Habermetrik
← Ana Sayfa
Sakarya 01 Kasım 2026 22:07
✍ Editör: Habermetrik · Editör Politikası

Çocuğuna Her Şeyi Alırsın, Temiz Bir İsim Bırakamazsın!

Çocuğuna Her Şeyi Alırsın, Temiz Bir İsim Bırakamazsın!
Görsel kaynağı: netgaste.com
⏱️ 6 dk okuma 🛡️ %85 Doğruluk · 1 Kaynak
WhatsApp Paylaş
⚡ 30 Saniyede Özet Habermetrik Yapay Zeka Özeti
  • İnsan bazen söyleyecek söz bulamıyor
  • Öfkeleniyor…İçinden geçenleri yazıyor, siliyor
Hukuki not: Bu içerik adli süreçlere ilişkindir; suçluluğu kanıtlanana kadar kişiler masumdur (masumiyet karinesi).

İnsan bazen söyleyecek söz bulamıyor.

Öfkeleniyor…İçinden geçenleri yazıyor, siliyor. Sonra dönüp kendi hayatına bakıyor.

Ben de öyle yapıyorum.

44 senedir çalışıyorum.

Bir evim var. Bir de zar zor alabildiğim arabam.

Ömrümün büyük kısmı çalışmakla geçmiş. Sabahın telaşı, akşamın yorgunluğu… Yetiştirilmesi gereken işler, ödenmesi gereken borçlar, ertelenen ihtiyaçlar…

Şimdi dönüp düşünüyorum:

“Acaba farkında olmadan birinin hakkına girdim mi? Birini incittim mi? Şu iki parça malın hesabını verirken dilim dolaşır mı?”

İnsanın kendisine sorması gereken sorular bunlar.

Ama sonra duyduklarımıza, okuduklarımıza bakıyorum…

İddialar, soruşturmalar, akıl almaz rakamlar…

Elbette her iddia hüküm değildir. Kimin suçlu olduğuna mahkemeler karar verir. Kimsenin hakkına, hukukuna girmek istemem.

Benim sözüm bir isme değil.

Benim sözüm, başkasının hakkını kendi kazancı sayan anlayışa.

Alın terini küçümseyene…Emaneti fırsat bilene…“Kimse görmedi” diyerek vicdanını susturana…İyi de kardeşim…Sen kendini de mi görmüyorsun? Rakamları konuşuyoruz. Kaç para? Kaç ev? Kaç arsa? Kaç hesap? Sıfırlar çoğaldıkça insanın aklı almıyor.

Fakat o sıfırların arasında kaybolan başka şeyler de var. Bir işçinin ödenmeyen alın teri var. Çocuğunun okul ihtiyacını erteleyen bir babanın mahcubiyeti var. Tezgâhını kapatmamak için kendi ihtiyacından vazgeçen esnaf var.

Bir düğüne takacağı çeyrek altını alabilmek için aylarca para ayıran insan var. Hak yenildiğinde yalnızca para eksilmiyor. Birilerinin sofrası, umudu, geleceği eksiliyor.

Senin kolayca harcadığın, bir başkasının aylarca biriktiremediği olabilir.

Senin “Ne olacak canım?” dediğin, bir evin en büyük ihtiyacı olabilir.

Bunu hiç mi düşünmez insan?

Beni asıl yaralayan, kötülüğün kendisi kadar karşısındaki rahatlık.

İnsan yanlış yapabilir. Nefsine yenilebilir. Sonra durur, utanır, pişman olur. Aldığını geri vermeye, kırdığını onarmaya çalışır.

Peki ya utanmayı da kaybetmişse?

Hak yiyip haklı görünmeye çalışıyorsa?

Kendisinden hesap soranı suçluyorsa?

Bir de insanların karşısına çıkıp ahlaktan, dürüstlükten söz ediyorsa?

İşte insanın içini yakan bu.

Yanlışı yapanın yüzü kızarmıyor da alın teriyle yaşayanın başı öne eğiliyor.

Sanki dürüst olmak bir eksiklikmiş gibi…Sanki hakkıyla kazanamayan değil de hakkından fazlasına el uzatmayan beceriksizmiş gibi…Hayır! Kimse bize bunu normal diye anlatmasın. Az kazanmak ayıp değildir. Eski arabaya binmek ayıp değildir.

