemli süreçti. İktisat bölümünü de aynı anda bitirdin. Evet. Üçüncü sınıfta III. Richard’ı çalışıyorduk. Tam o sırada anneannemi kaybettim. Hayatımda ilk kez bir cenaze ve tabutla karşı karşıyaydım.

İstanbul’a gidip cenazeden sonra Trabzon’a döndüm; ertesi gün genel provada yine sahnede, bir tabutun başında ağlıyordum. O an “Ben bu işin okulunu okumak istiyorum” dedim.“Gerçek hayattaki acıyla sahnedeki hakikatin aynı yerde buluşması beni çok etkiledi”Gerçek hayatta ve tiyatroda provada aynı anda tabut başında, çok acayip hikaye.

Sonrası nasıl ilerledi? Kesinlikle. O güne kadar akışın içindeydim. Çok sevdiğim şeyleri yapıyor, para kazanıyor, öğrenciyken hayatımı sürdürebiliyordum. Ama o deneyimden sonra “Ben oyuncuyum. Benim olma biçimim bu” dedim.

Gerçek hayattaki acıyla sahnedeki hakikatin aynı yerde buluşması beni çok etkiledi. Aileme anlattım. “Bir yılın kaldı, önce iktisadı bitir” dediler. Bitirdim, ardından Dokuz Eylül Üniversitesi’nde oyunculuk eğitimi aldım ve bölümü birincilikle tamamladım.

Trabzon’da müthiş bir mutfak deneyimi yaşamıştım. İstanbul’a geldiğimde daha tezimi bitirmeden Tiyatro İstanbul’da provalara başladım. Sonra özel tiyatrolar ve farklı projeler geldi. Bir dönem çocuk oyuncu koçluğu da yaptım.

İlk başta para kazanmak için başladım ama sonra çok keyif aldım; bu sayede çok sayıda yönetmen ve yapımcıyla tanıştım. Oyunculuk ve koçluk hep iç içe ilerledi.“Var olduğum sürece oyunculuk yapmaya devam edeceğim”Bundan sonrası için seni neler heyecanlandırıyor?

Var olduğum sürece oyunculuk yapmaya devam edeceğim. Daha önce DasDas’ın projesinde bir müzikalin içinde oldum ama pandemi nedeniyle yolculuğu kısa sürdü. Komediye de doyamadım. Emin Alper’in, Özcan Alper’in ya da Nuri Bilge Ceylan’ın dünyasına yaklaşmak benim için başka bir motivasyon.

En son Emin Alper’in dijitaldeki projesi için audition verdim ama olmadı. Auditiona giriyorum, bırakıyorum. Oluyorsa oluyor, olmuyorsa olmuyor. Olmadığında da takılıp kalmıyorum. Şu sıralar neler yapıyorsun? Şimdi bir oyun yazıyorum.

Ben oyuncuyum, yazar değilim ama yazmayı çok seviyorum. Gittiğim festivallerden birinde ilham aldığım bir şeyden ses kayıtları almaya başladım; bunlar zamanla oyunun içinde kullanabileceğim malzemelere dönüştü. Henüz demleniyor ama sahnede olacağına inanıyorum.“Hep bir keşif halindeyim”Senin hikâyende dikkat çeken şey, beklemek yerine sürekli bir şey üretmen.

Sanırım benim çalışma biçimim bu. Hep bir keşif halindeyim. Bir şey okuyorum, görüyorum, duyuyorum ve oradan başka bir şey çıkıyor. Oyunculuk benim için sadece rol beklemek değil; hayatın içinden bir şey alıp dönüştürmek. Hepsine rağmen “iyi ki” dediğim bir yerdeyim.

💬 Habere Tepkinizi Belirtin:
Habermetrik WhatsApp Kanalına Katılın

Günde en fazla 3 kritik gelişme. Bildirim kirliliği yok, anında bilgi.

Kanalı Takip Et →
Kaynaklar: gazetepencere.com
Haber metni ve görseller gazetepencere.com sitesine aittir; tam içerik kaynak sitede yayınlanır.
Haber Künyesi
Kategori: Kültür-Sanat
Yayın: 01 Kasım 2026 04:10 · Kaynak: gazetepencere.com
Kaynağı Oku ↗