Kirada oturmak, borç ödemek, bir ihtiyacını gelecek aya bırakmak ayıp değildir. Ayıp olan, başkasının hakkıyla kendine hayat kurmaktır. Bir de çocuklar meselesi var. Her şey onlar içinmiş…Evler onlar için. Hesaplar onlar için.

Biriktirilen servet onlar için. Peki, o servetin nereden geldiğini bir gün sorduklarında ne diyeceksin?“Baba, bunları nasıl kazandın?”Bir çocuğun babasına sorabileceği en sıradan sorulardan biri. Ama cevabı herkeste aynı rahatlıkla yok.

Çocuğuna ev alırsın. Araba alırsın. Önüne türlü imkânlar koyarsın. Peki, insanlar babasının adını andığında başını kaldırıp gururla bakabilecek mi? Çaldığın parayla çocuğuna çok şey alabilirsin. Ama o parayla ona temiz bir geçmiş satın alamazsın.

Evladını seviyorsan yalnızca yarınını düşünme.

Bıraktığın malı kullanırken taşıyacağı yükü de düşün.

Çocuklara miras diye utanç bırakmaya kimsenin hakkı yok.

Allah’tan korkmak…

Bu sözü çok söylüyoruz.

Peki, hayatımızın neresinde duruyor?

Bir başkasının hakkı elimize geçtiğinde mi hatırlıyoruz, yoksa yalnızca işimiz daraldığında mı?

İnanç, dilimizde kalan birkaç güzel sözden ibaret olabilir mi?

İnsanların görmediği yerde elini haramdan çekemiyorsan, kalabalıklar önünde söylediğin sözlerin kıymeti ne?

Ben önce kendime soruyorum bunları.

Çünkü hesap yalnızca başkaları için değil.

Benim için de var. Senin için de var.

Makamın, çevrenin, itibarın arkasına saklanamayacağımız bir hesap…

Bu dünyada birilerini susturabilirsin. Kendi yaptığını Allah’tan saklayamazsın.

Bunu bildiği hâlde insan nasıl bu kadar rahat olabilir? Ben onu anlayamıyorum.44 yıllık emeğime dönüp bakıyorum yine. Eksiklerim olmuştur. Yanlışlarım olmuştur. Bilmeden kırdığım insanlar olmuştur. Allah affetsin. Ama insanın akşam evine dönerken kapısını huzurla açabilmesinin bir karşılığı var.

Sofrasına oturduğunda lokmasını sorgulamadan yiyebilmesinin…Çocuğunun yüzüne bakarken gözünü kaçırmamasının…İşte ben o huzuru hiçbir servetle değişmem. Daha çok malım olsun ister miydim? Elbette insanın ihtiyaçları da hayalleri de bitmiyor.

Ama başkasının hakkı pahasına olacaksa…Olmasın. Bir ev eksik olsun. Bir araba eski olsun. Bir arzumuz da gerçekleşmesin. Yeter ki boğazımızdan geçen lokma, bir başkasının ahıyla düğümlenmesin.

Bu yazının bir partiyle, bir makamla, bir isimle işi yok.

Kim yaparsa yapsın, hak yemek aynı hak yemektir.

Kendimize yakın olunca susup uzağımızdakine öfkeleniyorsak önce kendi vicdanımızı yoklamamız gerekir.

Dürüstlük, kimin yaptığına göre değişiyorsa dürüstlükten söz edemeyiz.

Benim dileğim kimsenin mahvolması değil.

Yanlışından dönmesi.

Elini çekmesi. Hakkını aldığı insana hakkını vermesi. Özür gerekiyorsa özür dilemesi. Hesap gerekiyorsa hesabını vermesi.

Allah hepimize hidayet nasip etsin.

Helali haramdan ayıracak bir dikkat, yanlıştan dönecek bir cesaret versin.

Ama hiçbirimiz, düzelmeyi hep başkasından beklemeyelim.

Çünkü o son yolculukta ne evin tapusunu yanımıza alacağız ne arabanın anahtarını…

Geride adımız kalacak.

Bir de insanların bizi nasıl hatırladığı.

Bu Nasıl Bir Hırsızlık Ya! Bir de konuşulan rakamlara bakın…İddiaların birinde bir evden deste deste para çıktığı söyleniyor. İnsan duyunca, “Banka şubesinde bu kadar nakit var mıdır?” diye düşünüyor. Bir başkasına ilişkin bin 650 tapudan söz ediliyor.

Benim telefon rehberimde o kadar numara yok! Konuşulan tutar 500 milyar lira…Sıfırlarını saymaya parmaklarım yetmiyor! Elbette bunlar, doğruluğu delillerle ortaya konulması gereken iddialar. Fakat insanın zihnine düştüğünde bile ağır geliyor.

Bu rakamlar doğruysa, bu nasıl bir hırsızlık ya! Rakamlar öyle büyümüş ki milyonlar artık çerez gibi konuşuluyor. Oysa bir esnafın yıllarca çalışarak biriktiremediği paradan söz ediyoruz. Sabah kepenk açan, akşam hesabını kapatırken evine ne götüreceğini düşünen insanın hayal bile edemediği tutarlardan…Biz maçı izliyoruz…Bahis iddialarını duyunca bu defa insanın içine başka bir şüphe düşüyor:“Biz maça bakarken hakem kuponunu mu düşünüyor?”Güvenin zedelenmesi böyle bir şey.

İzlediğin maçtan şüphe ediyorsun. Alışverişinden şüphe ediyorsun. Biriktirdiğinden şüphe ediyorsun. Düğünde takmak için zar zor aldığımız çeyrek altının bile ayarıyla oynandığına ilişkin haberler duyuyoruz. İnsan soruyor: Biz kime, neye güveneceğiz?

Bir çeyrek altın alırken kaç ihtiyacımızı ertelediğimizi bilen var mı? O küçük altının içinde bazen bir emeklinin kısılan mutfak masrafı, bazen bir çalışanın vazgeçtiği ihtiyacı var. Ona da mı göz dikilir? İnsanın emeğine, sevincine, düğününe götüreceği hediyeye kadar mı uzanır bu el?

Eskiden hırsızlık yüz kızartırdı. Şimdi insanı kahreden, hak yiyenin bir de pişkin pişkin dolaşabilmesi…Onun yerine biz utanıyoruz! Hadi yakalanmaktan korkmuyorsun…Bari çoluğundan çocuğundan utan. Bir gün yüzüne bakıp “Baba, bunları nasıl kazandın?” diye soracak evladından utan.

Çaldığın parayla çocuğuna her şeyi alabileceğini sanırsın. Ev alırsın. Araba alırsın. Önüne türlü imkânlar serersin. Ama temiz bir isim bırakamazsın! O çocuk senin bıraktığın serveti kullanır belki…Peki, adının yanına yapışan utancı nasıl taşısın?

Ben 44 senedir çalışıp edindiğim bir evin, bir arabanın hesabını nasıl vereceğimi düşünürken, başkasının hakkıyla servet kuranlar ne düşünüyor, bilmiyorum. Gece başlarını yastığa nasıl koyuyorlar? Çocuklarının yüzüne nasıl bakıyorlar?

Bir mazlumun ahı, bir yetimin hakkı, bir emekçinin alın teri hiç mi akıllarına gelmiyor? Allah hidayet nasip etsin. Ama insanın içinden yükselen o soruyu da susturamıyorum: Hadi, kuldan utanmanız yok…

Hiç mi Allah’tan korkmuyorsunuz?

Güzel söz:

“Evladına bırakacağın en kıymetli miras,

Adın anıldığında yüzünün kızarmamasıdır.”

💬 Habere Tepkinizi Belirtin:
Habermetrik WhatsApp Kanalına Katılın

Günde en fazla 3 kritik gelişme. Bildirim kirliliği yok, anında bilgi.

Kanalı Takip Et →
Kaynaklar: netgaste.com
Haber metni ve görseller netgaste.com sitesine aittir; tam içerik kaynak sitede yayınlanır.
Haber Künyesi
Kategori: Asayiş · Bölge: Sakarya
Yayın: 01 Kasım 2026 22:07 · Kaynak: netgaste.com
Kaynağı Oku ↗